— Babama gitmek istemiyorum… Teyze Leyla, babamın beni artık sevmediğini söyledi. — Emir dizlerini kucaklayıp yatağa çöktü, yüzünü eğdi.
Elif donup kaldı. Her şey aynıydı sanki. Ütüsüz araba desenli pijamalar, köşede oyuncak dolu çanta, sandalyeye atılmış mont… Evin sıcaklığı, güvenliği. Ama oğlu, her zamanki gibi evin içinde koşturmuyordu. Küçücük bir köşeye çekilmiş, sessiz.
Bugün babasının yanına gitmesi gerekiyordu, ama nedense evde kalmak istiyordu. Son zamanlarda bu ziyaretlere eskisi gibi sevinmiyordu zaten. Elif ikna etmeye çalıştı, ama oğlu birden ağzındaki baklayı çıkardı: Levent’in yeni sevgilisi Leyla, ona kötü davranıyordu.
— Emir… — Kadın yavaşça yanına oturdu. — Anlatır mısın, ne oldu?
Susuyordu. Sonra başını biraz kaldırıp ona baktı. Beş yaşındaki bir çocuk gibi değildi bakışı. Gözlerinde bir yetişkinin yorgunluğu vardı, sanki kimsenin inanmadığı bir büyük gibi.
— Sadece oynuyordum… Oyuncağım sesliydi diye kızdı. O robotu hatırlıyor musun? Elimden aldı ve dedi ki, onların yakında yeni bir bebeği olacakmış, babam da beni unutacakmış. Ve ben… fazlaymışım. Söylersem de kimse inanmayacakmış, çünkü Teyze Leyla yalan olduğunu söylermiş. O büyük, ona inanırlarmış.
Yavaş, kesik kesik konuşuyordu, neredeyse hıçkırıklara boğulacak gibiydi. Elif’in içinde öfke, korku ve suçluluk karışımı bir fırtına koptu. Boğazına bir yumruk oturmuştu.
Emir başını çevirip çarşafı tırnaklarıyla çekiştirmeye başladı. Elif elini uzattı.
— Sana inanıyorum. Neden biliyor musun? Çünkü sen hiç yalan söylemezsin. Tabii şekerleri sakladığın zamanlar hariç.
Bir küçük gülümseme denemesi oldu ama tam sığamadı yüzüne.
— Babam benim yerime onu seçti…
— Baban henüz her şeyi bilmiyor, — dedi Elif, sesini olabildiğince sağlam tutmaya çalışarak. — Ama anlayacak. Mutlaka.
Emir’i uyuttuktan sonra bir çay koydu kendine. Oturup sessizliği dinlerken, birden Leyla’yla nasıl tanıştığını hatırladı. Tanışma denebilirse buna.
Bir yıl önce, anonim bir profilden mesaj gelmişti: *”Merhaba! Kendimi tanıtmayacağım, sadece bilin ki iyi niyetli biriyim. Kocanızın akşamlarını nerede geçirdiğini merak ediyorsanız, pazartesi saat yedide Şişli’deki restorana uğrayın. Pencere kenarındaki masada olacağız.”*
O zaman Elif, bu “iyi niyetli”nin kim olduğunu merak ediyordu. Şimdi biliyordu: Leyla’ydı. Kokusu üstünde olan bir iyilik perisi.
O gece her şeyi görmüştü. Levent, Leyla’nın karşısında oturuyordu. Masada birleşen eller, yanağa kondurulan bir öpücük. Sonradan mırıldandığı bahaneler: “İş görüşmesiydi”, “arkadaş”, en sonunda “ciddi bir şey yok”. Ama Elif, ihaneti affetmeye hazır değildi.
Ayrıldılar. Ama Emir kaldı. Leyla da öyle, kısa sürede Levent’in karısı olmuştu.
Mükemmel bir portre çiziyordu: kibar, aşırı tatlı, çocuklarla iyi geçinen… Hepsi bir arada. Emir’e bayramlarda oyuncaklar bile alıyordu. Puzzle’lar, dinozor setleri, bir kez de dev peluş bir kaplumbağa.
Ama bu hediyeler çocuğa değil, Levent’e yönelikti. Leyla çocuğun sevgisini değil, bir erkeğin dikkatini kazanmaya çalışıyordu. Şimdi sabrının sonuna gelmiş, kendi çocuğu için hazırlık yapıyordu. Ve tonunu değiştirmişti.
Tek bir şeyi yanlış hesaplamıştı: Elif, bir erkeği terk edebilirdi. Ama oğlunun duygularını asla.
Buzdolabında yarınki işler listesi asılıydı, ama umrunda değildi. Bugün bitirmesi gereken çok önemli bir işi vardı. Levent’le konuşmak.
Telefonun ekranına uzun uzun baktı. Çağrı tuşuna basmadan önce. Çalma sesi normalden uzun geldi. Eski kocası telefonu açtığında, sesinde hafif bir rahatsızlık vardı. Gece vaktiydi çünkü.
— Acil bir şey mi var?
— Acil. Konuşmamız lazım. Emir hakkında.
Hemen gerildi. Telefondan bile hissediliyordu.
— Ne oldu? Hasta mı?
— Hayır. Artık size gelmek istemiyor. Leyla’nın ona kötü şeyler söylediğini anlattı. Senin onu artık sevmediğini, yeni bir çocuğun olacağını, onu unutacağını…
Hattın diğer ucunda sessizlik oldu. Sonra Levent, sert ve alıngan bir tonla konuştu, sanki suçlanan oymuş gibi.
— Elif, yeter artık! Cidden bu saçmalığa inanacağımı mı sanıyorsun? Yine başlıyorsun. Çocuk üzerinden benim hayatıma ve Leyla’yla ilişkime karışmaya çalışıyorsun!
— Başlamıyorum. Ben onun anneyim. Ve onu dinliyorum. Sen ise, görünüşe göre, dinlemiyorsun. — Elif’in sesi artık daha sertti. — Sana söylemeye korkuyordu. Haklıymış meğer.
— Sen çocuğu kullanıyorsun! — patladı Levent. — Bizimle görüşmesini engellemek istiyorsun. Suçlu hissetmemi ve peşinden koşmamı. İğrençsin, Elif.
Hemen cevap veremedi. Öfkesini kontrol etmeye çalışıyordu. Şakaklarında bir çekiç inip kalkıyordu.
İşte Levent. Kötü bir baba değildi, ama hep bu çocuksu savunmayla: herkes düşman, herkes ona karşı. Oğluna karşı sevecen olabiliyorEmir’in gözlerindeki güveni yeniden görmek için, Elif ve Levent artık ayrı yolların yolcusu olsalar da, onun mutluluğu için aynı şarkıyı söylemeyi öğrendiler.




