Geri Dönme Arzusu

**Günlük**

Her sabah alarm çalmadan uyanırdım. Sanki içimde bir saat vardı. Kalkar, yüzümü yıkar, kahvaltıyı hazırlardım. Eşim Cem mutfağa girdiğinde, tıraş olmuş, kolonya kokusuyla, masada onu kızarmış yumurta, peynir, salam ve taze ekmek dilimleri beklerdi. Ben ise sadece bir fincan Türk kahvesi ve bir parça peynirle yetinirdim.

Otuz yıldır beraberdik. Birbirimizi o kadar iyi tanıyorduk ki sabahları neredeyse hiç konuşmazdık. “Görüşürüz,” “Bugün geç kalabilirim,” “Teşekkürler…” Bakışlardan, adımlardan, hatta sessizlikten bile ruh halimizi anlardık. Fazla söze ne hacet?

“Teşekkürler,” dedi Cem, kahvesini bitirip kalktı.

Gençken işe gitmeden önce yanağımdan öperdi. Şimdiyse sadece teşekkür edip çıkardı. Demiryolu fabrikasında mühendisti, trafiğe takılmamak için erkenden evden çıkardı.

Bulaşıkları topladım, yıkadım, sonra kendim hazırlandım. Üniversitede ders veriyordum, evden iki durak ötedeydi. Hava nasıl olursa olsun, yürümeyi tercih ederdim. Uzun boylu, zayıf, sportif bir yapım vardır. Yazın elbise giyer, kışınsa takım elbiselerle dolaşırdım. Gri, çizgili, üstüne pastel renkli bluzlar…

Bir zamanlar simsiyah olan saçlarım şimdi ağarmıştı. Boyamam, örgü yapar, topuz yapıp arkadan toplardım. Makyaj yoktu, tek taktığım alyansımdı.

Derslerde çok konuşurdum, eve gelince susmayı severdim. Cem de sessizliği severdi. Çoğu çift gibi biz de tartışmazdık. O benden iki yaş büyüktü, hâlâ yakışıklıydı. Gençken kıskanırdım, yaş ilerledikçe bu düşünceye alıştım: “Nereye gidecek? Kim onu benim gibi doyurur?” Gerçekten de yemeklerim lezzetli olurdu.

Kızımız üniversiteden sonra bir subayla evlenip taşınmıştı.

Öğrenciler benden çekinirdi. Fazla gülmem, mesafeli dururdum. Ama haksızlık da etmezdim. Sınavda dürüstçe “Bilmiyorum” diyene yardım eder, geçer not verirdim. Kopya çekenleri ise derhal kapı dışarı ederdim.

Bir gün yemekhanede iki birinci sınıf öğrencisinin konuşmasını duydum. Arkamda oturuyorlardı, beni görmemişlerdi.

“Şu kimya hocasına bak, tam bir muhafazakar. Alyans olmasa hiç evlenmemiş derdim,” dedi biri.

“Kocası var üstelik yakışıklı biri. Kızı da var, evli zaten,” diye ekledi diğeri.

“Yakışıklıysa ne bulmuş ki onda? Nerden biliyorsun?”

“Aynı sitede oturuyoruz. Normal bence.”

“Normal mi? Giyimi erkek gibi. Memesi bile yok herhalde.”

Yemeğimi bitirdim, masadan kalkıp onlara baktım.

“Özür dileriz,” diye ciyakladılar, yüzleri kıpkırmızı oldu.

*Muhafazakar. Erkek gibi.* Öğretmenler odasında aynaya baktım. *Haklılar. Cem gerçekten bende ne bulmuş?* Zil çaldı, derse gittim.

Akşam yemeği için tencere yemeği yapmaya karar verdim. Cem gelene kadar hazır olurdu. Yemek pişti, mutfakta bekledim. Cem arabasını her zaman pencerenin altına park ederdi. Ama bugün orada değildi. Tam arkamdan anahtar sesi geldi.

Şaşırdım, koridora çıktım.

“Arabayla gelmedin mi? Bozuldu mu?” diye sordum.

“Hayır, başka yere park ettim.”

Sebebini sormadım. Mutfağa dönüp yemeği ocaktan aldım. Cem masaya oturdu.

“Ayşe, oturur musun lütfen?”

Eldiveni çıkarıp karşısına geçtim. Bir şey olduğunu anlamıştım. Gözlerimi kaçırıyor, terlemişti.

“Şey… Başka bir kadını seviyorum. Onun yanına taşınıyorum,” dedi, alnındaki teri sildi.

Parmaklarımı sıktım, canım yandı.

“Özür dilerim. Eşyalarımı toplayıp gideceğim.” Kalkıp mutfaktan çıktı.

Masada öylece oturdum. “Git, onu durdur, konuş…” diye bağırıyordu içimdeki ses. Ama kıpırdayamadım. Dolap açılışı, askıların tıkırtısı, çekmecenin gıcırtısı… Bavulunu kapattı, bir süre sessizlik oldu, sonra tekerlekler halıda, sonra fayanslarda gürültü yaptı.

Cem paltosunu giymekte, ayakkabılarını bağlamakta ağır davrandı. *Şimdi geri dönecek, ‘Fikrimi değiştirdim, sadece seni seviyorum’ diyecek…* diye umdum. Ama kapı çarpıldı, kilit sesi geldi. Gözlerimle bir noktaya bakakaldım. Sonra ellerimi açıp yüzümü kapattım, ağlamaya başladım.

Arabayı neden buraya park etmediği şimdi anlaşılıyordu. Komşular görmesin diye. Belki de o kadın arabada bekliyordu? Lavaboya gidip yüzümü yıkadım. *Yemek…*

İlk içgüdüm, çömlekleri çöpe atmaktı. Sonra karşıdaki yaşlı çifti hatırladım, onlara götürmeye karar verdim. Çömlekleri folyoya sarıp kapılarına gittim.

Kapıyı genç bir kadın açtı.

“Merhaba. Ah… Şey…” Komşuların adını bilmediğimi fark ettim.

“Yılmazlar için mi? Onlar evi sattı, oğulları yanlarına aldı. Biz yeni taşındık. Ben Aylin, eşim Murat. Hoş geldiniz.”

“Sizin olsun. Yeni eviniz hayırlı olsun,” dedim. Gülümsemek istedim ama yüzüm hareket etmedi. Çömlekleri şaşkın kadına uzatıp eve döndüm.

Gece boyunca ağladım, odalarda dolaştım, Cem’le hayali konuşmalar yaptım: “Neden şimdi? Gençken gitseydin keşke… Ben ne yapacağım şimErtesi gün aynada kendime baktığımda, artık eskisi gibi olmadığıSaçlarımın rengi değişmişti, gözlerimde daha fazla ışık vardı, ve ilk kez içimde yeni bir hayata başlama cesareti hissettim.

Rate article
Lifequest
Geri Dönme Arzusu