Ölümden Daha Güçlü

Ayşe gözlerini açtı. Duvardaki saat sabahın yedisini gösteriyordu. Saatin yanında, köşesinde siyah bir kurdele olan kocasının fotoğrafı asılıydı. Her sabah böyle başlardı. Önce saate, sonra gülümseyen kocasına bakardı. Ya da tam tersi. “Günaydın sevgilim!” Kocası böyle derdi sabahları. Ama artık onu eskisi gibi öpemezdi.

***

Dokuz gün sonra, şehirden ayrılmadan önce kızı portredeki siyah kurdeleyi çıkardı. Sabah uyanan Ayşe, kurdelesiz fotoğrafı görünce kocasının ölümünün bir rüya olduğunu sandı.

Mutfakta kızı gözleme yapıyordu.

“Baba şimdiden mi işe gitti?” diye sordu.

Kızı ani bir hareketle döndü, şaşkınlıkla annesine baktı.

“Anne, beni korkutuyorsun. Birincisi, bugün cumartesi. İkincisi… Babamı dün gömdük. Hatırlamıyor musun?”

Ayşe ağır ağır bir sandalyeye çöktü.

“Portredeki kurdelesini mi çıkardın? Ben rüya sandım…”

Gözlerinden yaşlar boşandı. Acı yeniden üzerine çökmüş, nefes alamayacak kadar ağırlaşmıştı. Kızı eğilip gözlerinin içine baktı.

“Anneciğim, özür dilerim. Hemen kurdelesini takayım. Hiç düşünmeden…”

Odasına girdiğinde, fotoğraf yeniden siyah kurdeliyliydi. Ama bu hiçbir şeyi düzeltmedi, daha da kötü hissettirdi. Keşke o rüya gerçek olsaydı. Bunu sesli söylemedi tabii.

“Benimle gelir misin? Bir süre bizde kalırsın, değişiklik olur,” dedi kızı.

“Endişelenme, ben iyiyim. Aklımı kaçırmadım. Sadece kurdelesiz fotoğrafı görünce… Keşke bunların hepsi kötü bir rüya olsaydı diye düşündüm. Burada, ‘babanın yanında’ kalacağım.” Bunu eklemek istedi ama kızını korkutacağını düşündü.

“Bir şey düşünmedim, sadece teklif ettim.”

“Düşündün,” dedi Ayşe.

Kızı her gün arayacağına söz vererek ayrıldı. Üniversiteden arkadaşıyla evlenip onun memleketine yerleşmişti. Orada mutluydu.

***

Sekiz ay geçmişti ama acısı dinmemişti. Ayşe bu acıyla yaşamaya alışmıştı. Banyoya girdi, musluğu açtı. Tavandaki lambalardan biri daha yanıp söndü. “Daha iyi,” diye düşündü Ayşe, yüzündeki uyku izlerini yıkarken. “Az ışıkta aynadaki yansımam daha az ürkütücü görünüyor.”

Bahçedeki ağaçlar tomurcuklarla doluydu. Güneş alan yerlerde ilk yapraklar çıkmaya başlamıştı. Gökyüzü bulutlarla kaplıydı.

Ayşe pencereden uzaklaştı, boş kahve fincanını lavaboya koyup giyinmeye başladı. Hafta sonları sık sık mezarlığa giderdi, özellikle de karlar eriyip toprak kuruyunca. Bugün kocasının vefatının tam sekizinci ayıydı. Bu sekiz ay sanki tek bir acı dolu gün gibi geçmişti.

Mezarlık girişinde çiçek satan kadınlar vardı. Ayşe taze çiçekler aldı. Sekiz ayda kocasının mezarı da yeni mezarlar arasında kaybolmuştu. Solmuş çiçekleri topladı, yenilerini koydu, çelenklerin kurdelelerini düzeltti ve kocasının fotoğrafını okşadı. Güneşte rengi solmuştu, yüzü giderek silikleşiyordu. Bir dahaki sefere yeni bir fotoğraf getirip camlı çerçeveye koymalıydı. Yazın kızı ve damadı geleceklerdi, o zaman mezar taşını da dikerlerdi…

Cenazede imam, “Allah katında ölü yoktur,” demişti. Bu sözler kafasında bir umut olarak kalmıştı. Belki de bu yüzden mezarlığa geliyordu. Sanki burada kocasının varlığını daha çok hissediyordu. Mezarın altında değil, yukarıda bir yerlerde… Derler ki ruhlar gökyüzüne, cennete döner…

“Merhaba. Yanına yeni komşular gelmiş. Benim etrafımda da insanlar var ama yine de sensiz yapayalnızım. Kızım her gün arıyor. Onlar iyiler. Onu evlenmemesi için nasıl uyardığını hatırlıyor musun? Roma ile çok mutlular, birbirlerini seviyorlar.”

“Biliyor musun, hamile olduğunu sandı ama test negatif çıktı. Hem sevindi hem üzüldü. Şimdilik çocuk istemiyor. Eğer erkek olursa senin adını vereceğine söz verdi. Sakıncası var mı?”

“Seni çok özledim. Elimden hiçbir şey gelmiyor. O kadar çok tabak kırdım ki… Senin fincanını da kırdım, affet. Uzak bir yere koymak isterken… Neden aldım ki elimle? Dün çay döktüm. Marketten aldıklarımı sepette unutuyorum. Geçenlerde taze salatalıkları orada bırakmışım. Kızım bütün mahalleyi besliyorum diyor. İşte de kötüyüm. Hata üstüne hata yapıyorum, neredeyse beni kovacaklar. Banyodaki lambalar yandı. Yedekleri sen mi almıştın? Bulamadım.”

Başına birkaç damla düştü.

“Yağmur başlıyor. Sanırım anlatacaklarım bu kadar. Yakında yine gelirim. Hoşça kal sevgilim.” Fotoğrafı bir kez daha okşadı, gözyaşlarını sildi ve yeni mezarların arasından çıktı.

Otobüsü beklerken ıslanıp üşüdü. Boş eve dönmek istemiyordu.

Apartmanın girişine yüklü bir kamyon yanaşmıştı. Taşımacılar eşyaları indiriyordu. Komşusu dar geçitte durmuş, geçilmediği için söyleniyordu.

“Merhaba. Yeni komşularınız hangi daireye taşınıyorlar?” diye sordu Ayşe.

“Merhaba Ayşe. Daire numarasını bilmiyorum, altıncı kata. Koroğlu’lar kışın satmışlardı, ev aldılar. Sen yedinci kattasın ya? Altında oturacaklar. Neyse, ben markete gidiyorum, torun evde yalnız…”

Dar geçitte zorlukla ayrıldılar.

Ayşe asansörle katıAyşe yeni hayatına adım atarken, geçmişin acılarını taşıyan kalbinin bir köşesinde hep onu saklayacağını biliyordu.

Rate article
Lifequest
Ölümden Daha Güçlü