Ne garip bir tesadüf oldu…
– Yani sen onun karısı mısın?
– En gerçek anlamda. En azından resmi olarak, pasaporttaki damgayı bile gösterebilirim. Evlilik cüzdanını yanıma almadım, affet beni, dedi kadın, bir eliyle kocaman karnını tutarak.
***
– Kızım, gelecek hafta vardiyaya gidiyorum, orada sinyal zor çekiyor, beni kaybetme, diye tembihledi Ali Rıza Bey.
– Kedi için endişelenme, gelir beslerim, kumunu temizlerim, diye mırıldandı Ayşe, gözlerini telefonundan ayırmadan.
– Şey, kedi hakkında… diye duraksadı Ali Rıza Bey. Boşuna yorulma kızım, başka bir semte her gün işten sonra bir kedi için gidip gelmenin anlamı yok. Merdiven komşum var, iyi tanışırız. Zaman zaman Mırmır’a bakacak.
– Garipleştin baba, dedi Ayşe gülerek. Bu komşun tam bir fedakar çıktı. Kediye bakar, marketten süt alır, eczaneden ilaç getirir. Ne şanslıymışsın.
– Evet, gerçekten şanslıyım…
Ali Rıza Bey, kızına yine yalan söylediği için içi burkuldu. Kaşları çatıldı, endişesini belli etmemek için başka bir şey düşünmeye çalıştı. “Bir şeyden şüphelenmiyor, sadece benimle dalga geçiyor,” diye iç geçirdi.
…Ali Rıza Bey, Ayşe’nin annesinden tam yedi yıldır boşanmıştı. Kavgasız, gürültüsüz ayrılmışlardı. Aşkları bitmişti sadece. Kızlarıyla konuştuktan sonra, hiç pişmanlık duymadan boşanma dilekçesini vermişlerdi. Ayşe, ailesinin kararını anlayışla karşılamış, tek şartı ailecek kutladıkları bayram ve özel günlerin eskisi gibi devam etmesiydi. Bu herkesi memnun etmişti.
– Yani ben senin komşun muyum? diye kurnazca gülümsedi Emine.
– Başka aklıma bir şey gelmedi… dedi Ali Rıza Bey, gözlerini kaçırarak.
– Beni karın olarak tanıtmak çok zor anlıyorum.
– Emine, alınma lütfen.
– Ben olgun bir kadınım Ali. Ama bu sırrı daha ne kadar saklayacağız?
– Bilmiyorum, vallahi bilmiyorum! Ya anlamazsa? Küçükken hep korkardı, birimizin onu terk edeceğinden… Sürekli sorardı, “Beni bırakır mısınız?” diye. Şimdi ona ihanet etmiş gibi hissediyorum.
– Bak, senin kızınla olan ilişkine karışmam ama iki ay sonra iki kızın olacak ve bir karar vermen gerekecek. Anlıyor musun? İki kızın olacak! Seçim yapmanı istemiyorum Allah korusun, ama yeni doğacak kızını nasıl saklayacaksın?
– Hallederiz! dedi Ali Rıza Bey, gerçekten nasıl çözeceğini bilmez bir halde.
Ali, Emine ile boşandıktan hemen sonra tanışmıştı. Onu görür görmez anlamıştı – işte buydu. Ama ailesine yeni birisinin hayatına girdiğini söylemeye cesaret edememişti. Kızının kendisinden soğuyacağından, eski eşinin de nefret edip Ayşe ile görüşmelerine engel olacağından korkuyordu.
İlk başta Emine’nin kendisinden neredeyse on yaş küçük olması endişelendirmişti onu. Sonra gizlice evlenmeye karar vermeleri… Ardından Emine’nin hamile kalması… Ama doğum yaklaştıkça gerçeğin bir yara gibi patlayacağını biliyordu. “Doğru zaman gelince anlatırım,” diye avunuyordu kendi kendine.
Ali Rıza Bey, Ayşe’den yeni eşiyle yaşadığını saklamak için elinden geleni yapıyordu. Onunla görüşmelerini ya erteletiyor ya da nötr yerlerde buluşuyordu. Ayşe de, tüm gençler gibi, babasını bu “esrarengiz komşu” konusunda sık sık kızdırıyordu.
O sabah, babasının vardiyadan döneceği gün, Ayşe haber vermeden babasının evine gitti. Ama kapıyı kimse açmadı. Telefonuna da bir türlü cevap vermedi. Endişelenen Ayşe apartmandan çıktı. Yanılmış olamazdı; babası havaalanında olduğunu yazmıştı. Birkaç saat sürecek uçuştan sonra da “İndim, eve gidiyorum, akşam ararım” demişti. Ama evde yoktu. “Yetişkin bir adam, belki bir işi çıkmıştır,” diye düşündü Ayşe.
– Ali Rıza’yı hastaneye götürdüler, diyen bir kadın sesi Ayşe’yi düşüncelerinden çekip aldı.
– Ne? Ne zaman? Nereye? diye panikle sordu Ayşe.
Ses birinci kattaki pencereden geliyordu. Komşu teyze, pencereyi aralayarak Ali Rıza’nın valizle eve döndüğünü, yarım saat sonra da ambulansın geldiğini anlattı.
– Konuşmalardan kardiyolojiye götürdüklerini anladım. Çok kötü görünmüyordu, kendi başına yürüdü. Allah’a şükür sedyeyle değil! Yani yoğun bakım değil, diye yorumladı komşu teyze. Seni hemen tanıdım, sen onun kızısın, burada sık sık taksi bekler, kapı telefonundan ararsın.
– Ne zaman götürdüler?
– Yaklaşık bir saat oldu.
Ayşe son cümleleri duymadı bile. Titriyordu ve babasının nerede olduğunu, durumunun ne olduğunu bilmiyordu. Hem neden kardiyoloji? “Kardiyoloji kalp demek değil mi? Ama babamın kalbiyle ilgili bir sorunu yok ki!”
– Ambulansı ara belki nereye götürdüklerini söylerler, dedi teyze, Ayşe’nin düşüncelerini okur gibi.
Ayşe hemen numarayı çevirip titreyen bir sesle babasını bulmalarına yardım etmelerini rica etti. Birkaç dakika sonra operatör Ali Rıza’nın hangi hastaneye yatırıldığını söyledi. Ayşe hemen bir taksi çağırdı ve babasının yanına giderken paniğe kapılmamak için kendini zor tuttu. Babasının telefonu hâlâ kapalıydı.
– Affedersiniz, ambulans buraya babamı getirdi dediler! diye neredAyşe hastane koridorunda beklerken, Emine’nin elini tuttu ve “Artık bir aile gibiyiz, değil mi?” diye gülümsedi, içi huzurla dolarken, yeni başlayan bu hayatın getireceklerini kabullenmenin verdiği rahatlıkla.




