Bugün eski en yakın arkadaşım Ayşegül’le karşılaştım. Belki on beş yıl olmuştur görüşmeyeli. Belki daha fazla.
“Merhaba Ayşegül. Ne kadar zaman geçti aramızda?” dedim.
“Sanırım daha fazla,” diye gülümsedi. “Ama sen hiç değişmemişsin.”
“Sen değişmişsin, güzelleşmişsin.”
Elif, bir zamanlar en yakın arkadaşının yüzüne bakıyor, bu karşılaşmanın gerçek olduğuna inanamıyordu. Üstelik sadece karşılaşmak değil, çocuklarını ücretsiz deneme dersine getirdikleri dans okulunda burun buruna gelmişlerdi.
“Teşekkürler, Elif,” dedi Ayşegül hafifçe gülümseyerek.
O da Elif’e bir iltifat etmek istedi ama doğru kelimeleri bulamıyordu. Bütün sözler on beş yıl önce tükenmişti, son konuşmalarının üzerinden o kadar zaman geçmişti. O günkü konuşma ağırdı, yürek burkucuydu ve Ayşegül hâlâ o anı hatırladıkça irkiliyordu.
“Kim getirdin?” diye sordu Elif. “Oğlun mu, kızın mı?”
“Kızım var,” dedi Ayşegül. “Ecem. On yaşında. Ya sen?”
“Benim de kızım var, daha dokuz yaşında. Mehmet’ten misin peki? Sonunda evlendiniz mi?”
Ayşegül şaşkınlıkla Elif’e baktı. Gerçekten hâlâ en yakın arkadaşının sevdiği adamı elinden alıp onunla evleneceğini mi düşünüyordu? Yıllar geçmişti ama Elif, görünüşe göre hiç değişmemişti.
“Kafeye inelim mi? Oturup bir kahve içer, biraz konuşuruz.”
Elif’in tedirginliği gözlerinden okunuyordu. Eski arkadaşıyla, bir anda rakibine dönüşen biriyle vakit geçirmek pek de cazip gelmiyordu. Ama bir dakika düşündükten sonra başını salladı. Sonuçta yıllar geçmişti, her ikisinin de kendi hayatı vardı. Neden yeniden araya, uzun zamandır aşılamaz gibi görünen o mesafeyi koyacaklardı ki?
“Tamam.”
Sessizce kafeye indiler, birbirlerine göz ucuyla bakmayı sürdürdüler. İkisi de diğerinin hayatının nasıl gittiğini merak ediyordu ama hiçbir şey olmamış gibi davranmayı tercih ettiler.
Boş şeylerden konuştular. Meğer Elif, eşi ve kızıyla iki yıl önce memleketi Antalya’ya dönmüş. Annesi hastalanmış, bakıma ihtiyacı olmuş, eşi Hasan’ı ikna edip taşınmışlar.
“Kolay olmadı,” dedi Elif. “Ama Hasan harika bir insan! Çok iyi, şefkatli, anlayışlı. Onunla tanıştığım için çok şanslıyım.”
Ayşegül gülümsedi. Demek Elif’in de hayatı yolundaydı, iyi bir eşi, güzel bir kızı vardı. Peki artık Ayşegül’e kızgın değil miydi? Ama Elif, bir dakika geçmeden yine aynı soruyu sordu:
“Ya sen? Mehmet’le evlendin mi? Ondan mı kızın? Onunla mutlu musun?”
Ayşegül tedirgin bir şekilde Elif’e baktı. Hayat neden bu kadar zordu ki? Bir zamanlar iki yakın arkadaştılar. Dostlukları mahalledeki kum havuzunda başlamış, anaokulunda devam etmiş, okul yıllarında pekişmişti. Sonra bir anda böyle saçma bir şekilde bitmişti. Ayşegül, Elif’in sonradan her şeyi anladığını sanıyordu ama meğer o bütün bu zaman boyunca Ayşegül’ün mutluluğunu kendi mutsuzluğu üzerine kurduğuna inanmış.
“Elif, cidden benim Mehmet’le bir şeyler yaşadığımı mı düşünüyorsun? O zaman konuşmuştuk, sana anlatmaya çalışmıştım. Beni anladığını sanıyordum, sadece kırgınlıktan inanmamış gibi yaptığını…”
Elif dudaklarını büktü. Bu alışkanlığını Ayşegül çocukluğundan hatırlıyordu. Elif bir şeye kızdığında, tartışmada sözü tükendiğinde ya da küskünlüğünü belli etmek istediğinde hep böyle yapardı, tıpkı küçük bir kız gibi.
“Ben zaten sizi hiç düşünmedim,” diye cevapladı Elif alınmış bir sesle. Ayşegül hemen anladı ki samimi değildi. “Benim çoktan kendi hayatım var.”
“Hâlâ Mehmet’i düşünüyorsun. Benim onunla evlenip mutlu olduğuma inandın, şimdi de bana bizi hiç düşünmediğini mi anlatmaya çalışıyorsun?”
Elif acı bir tebessümle baktı, sonra gözlerini başka yöne çevirdi. Ayşegül, eski en yakın arkadaşının profilini inceliyor, onun kendisini affedip affetmediğini anlamaya çalışıyordu. Hâlâ o günkü olaylara inanıyor muydu?
“Gerçekten düşünmedim,” diye tekrarladı Elif. “O son konuşmamız… Neyse, seni de Mehmet’i de hayatımdan silmiştim. Aramızda hiçbir şey olmadığına dair sözlerin de yalandı benim için.”
“Demek affetmemiş,” diye geçirdi içinden Ayşegül üzüntüyle. Sonra çantasından telefonunu çıkarıp birkaç fotoğraf buldu ve Elif’e uzattı.
“Bak! Bu benim eşim, Murat. O zamanlar bana aşık olan, senin ‘inek’ diye dalga geçtiğin, sıkıcı bulduğun Murat Yılmaz.”
Elif merakla fotoğraflara baktı. Gözleri fal taşı gibi açılmış, dudaklarında hafif bir gülümseme belirmişti. Resimleri yakınlaştırıp detayları inceliyor, sonra şaşkınlıkla Ayşegül’e bakıyordu.
“Cidden Murat’la mı evlendin? Seninle arasında bir şey olduğunu söylediğinde şaka yapıyorsun sanmıştım. Kızın da ondan mı?”
Ayşegül güldü:
“Kızım ve bir oğlum var. Ecem on yaşında, Emir de on üçe bastı. Eşimle çok mutluyum, tıpkı senin gibi. Mehmet’le aramda hiçbir şey olmadı. O bunları bizi birElif bir an duraksadı, sonra gözlerinde hafif bir ışıklanmayla, “Belki de seni haksız yere suçlamışım,” dedi ve o an, yıllardır taşıdıkları yükü birlikte bırakıverdiler.




