Akşam vakti, kapıda polis memuru belirdi: “İyi akşamlar, komşunuz aşağıdan şikayet etti. Dairenizde çığlık ve gürültü duymuş,” dedi sert bir ifadeyle. “İçeri girebilir miyim?”
“Tabii,” diye kekeledi Ayşe, sesi titriyordu. “Lütfen buyurun, sadece çocuğu sakinleştireyim.”
Aslında Ayşe’nin titremesinin sebebi polis değil, kocası Murat’ın ona bir kez daha vurmasıydı. Bu sefer, Murat’ın bütün rakıyı tuvalete döktüğü için öfkelenmişti:
“Ben erkek adamım! İşten çıkınca rahatlamaya hakkım var!” diye bağırdı Murat. “Sen evde oturuyorsun, doğum izninde keyif çatıyorsun, bense inşaatta didiniyorum! Git, bana bir şişe al!”
“Gitmem,” diye karşı koydu Ayşe. “Her gece sarhoşsun, oğlun senden korkuyor. Efe daha bir yaşında ama senin her kavganı gördü. Yeter artık içmeyi, Murat!”
Küçük Efe’nin çığlıkları eşliğinde, Ayşe bir kez daha dövüldü. Gürültüyü duyan komşu Fatma Hanım, şüpheli durumlarda her zaman yaptığı şeyi yaptı ve polisi aradı.
Fatma Hanım denilen kadın, mahallede pek sevilmeyen biriydi. Onu “tahammül edilemez” olarak tanımlamak bile yetersizdi. Apartmanda yaşayan herkese en az bir kez şikayet etmişti. Polis dışında belediyeye, site yönetimine hatta çocuk esirgeme kurumuna bile telefon açmışlığı vardı.
“Beş numaralı dairenin çocuğuna baktınız mı?” diye sorardı telefonun diğer ucundaki memura. “Zayıcık bir şey, üstü başı dağınık. Annesi de çok rahat, belli ki bir şeyler karıştırıyor. Kontrol etseniz iyi olur.”
Kurum çalışanı şikayeti not aldı ve Fatma Hanım’a gerekenin yapılacağını söyledi.
Oysa Efe’nin annesi, çocuğunun özel diyette olduğunu ve kilo verdiği için mutlu olduğunu anlatmaya çalışırken, bir anda kapısında dev bir ekip bulmuştu. Efe hareketli bir çocuk olduğu için kıyafetleri çabuk eskir diye düşünmüştü ama bunu Fatma Hanım’a anlatmanın bir anlamı yoktu. Çünkü o, komşularıyla konuşmaz, hatta onlardan kaçardı.
Mahallenin eski sakinleri anlatırdı: Yıllar önce Fatma Hanım’ın evine hırsız girmiş, kocası kavga ederken çok zarar görmüş ve kısa süre sonra vefat etmişti. O günden sonra Fatma Hanım kimseye güvenmedi, herkesi potansiyel düşman gördü.
Ama yeni komşular bunu bilmiyordu tabii.
“Köpeğinin pisliğini topla!” diye bağırdı bir akşam genç komşusuna. “Yoksa başına iş alırsın!”
“Sen istiyorsan sen topla, kocakarı,” diye karşılık verdi genç adam.
Dev köpek havladı, tasmayı çekiştirdi. Fatma Hanım korkup geri çekildi ama içinde biriktirdiği kini unutmadı.
Ertesi sabah, genç komşusu kapısının önünde taze bir köpek pisliği buldu. Yeni beyaz spor ayakkabılarına basmıştı.
“Kahretsin!” diye küfrederken, Fatma Hanım perdelerin ardından gülümsüyordu.
O günden sonra mahallenin çocuk parkı tertemiz oldu. Köpek sahipleri arasında bu olay hızla yayıldı…
Polis memuru daireyi inceledi. Efe karyolasında ağlıyordu.
“Bir şey yok,” dedi Murat hırçın bir tonla. “Maç izliyordum, biraz heyecanlandım. Şu futbolcular da topa vurmayı bilmiyor!”
Ayşe kocasına korkuyla baktı. Yalanını desteklemezse sonuç kötü olacaktı. Polis memuru kadına anlamlı bir bakış attı. Durumu anlamıştı ama Ayşe şikayetçi olmadan bir şey yapamazdı.
“Evet, televizyon çok gürültülüydü,” diye mırıldandı Ayşe. “Özür dileriz.”
Polis iç çekti: Hep böyle yapıyorlardı. Önce kocalarını savunuyorlar, sonra iş işten geçiyordu.
“Uyarı yazıyorum. Bir daha olursa ceza kesilir,” dedi. “Bana değil, komşunuza özür dileyin. Çok dikkatli bir hanımefendi, sizin şansınıza. Her olayda bizi arar, artık sesini tanıyoruz.”
“Şans mı?” diye homurdandı Murat.
Polis sert bir bakış fırlattı, sonra Ayşe’ye anlamlı bir şekilde başını sallayıp gitti.
Kapı kapanır kapanmaz Murat dişlerini sıktı: “Bir daha böyle yaparsan, seni öyle bir döverim ki sesini çıkaramazsın.”
Ayşe, kucağında Efe’yle öylece durdu. Murat’la evlendiği güne lanet etti.
“O sana göre değil,” demişti arkadaşları. “Sen neşeli bir kızsın, o ise gülüyor ama gözleri korkunç. Uzak dur ondan.”
Ama Ayşe dinlememişti. “Onu ben tanıyorum,” demişti. “Beni seviyor. Sokakta biri bana laf atınca beni korudu.”
Ve evlenmişti. Ama Murat kısa sürede gerçek yüzünü gösterdi. Kıskançlık krizleri, şiddet, aşağılamalar… Ayşe bunu aşk sanmıştı.
“Bu gömlek ütülü mü? Senin ellerin nereden çıkıyor!” diye bağırırdı Murat.
“Ama çok uğraştım. Efe’nin diş çıkarıyor, bütün gün onunla ilgilendim,” diye açıklamaya çalışırdı Ayşe.
Ama Murat anlamazdı. Sürekli suçlardı: Çorba fazla sıcak, köfteler tatsız, çocuk ağlıyorsa Ayşe kötü bir anneydi.
“Sen bağırdığın için uyandı!” diye savunurdu Ayşe.
“Geçer,” diye umursamazca cevap verirdi Murat. “Eskiden kadınlar tarlada doğurup hemen çalışmaya dönerdi. Şimdi siz rahatsınız!”
Ayşe önce onun yorgun olduğunu düşünmüştü. Ama zamanla anladı:Ayşe, bir gün kendine güvenerek Murat’a karşı durdu ve onu hayatından çıkardı, çünkü artık Efe’ye güvenli bir gelecek borçlu olduğunu biliyordu.




