Yarın Her Şeyi Anlatacağım

Yarın ona her şeyi söyleyeceğim

Tolga koltuğa çökmüş, yere bakıyordu. Kafasındaki gürültü azalmıyordu, içindeki öfke hâlâ kaynıyordu. Kafası karışmış, küskün hissetti kendini. İşten yorgun argın dönmüştü, raporlar, yetişmeyen projeler ve bitmek bilmeyen stres beynini kemiriyordu. Eve girip etrafa dağılmış dağınıklığı görünce patlamamak elde değildi.

“Elif, hiçbir şeyi toplamaktan aciz misin?” diye bağırdı kontrolünü kaybederek. “Biraz özen o kadar zor mu?”

Sesi odada yankılandı ve o an havayı değiştirdiğini hissetti. Elif soğuk, neredeyse umursamaz bir tonla cevap verdi ama Tolga gözlerindeki yaşları fark etti. Sakinleştirici bir şeyler söylemek istedi ancak kelimeler boğazında düğümlendi. Yerine öfkesini kusmaya devam etti.

Elif yatağın kenarında oturuyordu, gözleri kıpkırmızı, kalbi deli gibi çarpıyordu. Yumruklarını sıktı, öfkenin damarlarında gezindiğini hissediyordu. Daha dün mutluydular, şimdiyse her şey altüst olmuştu. Bu, son umutlarını da yok eden yeni bir kavga gibiydi.

“Neden?” diye fısıldadı kendine, başı dönerken. “Erkekler neden kendilerine hizmet etmek zorundaymışız gibi davranıyor?”

Her gün aynı şeydi: Tolga, her işi onun halletmesini bekliyordu. Kendisinin de yorulduğunu, ilgiye ihtiyacı olduğunu söylemeye çalıştığındaysa hep aynı tepki geliyordu: bağırma, suçlamalar, inciten sözler.

Gözü sabah yıkamayı planladığı kirli çamaşır yığınına takıldı. Artık önemi yoktu. Tolga’nın sözleri kafasında çınlıyordu: “Başka işin yok mu senin?”, “Yine beni unuttun tabii!”. Bu cümleler her sabah içtiği çay kadar tanıdıktı ama bugün daha acı gelmişti.

“Kendimi savunmak zorunda değilim!” diye mırıldandı karşısındaki aynaya bakarken. Yorgun görünüyordu ama gözleri kararlı parlıyordu. “Ben de onun kadar çalışıyorum. Benim param, benim hakkım!”

Geçenlerde aldığı o güzel elbiseyi hatırladı, aylardır istiyordu. Sevinci kısa sürmüştü. Tolga parayı kendisine harcadığını öğrenir öğrenmez sahne yapmıştı. “Bencil! Hep kendini düşünüyorsun!” Bu sözler hâlâ içini acıtıyordu.

Ama asıl sinir bozucu olan, onun duygularını hiç anlamaya çalışmamasıydı. Tek gördüğü kendi ihtiyaçlarıydı. Eşyaları ortalıkta duruyordu ama toplamak yine ona düşüyordu. Tüm bu küçük detaylar, ilişkilerini kemiren bir yumak olmuştu.

“Yeter!” dedi yüksek sesle, başını sallayarak. “Daha iyisini hak ediyorum. Kimsenin hizmetçisi değilim. Kendi hayatımı yaşamalıyım, başkalarının beklentilerine göre değil.”

Yataktan kalkıp pencereye yürüdü. Kararını vermişti; böyle devam edemezdi. Özgürlüğünü geri almalı, kendi hayatının dizginlerini eline geçirmeliydi.

“Yarın,” diye düşündü kararlılıkla. “Yarın her şeyi söyleyeceğim. Kendi işini kendi görsün. Tek başına olmanın ne demek olduğunu anlasın.”

O gece uzun süre uyuyamadı, yatakta dönüp durdu. Aklında hep gelecek vardı. Yeni bir hayat hayal etti: istediği yere gidebilecek, sevdiği şeyleri alacak, her arzusu için suçluluk hissetmeyecekti. Uzun zamandır ilk kez, zorlu bir konuşma beklese bile içinde bir hafiflik vardı.

Sabah erkenden, alarm çalmadan uyandı. Gözü dün ütülediği katlanmış tişörtlere takıldı. “Son kez,” diye geçirdi içinden, onları dolaba yerleştirirken. Bugün yeni bir sayfa açılacaktı. Zorlu olsa da, onu gerçek mutluluğa götürecekti – olduğu gibi sevileceği bir yere.

Rate article
Lifequest
Yarın Her Şeyi Anlatacağım