Sana Her Şeyi Anlatmalıyım, Kızım…

Her şeyi anlatmam gerekiyor, kızım…
“Afiyet olsun!” dedi Leyla, masaya otururken. Ailede herkesin kendine özel bir yeri vardı. Kocası her zaman pencereye dönük oturur, on iki yaşındaki Ece karşısında, Leyla ise evin hanımı olarak ikisinin arasında, arkası ocağa ve lavaboya dönük şekilde yerini alırdı.

Bu akşam yemeklerini çok seviyordu, çünkü ancak o zaman tüm aile bir araya gelip sohbet edebiliyordu. Sabahları herkes işe ya da okula yetişmeye çalışırken konuşacak zaman olmuyordu. Leyla ve kocası öğle yemeklerini işte yiyor, Ece ise ya evde ya da büyükannesinin börek ve çorba pişirdiği arkadaşında yemek yiyordu. Böyle olunca, tüm ailenin bir araya gelip sakin sakin konuşmasına ancak akşam yemeklerinde fırsat kalıyordu.

Leyla hep sıcak bir aile hayatı hayal etmişti. Tabii ki bir annesi, babası, sonra üvey babası ve küçük kız kardeşi vardı, ama kendini hep onlardan ayrı, uzakta hissetmişti. Böyle şeyler olur bazen.

Babasını pek hatırlamıyordu. Bağırmaz, azarlamazdı, çoğu zaman sessizdi ama Leyla’ya soğuk ve eşit mesafeli bakardı. Belki de bu yüzden ondan biraz çekinirdi. Annesi de pek konuşkan biri değildi. Dudakları hep sıkıca kenetlenmiş, asla gülümsemezdi.

Leyla evlenip kendi ailesini kurduğunda, bazı kurallar koydu: Hafta sonları birlikte öğle yemeği, hafta içi akşam yemekleri. Sadece aynı masada oturmak değil, birbirlerine günlerini anlatmak, bir şeyler tartışmak, planlar yapmak.

Karnını doyurduktan sonra Leyla sordu:

“Tatile nereye gideceğiz? Karar vermemiz ve biletleri, oteli ayırtmamız lazım, yoksa fırsat kaçar.”

“Belki ailemin yazlığına gideriz? Babam çitleri tamir etmem için rica etti, bir de çatı var,” diye önerdi Murat.

“Of… Ben güneye, denize gitmek istiyorum,” diye sızlandı on iki yaşındaki Ece.

“Deniz tatili için para lazım, bizim daha konut kredisi borcumuz var. Arabaya da yeni lastik gerekiyor. Yazlıkta ciddi tasarruf ederiz. Mesela şöyle bir yere gidebiliriz, Sapanca gibi. Yazın orası da harika oluyor.”

Ece ile babası aynı anda Leyla’ya baktılar, onun fikrini bekliyorlardı.

“Babana katılıyorum. Ama denize gitmek de çok güzel olurdu.”

“Ben de bunu diyorum işte!” diye sevinçle bağırdı Ece.

Tam o sırada telefon çaldı.

“Senin,” dedi Murat, ağzına son bir lokma köfte atarken.

Leyla çatalını bıraktı ve odaya gitti. Arayan annesiydi.

“Anne, ne oldu?”

“Rahatsız etmiyorum ya? Leylacığım, konuşmamız lazım. Gel,” diye kısa kesLeyla, annesinin gözlerindeki derin endişeyi görünce, iç geçirerek telefonu kapattı ve kapıya doğru yürürken, bu konuşmanın hayatlarını bir kez daha değiştireceğini hissetti.

Rate article
Lifequest
Sana Her Şeyi Anlatmalıyım, Kızım…