**Günlük Kaydım**
Boşandıktan sonra kendime gelmem uzun sürmüştü. İsmail’i delicesine sevmiştim, zaten böyleydim işte. Sevdim mi, tüm benliğimle severdim. Hem kocama hem de oğluma adanmış bir hayatım vardı. Oğlum tabii ki ayrı, her kadın için hayattaki tek erkeğin oğlu olduğunu biliyordum. Ona asla kıyamazdım.
Oğlum Efe, liseden sonra insanlara yardım etmek için tıp fakültesine girmeye karar verdi. Hep yanımda olacağını sanıyordum ama o uzak bir şehirde okumayı seçti. İsmail ise hiç oralı bile olmadı. “Ne var bunda, Efe doktor olmak istiyorsa bırak olsun, bu onun hayatı,” dediği zaman içim acımıştı.
Efe ise bunu hep hayal etmişti. “Anne, biliyorsun ben hep insanlara yardım etmek istedim. Tabii ki yanında olmamı istersin ama ben artık bir erkeğim. Nadir görüşeceğiz ama elimden geldiğince geleceğim. Seni seviyorum, dünyanın en güzel annesisin. Bunu asla unutma,” diyerek bavulunu topladı.
Mezun olduktan sonra Ankara’ya yerleşti, evlendi ve bir kız torunum oldu. Onları daha sık görmek istiyordum ama uzaktılar.
İsmail’le yirmi beş yıl evli kaldık. Güzel, eğitimli, akıllı bir kadındım. Üniversitede pek çok talipli varken o ısrarla peşimden koşmuştu. Sessiz, kavgadan uzak, her köşeyi ustalıkla yumuşatan bir insandım. O ise sert ve kabaydı ama ona da bir anahtar bulmuştum. Onunla beraber iş planı yaptık, otomobil tamir atölyesini birlikte kurduk, ben her adımında yanında oldum.
Bir gün arkadaşlarımla kafede buluştum. Ayşe’nin torunu olmuştu. Üçümüz yıllardır dosttuk. Elif’le aynı ofiste çalışıyorduk, Ayşe ise ev hanımıydı, şehir dışında büyük bir evleri vardı. O gün Ayşe şehre gelmişti, kısa bir buluşma ayarladık. Her zamanki gibi hayatlarımızı, çocukları, eşleri konuştuk.
Sonra Ayşe birden sordu: “Selin, İsmail’e tamamen güveniyor musun?”
“Tabii, aramızda sır yok. Neden sordun?” diye tedirgin oldum.
Ayşe ile Elif göz göze geldi. Ayşe devam etti: “Birkaç kez onu genç bir kızla gördüm. Kol kola geziyorlardı. İsmail beni fark etmedi bile, kıza dalmıştı.”
Şaşkınlıkla onlara baktım. “Belki ofisinden biridir, orada genç kızlar da çalışıyor. Zaten bazen geç kalıyor, müşterileriyle meşgul oluyor.”
O günden sonra İsmail’e daha dikkatli bakmaya başladım. Gecikmelerini sorguluyordum ama sonra yine kendimi avutuyordum.
Ta ki bir gün kapımıza genç bir kız çıkana kadar. Hamileydi.
“Merhaba,” dedi tatlı bir sesle.
“Merhaba, kimi aradınız acaba?” diye sordum.
“Ne kadar genç ve güzelsiniz! Selin hanım mısınız? İsmail bana eşinin yaşlı ve hasta olduğunu söylemişti,” diye güldü.
“Evet, Selin’im. Sağlığım yerinde, gördüğün gibi. Siz kimsiniz?”
“Ben Derya. İsmail’in bebeğini bekliyorum. Uzun zamandır birlikteyiz. Size anlatamıyormuş, hep erteliyormuş. Bana sizden boşanacağını söylüyordu. Yakında bebeğimiz doğacak.”
Şok olmuştum. Derya konuşmaya devam etti: “Yaşınızı görünce şaşırdım. İsmail 48 yaşında ama siz çok gensçsiniz.”
“Derya, kaç yaşındasın? Nasıl tanıştınız?”
“21. İnternetten tanıştık tabii,” diye gururla cevap verdi.
“20 yaşında bir kız, 50’sine yaklaşmış bir adamla nasıl birlikte olabilir? Oğlum 25 yaşında!”
“Ah, bana ahlak dersi vermeyin. Bana para ve güven lazım. Genç bir adamla çocuk büyütemem. İsmail’i bana verin, zaten sizi sevmiyor, boşanmak istiyor.”
“Tamam Derya, al İsmail’i ve git.” Hafifçe kapıyı kapattım.
Kavga bekliyordu ama olmayınca omuz silkti. “Hoşça kalın.”
Kapıyı kapattığım anda kanepeye çöktüm, hıçkıra hıçkıra ağladım. Sonra kendime gelip İsmail’le konuşmaya hazırlandım.
O akşam sakince karşıladım onu.
“Hoş geldin canım. Şu bavul ve çantayı görüyor musun? Senin eşyaların. Al ve git,” dedim kararlılıkla.
“Selin, ne oldu? Niye beni evden atıyorsun?” Gözleri kayıyordu, anlamıştı.
“Bana bir şey olmadı. Hamile Derya’n geldi, senden boşanmamı istedi. Artık özgürsün, seni görmek bile istemiyorum. Aşkımı çiğnedin.”
Kapıyı açıp baktım ona: “Hayır, gitmek istemiyorum,” diye mırıldandı.
Çantasını eline verdim, kapıyı kapattım.
Bir ay sonra bir kafede buluştuk. İsmail daireyi paylaşmak istiyordu. Babamın bana aldığı geniş, iki katlı evdi.
“Ev bana kalacak, iş senin. Söz veriyorum, işine karışmayacağım.”
“Ama kirada oturuyorum, çocuk olacak. Bu evi paylaşalım,” diye ısrar etti.
“Oğlumuzu unuttun galiba. Ya ev bana kalır, ya da her şeyi yarı yarıya böleriz ama yine de evi alamazsın. Üç gün düşün. Ya babamı çağırıp onunla mı konuşalım?”
Sonunda haklı çıktım. Babam arayınca İsmail direnmedi: “Tamam, ev Selin’in olsun.”
Aradan altı ay geçti. Yalnızlığa alışıyordum. Bazen düşünüyordum: Bu hayattan ne öğrendim? Bir erkeği kendinden fazla sevmemeyi. Değer bilmiyorlar. Ne kadar çok seversen, o kadar hoyratlaşıyorlar. Belki hatırlamSonra İvan’la tanıştım ve gerçek bir aşkın ne demek olduğunu, her şeyin yeniden başlayabileceğini öğrendim.




