**Karşılaşma**
— Kızım! Kızım, durun! Durun ya! — Elif arkasını dönüp baktı, peşinde şapkalı bir delikanlının kendisine yetişmeye çalıştığını gördü. Şapka bir şekilde tanıdık geliyordu. Ama nerede görmüştü ki? — Of! Sonunda! Maraton mu koşuyorsunuz? Zor yetiştim! İsmim Kenan. Ama bana Keno deyin. Nüfusta Kenan Barış Demirtaş yazar. Haşmetli, vakur, entelektüel. Ben… Ufff, bir saniye…
Genç adam eğildi, dizlerine yaslandı, nefesi bir türlü düzelmiyordu. Şapkası kafasından kayıp asfalta düştü. Elif içgüdüsel olarak eğilip şapkayı almak istedi, tam o sırada kafasını Kenan’ın kafasına çarptı. Haşmetli ve entelektüel Kenan’ın.
— Ay! Ya şimdi! — diye söylendi Elif, alnını ovuşturarak. Dönüp gitmek üzereydi ki Kenan kolundan tuttu.
— Durun! Özür dilerim, kazayla oldu. Allahım, bu ne gün böyle! Siz Mihailoğlu’nun kız kardeşi misiniz? Hüseyin’in? — fısıldadı genç adam, şapkasını geri takarak. — Sizi onun evinde görmüştüm, ama siz şööyle küçücüktünüz… — Kenan parmaklarıyla minicik bir Elif işareti yaptı.
— Güneş mi çarptı size? — diye yukarıdan baktı Elif. — Ben şööyle küçücükken siz daha dünyada yoktunuz herhalde! Ne istiyorsunuz? Beni alıkoyuyorsunuz!
— Yani Sibel değil misiniz? Sibel Mihailoğlu? — diye üzülmüş gibi yaptı genç adam, tekrar parmaklarıyla Elif’in çocukken boyunu tahmin etmeye çalıştı.
— Hayır. Ben Elif Gürsoy. Hoşça kalın! — diyerek metro istasyonuna doğru kararlı adımlarla yürüdü, ama Kenan peşini bırakmadı. Ne inatçı bir entelektüeldi böyle!
— İşte, tanıştık bile! Siz Elif, ben Keno, güzel değil mi? Niye bu kadar asık suratlısınız? Üstelik çantanız da ağır mı ağır. Bırakın, ben taşıyayım! — diyerek fileye uzanmaya çalıştı, ama Elif bir arı sokacakmış gibi geri çekildi.
— Kendi yolunuza bakın! Aaa! — diye aydınlandı. — Kızlarla böyle mi tanışıyorsunuz, ha? Çok ilginç! Ama…
— İşte, ilginç buldunuz bile! Hadi çantayı verin, kaçmam. Pancar ve soğan bizde zaten bol, sizinkilere ihtiyacım yok, — diyerek fileden taşan sebzeleri işat etti Kenan. — Hem ben birçok şey biliyorum! Uçaklar neden düşmez, yıldırım nasıl oluşur, evde vişne reçeli lekesi nasıl çıkar, kalıcı hareket makinesi nedir…
Listesine devam edecekti ki Elif aniden güldü, filesini ona verdi ve öne geçmesini söyledi.
— Çocuk ansiklopedisi mi okudunuz? — diye sordu, gülmesi durduktan sonra.
— Onu da okudum. Ben, anlıyor musunuz, büyükannemle yaşıyorum. Ve büyükannem, Gülten Hanım, babamın annesi, eğitim konusunda çok titiz bir kadın! Bana “yatırım yaptı”.
Kenan bir eliyle büyükannesinin nasıl bilgi yüklediğini anlatmaya çalıştı, ama pek beceremedi.
— Ellerinizle ne yapıyorsunuz? İşaret mi veriyorsunuz? Beni mi soyacaklar? — diye kuşkulandı Elif.
— Tüh ya! Hayır! İşte büyükannem Gülten bana böyle bilgi yüklüyor. Kitaplar, belgeseller, yaz tiyatrosunda dersler, radyo oyunları… O, anlıyor musunuz, halkın eğitiminden sorumlu, tabii ki asıl görevi de beni eğitmek. Evde yumurtadan civciv nasıl çıkarılır, fikus nasıl çoğaltılır, sifon nasıl tamir edilir…
— Bunlar sıkıcı. Dondurma ister misin? — Elif bu entelektüel Keno’yu gittikçe daha çok seviyordu.
— Yok, sağol. Laktoz bana zararlı, oksijen alayım daha iyi. Beyni besliyor, — diyerek elini salladı Kenan. — Ama size alabilirim. — Abla, — diyerek dondurmacıya döndü. — Bir vanilyalı top, lütfen.
— Nasıl anladınız? — diye merak etti Elif, Kenan’ın uzattığı parayı yakalayıp kendisi ödedi.
— Niye böyle yapıyorsunuz? Ben ısmarlıyorum! — diye kabardı Kenan Demirtaş.
— Ben de büyükannemle büyüdüm. O da çok sıkı kuralları olan bir kadındır, biliyor musunuz! “Her şeyi kendin yap, Elif, kendin! Bağımsızlık kadınların savaştığı şeydir!” — İşte böyle derdi. Sonra bir sürü alıntı yapardı, artık hatırlamıyorum.
— Yani kadınlar her şeyi kendileri yapmalı, anladım, — diye başını salladı Kenan. — Ama anlıyor musunuz, siz ve büyükanneniz hiçbir şey anlamıyorsunuz!
— Yani? — Elif öksürdü.
— İşte öyle! Büyükannem derdi ki, işsiz erkek, sopasız karınca gibi solar. Kusura bakmayın, Gülten Hanım sizi geçti. Hem bu bağımsızlık için savaşmanıza gerek yoktu. Hangi tarafa?
— Şuraya! — Elif sağa doğru işaret etti, somurtarak. — Benim büyükannem, bu arada, saygın bir insandır! O yanılmaz. Metro inşa etti. Madalyaları var.
— Metro iyidir, — diye onayladı Kenan ve konuyu değiştirdi, çünkü büyükanneler hakkında tartışmanın sonu hayra alamet değildi. — Peki rüzgâr niye eser, biliyor musunuz? Basit gibi görünür ama cevap sizi şaşırtacak!
— Ya, neyin nesi! — diye kıs kıs güldü Elif. — Farklı sıcaklıktaki hava kütleleri, hareket ederek…
— Ooo! Hayır, Elif, tamamen yanlış yönde düşünüyorsunYıllar sonra, torunlarını birlikte büyütürken, iki büyükanne hâlâ “kim daha çok bilir” diye tartışıyor, ama artık gülüşerek.




