Tek Yönlü Yolculuk

“Tek Yönlü Yol”

“Belki bir de külodunu yıkarsın ona? Çoraplarını, öyle mi? Koca adam yahu! Kendi işini kendi görsün,” dedi Volkan, karısı Ayşe ceketini giyerken.

Sözleri suçlayıcı değildi belki ama sesindeki o soğukluk, Ayşe’yi birkaç saniyeliğine donup kalakaldırdı. Başını öne eğdi, ellerini cebine soktu ve dönüp bakmadan fermuarını yavaşça çekti.

“Belki biraz sessiz kalabilir misin?” diye hafifçe karşılık verdi.

Ayak sesleri duyuldu. Volkan iç çekti ve salona geçti. Yine akşam. Yine yalnız. O ise babasının yanına koşuyordu…

Apartmanın önünde kar vardı. Yılbaşında göze hoş gelen o bembeyaz, pamuk gibi kar değil. Mart güneşinin altında yenik düşmüş, eriyip çamur olmuş, yere yapışan cinsten.

Ayşe arabasına bindi ve birkaç saniye alnını direksiyona dayadı. İçi öyle doluydu ki… Birinin onu anlamasını, sarılıp “geçecek” demesini istiyordu. Ama yanında kimse yoktu. Gözü poşetteki yiyeceklere takıldı.

Fırınlanmış elmalar… Babası bir zamanlar bunlara bayılırdı. Eskiden kendisi yapardı, şimdiyse muhtemelen fırını nasıl açacağını bile unutmuştu.

Volkan her zaman böyle huysuz değildi. Evlendiklerinde en ufak şey için seferber olur, Ayşe’ye ve çocuklarına gözü gibi bakardı. Ayşe onun bu telaşını ne çok severdi…

Ama ikinci çocuk doğduktan sonra, masraflar arttıkça içinde bir şey değişti. Ona göre insanlar “kendi çetesi” ve “yabancılar” diye ikiye ayrılırdı. Kendi çetesi için her şeyi yapardı ama ailesine dışarıdan gelen her müdahaleyi neredeyse bir saldırı sayardı. Başkalarına yardım etmeyi zayıflık olarak görürdü.

Ayşe başta bunu bir yere kadar sevimli bulmuştu. Sonra kendini, “sevgi dili böyle işte” diye avuttu. Şimdiyse “yabancı” olan babası çıkmıştı ortaya… Ne yapacağını bilemiyordu…

“Taşındım. Metroya yakın bir stüdyo kiraladım. Boşanma davası açtım,” demişti bir gün annesi.

Öyle rahat söylemişti ki, sanki çiftin boşanması değil de banyo perdesi seçimiydi konu. Ayşe için sürpriz olmuştu, oysa uzun zamandır geliyordu bu.

“İyi adam aslında. Ama bizimkisi bir türlü tutmadı,” diye yakınıyordu annesi arkadaşına.
“Fazla naz yapıyorsun. İçmiyor, vurmuyor, daha ne istiyorsun?” diye geçiştirmişti arkadaşı.
“Mutluluk için tek şart bu mu? Yok öyle değil Meral. İnsanların arasında yakınlık da olmalı. Bizde ne yakınlık var? Akşamları o bilgisayarında, ben de yanına ilişip sessizce örgü örüyorum. Öylece oturuyoruz. Ne gezmeye çıkarabiliyorum onu, ne de konuşturabiliyorum.”

Boşandıktan sonra annesi üzerindeki ağır yükten kurtulmuş gibiydi. Dans kursuna yazıldı, önceden nefret ettiği bilgisayarı öğrendi, sosyal medyada aktifti. Ayşe adında bir arkadaş edinmiş, onunla farklı şehirlere turlara çıkıyordu.

Ayşe bazen kendini annesini kıskanırken buluyordu. Sebepsiz bir kıskançlıktı bu. Sanki annesinin hayatı yeniden başlamış, onda ne Ayşe’ye ne de babasına yer vardı.

Babasına gelince… Onun hayatı çoktan bitmişti. Daireyi paylaştıktan sonra kenar mahalledeki küçük bir stüdyoya taşınmıştı. Ev kasvetli ve ruhsuzdu. Mehmet’in hüznü orayı daha da çökmüş hâle getiriyordu.

Ayşe haftada en az bir kere uğramaya çalışıyordu. Temizlik yapıyor, çamaşırları yıkıyor, yemek pişiriyordu. Bazen sadece yanında oturuyordu. Başta bu ilgiyi istemiyordu, sonra içkiye başladı. Uzun süren içkili dönemler yaşamıyordu belki ama gözleri bulanık, konuşması yarı sarhoş hâliyle bile yeterdi.

“Eski bir eldiven gibi attı beni,” diye mırıldanıyordu. “Sen de gülümse diyorsun.”
“Baba, yeter artık. Kimse seni atmadı. Sadece… birbirinizden yoruldunuz.”
“Yorulduğunu gördüm ben. Fotoğraflarla sosyal medya dolu. Bense… Hiçbir şey istemiyorum artık.”

Ayşe’nin içi acıyordu. Babasına nasıl yardım edeceğini bilmiyordu ama onu bırakamazdı da…

“Anlıyor musun,” demişti bir akşam Volkan, Ayşe geç saatte eve dönmüş ve asık suratlıydı. “Senin kurtarma kompleksin var. Sürekli sırtında taşıyacağın biri olmalı. Önce büyükanne, sonra arkadaşlar. Çocuklar biraz büyüdü, şimdi baban etrafında dönüp duruyorsun.”
“Onun kimsesi yok. Sadece ben varım.”
“Adam elli dört yaşında! Dünyada boşanan tek kişi o mu? Sağlıklı, özgür biri. Bırak nasıl istiyorsa öyle yaşasın!”
“Yalnızlıkta boğuluyor.”
“Sen de onun can simidi misin şimdi? İkiniz birlikte batarsınız. Ben de seninle batarım, buna göz yumarsam. Gitme artık ona!”

Ayşe’nin bakışları o an iğne gibi oldu ama ses çıkarmadı. Yine de gidecekti. Açıktan ya da gizli, fark etmezdi.

Babasının evi her zamanki gibi havasız ve ağır kokuyordu. Tütün, alkol ve ekşi bir şeyin karışımı… Mehmet kapıda eskiden beyaz olan atletiyle duruyordu, göbeği ortadaydı. Zoraki bir gülümsemeyle hafifçe tıraşsızdı. Kapının yanında iki çöp poşeti ve birkaç cam şişe vardı.

“Gelmişsen gir işte,” diye hırıltılı bir sesle dedi.

Ayşe mutfağAyşe mutfağa girdi ve kirli tabaklara baktı, sonra sessizce kollarını sıvayıp temizliğe başladı, çünkü biliyordu ki bazen sevgi, söze değil emeğe ihtiyaç duyar.

Rate article
Lifequest
Tek Yönlü Yolculuk