Eski günleri düşünüyor insan bazen… Bir karar verdiğimizde kendimizi ikna ederiz, doğru yaptığımıza inandırırız. İlk zamanlar vicdan azabı çekeriz, yaptığımızın karşılığını bulacağımızdan korkarız. Ama hiçbir şey olmaz, rahatlar, haklı olduğumuza inanır ve unutmaya çalışarak yaşarız. Ta ki o gün gelene kadar… Ya gecikmiş bir pişmanlık, ya da bir gün savurduğumuz bumerang döner gelir.
İlk kez 2000’lerin başında karşılaşmışlardı. Volkan, otobüs durağında bekliyordu. Yakınında duran kız, sıradan biriydi aslında. Ama birden kalbi yerinden fırlayacak gibi oldu. “Otobüs gelecek, binecek ve bir daha asla göremeyeceğim onu.” Etrafına baktı. Işıklarda duran bir minibüs vardı. Kalbi daha hızlı atmaya başladı, sanki acele ediyordu. Volkan, kıza yaklaştı.
“Selam. Hangi otobüsü bekliyorsun?”
Kız ona baktı, tanımaya çalışıyordu. Volkan ise onun gözlerine bakıyor ve asla unutamayacağını hissediyordu.
“Ben Volkan. Sen 204’ü mü bekliyorsun?”
“Hayır,” dedi gülümseyerek. “30 numarayı bekliyorum.”
Volkan rahat bir nefes aldı. Otobüs görünmüyordu, demek ki zamanı vardı.
“Güney Mahallesi’nde mi oturuyorsun?” diye sordu.
“Hayır, büyükanneme gidiyorum.”
“Acele mi?” diye sordu içi burkularak.
“Pek sayılmaz, neden?” diye cevapladı kız merakla.
Volkan’ın sesi neşeyle yükseldi:
“Bir sonraki durağa kadar yürüyelim mi?”
Kız bir an düşündü, sonra gülümsedi ve başını salladı.
Kalbini hızlı hızlı atıyordu. Beraber yürüdüler, sonra bir durağa daha… Öylece büyükannenin mahallesine kadar geldiler, ne zamanın ne yorgunluğun farkındaydılar.
Ayşe, büyükannesinin evinin önünde durduğunda, sanki yıllardır tanışıyorlarmış gibi birbirlerini tanımışlardı. Ayrılmadan önce adreslerini ve telefonlarını paylaştılar. İkisi de kaderlerini bulduklarından emindi.
Bir yıl boyunca görüşe görüşe yaşadılar, sonra evlendiler. Önce Ayşe’nin büyükannesiyle kaldılar. Okulu bitirip diplomalarını alınca işe girdiler, kredi çekip bir daire aldılar. Hemen iki odalı bir ev, gelecek için…
Ayşe hamile olduğunu söylediğinde, Volkan’ın kalbi sanki ilk günkü gibi yerinden fırladı: “Durma artık, baba oluyorsun!” Volkan’ın yüzü mutluluktan aydınlandı. Baba olacaktı! Beklenmedik, şaşırtıcı, sorumluluk dolu…
Hayatları bir anda değişti. Artık sürekli çocuklarını konuşuyor, isim seçiyor, odasını hazırlıyorlardı. Neresine karyola koyacaklarını tartışıyor, hangi puseti alacaklarını düşünüyorlardı. Volkan sokakta pusetli anneleri durdurup soruyordu. Onlar da seve seve tavsiyeler veriyor, ek gıdadan diş çıkarmaya kadar her şeyi anlatıyorlardı.
Çocuk sahibi olan arkadaşları, büyümüş çocuklarının kıyafetlerini getirip veriyorlardı.
Zamanın geçmesini bekliyorlardı. Sonunda gözleri masmavi bir oğul dünyaya geldi. Ayşe hastaneden döndüğünde, odada yeni bir karyola hazırdı. Dolapta üst üste konmuş kıyafetler, koridorda yeni bir bebek arabası duruyordu…
Bir gün, Volkan minicik bir yumağı kucağında eve getirdi. Ev bebeğin çığlıkları, gelen misafirlerin şaşkınlıklarıyla doldu.
İlk kontrolde doktorun yüzündeki ifadeyi gören Ayşe, titreyen bir sesle sordu:
“Bir sorun mu var?”
Doktor, başka testler istedi. Sonra korkunç bir teşhis geldi. Ayşe ağlıyor, Volkan çenesini sıkıyor ve onu sakinleştirmeye çalışıyordu. İnanmak istemiyorlardı. Genç ve sağlıklılardı, bu nasıl mümkün olabilirdi?
“Zorlu doğum, doğum travması…” dedi doktor yorgun bir sesle.
Artık yeni gerçeği kabullenme günleri başlamıştı. Volkan’ın annesi, çocuğu bir kuruma vermelerini söyledi. Yeniden sağlıklı bebekler doğurabilirlerdi, bu yük altına girmeye ne gerek vardı?
Volkan, Ayşe’nin gözyaşlarına bakamadı ama kararlıydı: “Kemal’i vermeyeceğiz.”
Bebek büyüdükçe onları tanıyor, gülümsüyordu. Bir sorun yokmuş gibiydi. Belki de doktorlar yanılmıştı? Ama Kemal yürümeye başlayamadı. Ayakları güçsüzdü.
Hiçbir doktor yürüyeceğini söyleyemiyordu. Bir tekerlekli sandalye, belki… En azından zihni sağlamdı.
Sonrası mücadeleyle geçti: masajlar, egzersizler, fizik tedaviler… Ayşe işe dönmedi, Kemal’le ilgilendi. Volkan’ın tüm parası oğlunun tedavisine ve kredi taksitlerine gidiyordu. Aileleri de destek oluyordu.
Bir hafta sonu Ayşe, Volkan’dan Kemal’i parka götürmesini istedi. O reddetti.
“Ayşe, ben evi toparlayayım, sen götür. Diğer çocuklar koşuyor, anneleriyle geziniyor… İnsanlar Kemal’e bakıyor. Kaldıramıyorum bunu.”
Bu ilk işaretti. Sonrasında daha çok şey oldu.
Bir gün Ayşe evi satıp bir bahçeli ev almayı önerdi.
“Rampalar yaparız, Kemal dışarı çıkabilir. Hepimiz için iyi olur.”
“Evet, haklısın,” dedi Volkan, gözlerini kaçırarak. “Ama pek bir şey değişmez. Üzgünüm, dayanamıyorum artık.”
Ayşe onu bıraktı. Gözlerinde korku vardı ama ağlamadı. Volkan, onun artık tek başına mücadele edeceğini düşünmek istemedi…
***
17 yıl geçmişti.
Vedat, babasının doğum günü için alışverişe gitmişti. Bir şey bulamayınca çıkmak üzereyVedat dışarı çıktığında rüzgar yüzünü okşadı, uzaklarda bir martı çığlık attı, ve artık her şeyin geçmişte kaldığını anladı.




