Merhaba. Eşim içeri gelebilir mi?

*Hadi şu hikâyeyi Türk kültürüne uyarlayalım…*

“Merhaba, ben Yücel’in eşiyim. Girebilir miyim?”

Bir haftadır tıp fakültesi, önümüzdeki voleybol maçının heyecanıyla çalkalanıyordu. Tıp takımı, teknik üniversite takımıyla karşılaşacaktı. Arkadaşı Elif, sabahından beri Esra’yı maçı izlemeye ikna etmeye çalışıyordu:

“Voleybolu sevmiyorum, genelde spordan anlamam. Hangi kural ne, hiç bilmem,” diye diretiyordu Esra.

“Ne kadar kural var ki? Hadi ya, bizimkileri destekleriz, kazanırlar. Lütfen benim için gel!” diye ısrar ediyordu Elif.

“Seni ilgilendiren maç değil, Murat,” diye iç çekti Esra ve sonunda kabul etti.

Spor salonu tıklımıştı, tribünlerin bir tarafı tamamen doluydu. Maç Esra’yı da sardı. Kısa sürede, herkesle birlikte bağırıyor, bayraklarını sallıyordu. Tıp takımının taraftarlarının bayrakları kırmızıydı, teknik üniversiteninkiler ise mavi. Sonunda tıp takımı kazandı. İki arkadaş, sanki galibiyetin yarısı onlarmış gibi seviniyordu.

“Eve mi gidiyoruz?” diye sordu Esra, enstitü binasından çıkarken.
Hava çoktan kararmış, sokak lambaları yanmıştı.

“Murat’ı bekleyelim, tebrik edelim. Üstünü değiştirip gelir,” diye sesi kısılmış bir halde yalvardı Elif.

Beklenmesi gereken çok uzun sürmedi. Kısa süre sonra Murat, başka bir genç adamla çıktı. Kızları görünce yanlarına geldi, onları rakibi Yücel’le tanıştırdı. Meğerse liseden beri dostlarmış. Dördü birlikte maçı tartışarak yürüdüler. Sonra ayrıldılar: Murat, Elif’i evine bıraktı, Yücel de Esra’yı. O günden sonra görüşmeye başladılar.

Bir yıl sonra, Esra üniversiteden mezun olunca, Yücel’le evlendiler. Yücel bir yıl önce mezun olmuş, şimdiden çalışıyordu. İki aile de birikimlerini birleştirip, ilk evlerini aldılar. İki odalı, ileride çocuklar için düşünülmüş bir daireydi.

Evliliklerinin üçüncü yılında Esra bir oğul doğurdu, altı yıl sonra da bir kız. Esra, çocuk izinleri arasında diş polikliniğinde çalıştı, tüm akrabaların, tanıdıkların ve onların tanıdıklarının dişlerini tedavi etti. Yücel, büyük bir şirkette mühendis olarak çalışıyordu. Artık nadiren voleybol oynuyordu, genelde yazın sahilde. Ama formunu korumuştu, hâlâ yakışıklıydı. Esra, kocasına her baktığında ilk tanıştıkları günü hatırlıyordu. Şimdi onunla hiç tanışmamış olabileceğini düşünmek bile zordu, çünkü o gün maça gitmek istememişti.

Tabii artık ilk yıllardaki gibi tutkulu değillerdi, ama huzurlu bir hayatları vardı. Bayramlarda evlerinde misafir ağırlıyor, hafta sonları yazlıkta mangal keyfi yapıyor, tatile deniz kenarına gidiyorduk. Hatta birkaç kez Antalya’da tatil yaptılar. Bir keresinde ikisi, sonra da oğulları Eren’le, kızları Deniz daha doğmamışken. Arkadaşları arasında mükemmel çift olarak biliniyorlardı. Belki de bugüne kadar ailelerini koruyabiliriz diyebilen tek çift onlardı.

Elif, içten içe arkadaşını kıskanıyordu. Esra ve Yücel’in mutluluğunun mimarının kendisi olduğunu düşünüyordu. Eğer o gün Esra’yı maça götürmeseydi, Yücel’le tanışamazlardı. Ama Elif’le Murat’ın ilişkisi yürümemişti. O evlenmiş, iki yıl sonra boşanmış ve hâlâ aktif olarak mutluluğu arıyordu.

Bir akşam, Esra beşinci sınıftaki oğluyla düzenli olarak ders çalışıyordu. Küçük kızı yanında başını yana eğip, dilini çıkararak resim yapıyordu.

“Anne, telefonun çalıyor galiba,” dedi Eren, defterinden başını kaldırarak.

Esra kulak verdi. Evet, telefonu titreşiyordu. Evde genelde sesini kapatırdı. Sık sık ararlardı. Kiminin dişi ağrımıştır, sabaha kadar ne yapması gerektiğini sorar; kimi de polikliniğe önemli bir tanıdığını kabul etmesi için yalvarırdı. Titreşimi açık bırakır, ama her çağrıyı cevaplardı. Sonuçta bir doktordu, yardıma muhtaç insanları reddedemezdi.

Bu kez arayan Elif’ti. Esra hemen açtı ve oğluyla ders çalıştığını, sonra aramasını rica etti.

“Sonra çok geç olacak,” dedi Elif. “Yücel evde değil, değil mi?”

“İşten henüz gelmedi. Geç kalacağını söylemişti. Bir şey mi oldu?”

“O işte değil. Az önce onu güzel bir kızla restoranda gördüm. Ben de bir arkadaşımla buluşuyorum. Sana haber vermek için dışarı çıktım. Onun arabasına binip gittiler, sanırım kızın evine. Üzgünüm dostum, ama bu rastgele bir karşılaşma değil. Aramızda seri bir ilişki var. Benim gözüm keskindir, biliyorsun değil mi?”

“Biliyorum,” dedi Esra.

Yücel, kadınlar tarafından beğenilen biriydi. Ama ona asla şüphe duyacak bir sebep vermemişti. Belki Elif içmişti, gözüne her şey bir şey gibi görünüyordur. Ya da yanılmıştı. Yoksa Esra, yaklaşan fırtınanın işaretlerini mi gözden kaçırıyordu?

“Az içtim,” diye hemen ekledi Elif, sanki arkadaşının düşüncelerini okumuş gibi. Üstelik sesi de ayıktı. “Sakın kıskançlıktan aradım sanma. Siz benim için çok değerlisiniz. Onu hiç baştan çıkarmaya çalışmadım. Zaten sana deli divane. Ama susamam. Uyarılmış kalkan tutEsra, o gece yatağa uzandığında, hayatının en zor kararını vermek için zamanın yavaşça akıp gittiğini hissetti, ama ne olursa olsun, kalbinin sesini dinleyeceğine dair kendine söz verdi.

Rate article
Lifequest
Merhaba. Eşim içeri gelebilir mi?