“Bizi İşte Bunun İçin Büyüttüm”
“Ben size en çok ben verdim, o yüzden en çok yardımı da ben almalıyım. Yoksa o daireyi unuttunuz galiba?”
Telefondaki annesinin sesi keskin ve talepkardı, adeta sinirlerini merdane gibi eziyordu. Aylin omzuna sıkıştırdığı telefonla, bir elinde tencere, diğerinde kaşıkla yulafı karıştırıyordu.
“Anne, ama zaten anlaşmıştık. Hakan’la bu cumartesi ailesinin yanına gidiyoruz,” dedi, sesindeki gerginliği bastırmaya çalışarak. “Bahçede işleri var, yardım etmeye söz verdik.”
“Demek benim işlerim kendiliğinden halledilecek öyle mi?” diye alaycı bir tavırla ekledi Nermin, homurdanarak. “Taşımacı yine içti. Kamyonun boşaltılması lazım. Bize yardıma gelin. Sabah erken gelirseniz öğlene hallederiz. Sonra gidersiniz bahçenize.”
Aylin bir sandalyeye çöktü, nabzının hızlandığını hissetti. Bu konuşmalar hep aynıydı. Annesi asla rica etmez, emrederdi. Üstelik argümanları da demir gibi sağlam, ağır, bir de üstüne üstlük ahlaki borç kokardı. Hatta borç.
“Anne, söz verdik. Zaten pek sık görüşemiyorlar. Bir de son anda iptal edemem ki,” diye tekrarladı Aylin, ama boşuna olduğunu biliyordu.
“Öyle mi yani?” Nermin sesini yükseltti. “Demek kızıma bu kadar verdim, ama o yine başkalarına bakıyor ha?”
Aylin gözlerini kapadı. İşte başlıyordu şimdi…
“Düğününüzü hatırlıyor musun? Size kim ev parası verdi? Kayınlarınız mı? Onlar kendilerine bile tamir yaptıramıyor, harabe gibi bir evde yaşıyorlar. Ben olmasaydım hâlâ kirada zıplardınız.”
Hakan bunları mutfağın yanındaki odadan duyuyordu. Neredeyse hepsini. Gerisi zaten Aylin’in tepkilerinden belliydi. Kapıda dikilmiş, kollarını bağlamıştı. Aylin bakışlarını sırtında hissetti. Telefonu sertçe kapattı ve kocasına baktı.
“Her şeyi duydun değil mi?” diye dikkatlice sordu.
“Duymam gereken her şeyi,” diye kısa keserek cevapladı Hakan. “Bir daha aramasın. Bizi satın aldığını mı sanıyor?”
Aylin itiraz etmek istedi ama kelimeler boğazında düğümlendi. Hakan’ı anlıyordu. Ne zaman annesi böyle “yardımlarını” hatırlatsa, kendini kiracı gibi hissetmeye başlıyordu. Sanki kendi evinde değil de, annesinin kiralık evinde oturuyormuş gibi.
Hakan cebinden sigara paketini çıkarıp balkona çıktı. Kapı o kadar sert kapandı ki Aylin irkildi.
Elleriyle başını tutmuş oturuyordu. Başta annesinin sadece endişelendiğini, kızının iyi bir hayat yaşamasını istediğini sanıyordu. Ama şimdi bu ballı kavanozun içinde katran yüzüyordu.
Düğünde Nermin tam bir divaydı. Ateş kırmızısı bir elbiseyle gelmiş, sanki kızını değil de kendisi evlendiriyormuş gibiydi. Lüks bir masa, müzisyenler, iki sunucu… Hepsi Nermin sayesinde.
Hediye zamanı gelince annesi ayağa kalktı, zarfları yukarı kaldırdı ve gülümseyerek:
“Sevgili çocuklar, bu sizin hayata atılmanız. İnşallah her şey güzel olur. İşte sizlere benden…”
Ve miktarı açıkladı. Fısıltıyla değil, herkesin duyacağı şekilde, kayınvalideler de dahil.
Aylin, Hakan’ın elini masanın altında sıktığını hissetti. Onun ailesi – Gülten ve Mustafa – daha sonra zarflarını verdiler, mütevazı bir şekilde, miktar belirtmeden, sadece sıcak bir gülümsemeyle.
“Zengin değiliz ama yürekten veriyoruz,” dedi Mustafa, hafifçe kızarmış yüzüyle. “Size mutluluk ve sabır diliyoruz. Önemli olan birbirinizi dinlemek.”
Nermin bu sırada uzak bir akrabayla sohbete dalmıştı. Bu sözler onu etkilememişti. Onun için rakamlar daha önemliydi.
Aylin mutfağın soluk duvarlarına, düdüklü tencereye, çay takımına baktı. Bu evdeki her şey o zarfın açılmasıyla başlamıştı. Tadilat, eşyalar, mobilyalar…
Her zaman annesinin sadece yardım etmek istediğini düşünmüştü. Ama şimdi anlıyordu: Bu bir hediye değil, yatırımdı. Ve Nermin her ricasında bu yatırımı kısım kısım tahsil etmeye çalışıyordu.
Bir hafta geçti. Sonra bir hafta daha. Görüşmeye devam ettiler ama sadece Nermin aradığında. Aylin bazen telefonuna uzandı ama hemen kendini durdurdu. Hayır, sinirli değildi. Sadece annesinin serin ve zehirli sitemlerine maruz kalmak istemiyordu.
Hakan artık kayınvalidesiyle görüşmeyi tamamen reddediyordu.
“İstersen sen git,” dedi karısına. “Ben hediye karşılığı çalışacak biri değilim. Ailemde yatırımAma bir gün Nermin hastanelik olunca, ilk koşan yine Aylin oldu, çünkü sevgiyle verilen her şeyin hesabı ancak gönüllülükle ödenirdi.




