Kızım, niye bu hayta ile uğraşıyorsun? Sana hayatta hiçbir iyilik getirmez ki! Ah, bu çocuk yüzünden çok ağlayacaksın… Mutlaka başı belaya girecek! Yıllarca onu bekleyeceksin, tıpkı bir “delişmenin” karısı gibi, değil mi?
– Anne, öyle deme ya! Levent kötü biri değil. O şefkatli ve iyi biri. Beni seviyor!
– Öyleleri sadece işlerine yaradığında severler! Unut onu. Şu Genç’e bir bak mesela. Harika bir koca olur. Arkasında sanki kalede yaşarsın! İnan bana, ben bilirim.
Leyla, annesine küskün küskün baktı. Annesi onu hiç anlamıyordu. Anlamak da istemiyordu.
– Anne, o Genç’ten hoşlanmıyorum. Çok fazla…
– Ne çok fazla? Evet, belki maço görünmüyor ama seni seviyor! Bir şans ver! Şu Levent denen serseriyi def et!
– Hayır anne, ben sadece Levent’le evleneceğim. Kararımı verdim.
– Cemal, bir sen söyle kızıma, yanlış yaptığını! – Meryem Hanım kocasına baktı. – Niye susuyorsun?
Cemal koltuğundan kalkıp tartışan eşi ve kızının yanına geldi. Levent’i pek sevmiyordu ama kızının hayatına karışmak da istemiyordu. Ona göre Leyla artık büyümüştü ve ne yapacağına kendisi karar verebilirdi. Sonuçta bu hayatı onlar yaşamayacak, o yaşayacaktı.
– Kızlar, ne bu tartışma? Meryem, bırak sevdiğiyle görüşsün. Leyla, sen de dikkatli ol, bir sıkıntı olursa bana söyle. Ne gerekiyorsa yaparım, arkandayım. Anladın mı?
Kadın elini masaya vurdu, Leyla ise sevinçle babasına sarıldı.
– Teşekkürler baba! Biz henüz sadece görüşüyoruz. Levent daha evlenme teklif etmedi bile.
– İyi işte. Umarım hiç etmez de, – diye mırıldandı Meryem Hanım.
Leyla cevap vermedi, yeni bir nasihat patlamasını tetiklemek istemiyordu.
Yirmi yaşındaki kız, kendi hayatına kendisinin karar verebileceğini düşünüyordu, annesi yine de anlamayacaktı. Levent, Leyla’nın dünyasının merkeziydi ve birbirlerine yıllardır aşıktılar, bu da Meryem Hanım’ı deli ediyordu. Genç ise, üniversiteden sınıf arkadaşı, tam tersine Leyla’nın annesinin gözdesiydi ama kızı hiç etkilemiyordu.
Babasının onayını alınca Leyla, artık gizlemeden Levent’le görüşmeye başladı. Çocuk da buna çok sevindi. Levent biraz haşarı tabiatlıydı ve arkadaşları da öyleydi ama Leyla’yı gerçekten seviyordu ve onun için her şeyi yapmaya hazırdı. Hatta tamamen değişmeye bile.
– Levent, evlendikten sonra bir ev tutalım mı? Altından kalkabilir misin?
– Tabii ki kalkarım. En kötü ailem yardım eder. Bu arada, seninle birlikte olduğumuza çok seviniyorlar. Üzerimde iyi bir etkin var diyorlar, – diye gülümsedi Levent.
– Sahi mi? – Leyla mutluluktan kıpkırmızı oldu.
Bu konuşma, Leyla üniversitenin son senesindeyken geçti. Levent çalışıyordu ve ikisi de düğün için para biriktiriyordu. Meryem Hanım ise hâlâ karşıydı ve düğün masraflarına yardım etmeyeceklerini söyledi. Cemal, eşiyle tartışmadı ama gizliden gizliye kızına destek oluyordu.
– Kendine düzgün birini bul, o zaman masrafları biz karşılarız, – diyordu. – Ama bu serseriyle evlenirsen, kendi başının çaresine bak…
Tabii Leyla çok üzüldü ama annesinin kararını değiştiremezdi.
Neyse ki Levent’in ailesi daha anlayışlı çıktı ve kızı bağırlarına bastılar.
– Annemin sana karşı çıkması çok üzüyor beni. Babam, kararlarımı kendim alabileceğimi söyledi. Hayatıma müdahale etmiyor. Hatta destek oluyor.
Levent kızı kucakladı ve gözlerinin içine baktı.
– Leyla, üzülme. Senin annen sadece senin iyiliğini istiyor. Ben onun tavırlarına katlanırım. Hayatımda beni sevmeyen çok insan oldu, alışığım yani.
– Kimmiş o seni sevmeyenler? – diye şaka yollu dürttü Leyla onu.
– Hah işte… – diyerek Leyla’yı öptü. Ama sonra fısıldadı: – Ama ben hep seni sevdim.
– Hep mi?
– Hep, – diye onayladı Levent.
Bu doğruydu, çocukluklarından beri ona âşıktı. Leyla ve ailesi bu mahalleye taşındığında, henüz okula yeni başlamıştı. Önce onu kızdırmaya çalışmıştı ama Leyla ona haddini bildirmişti. İşte böyle başlamıştı arkadaşlıkları, sonra aşka dönüşmüş, derken sağlam bir sevgiye evrilmişti.
Bu arkadaşlık, Levent’in haşarılık yapmasına engel olmamıştı. Zaman zaman başı belaya girer, sonra pişman olurdu ama çoğu zaman davranışlarının sonuçlarını bile düşünmezdi.
Ama şimdi kendini toparlamış, okulunu bitirmiş ve bir tamirhanede iyi para kazanıyordu.
Düğünlerini Leyla’nın ailesinin yardımı olmadan yaptılar. Levent tamirhanede saygın bir yere sahipti ve o hareketli gençliğini yavaş yavaş unutuyordu. Leyla ise onunla mutluydu, ama annesi hâlâ damadına, yumuşak tabirle, mesafeliydi. Meryem Hanım, kızının bu hayta ile iyi sonuçlanmayacağını düşünüyordu.
– Levent, yarın aileme gidelim mi? – diye sarıldı Leyla kocasına.
Levent eşine şefkatle baktı ve yuvarlak karnını okşadı.
– Leyla, şimdi ne ailesi? Senin stres yapmana gerek yok. Bekir doğunca gideriz. Torunu nineyle dedeye gösteririz. Bu arada, benim annemler de uğramak istemişti.Levent içtenlikle gülümsedi ve “Tamam, anneme söylerim ama sen de çok yorulma, bak bizim küçük adam uyanıyor,” diyerek beşikte mırıldanan bebeğe doğru yürüdü.




