“- Ay, korkuyorum,” dedi Ayşe, apartmanın önünde durarak.
“- Neden? Ailemden mi?” diye sordu Mehmet, elini tutarak.
“- Ya beni beğenmezlerse,” itiraf etti Ayşe, suçlu ve ürkek bir ifadeyle Mehmet’e baktı.
“- Korkma. Göreceksin, her şey güzel olacak. Ben seni seviyorum. Evlenecek olan sensin, ailem değil. Hadi gel,” diyerek onu apartmana doğru çekti Mehmet.
“- Annemin adı Fatma Hanım. Unutma sakın,” diye tembihledi.
Ayşe yavaşça tekrarladı.
“- Stresten kesin unuturum ya da karıştırırım,” dedi içtenlikle.
“- Peki babanın adı?”
“- Ahmet Bey,” diye sevinçle çıkıştı Ayşe. “İyi ki babanın adı kolay. Anneninki neden öyle peki? Dedeni mi?”
“- Nerden çıkardın bunu?”
Asansöre bindiler, Mehmet düğmeye bastı.
“- Babası onu öyle çağırırmış, eşinin anısına. Dedem derdi ki, annesi çok aydınlık bir insandı. Oyuncuydu. Keşke tanısaydım, genç yaşta kaybetmişler. Onun ailesinin kökleri eski bir İstanbul ailesine dayanıyor.”
Asansör kapısı açıldı, içeri girdiler.
“- Üzülme, yanındayım,” dedi Mehmet, onu kendine çekerek.
Kapıyı kısa boylu, narin, kısa saçlı bir kadın açtı. Ayşe, Mehmet’in annesi olmak için fazla genç göründüğünü düşündü. Kadın gülümsedi ve içeri davet etti.
Üzerine bol bej pantolon ve beyaz bir bluz giymişti. Ayşe, ışık altında yüzündeki ince çizgileri fark etti.
“- Merhaba,” dedi Ayşe, Mehmet’e bakarak yardım istedi. Ama o sessizdi. Korkarak adını söylemedi, gözlerini yere indirdi.
“- Buyur Ayşecim, rahat olun. Zaten kimse ilk seferde ismimi doğru telaffuz edemiyor,” dedi anlayışlı bir şekilde. Ayşe minnettar bir gülümseme yolladı.
“- Ayakkabılarını çıkmana gerek yok, içeri gel. Ahmet! Nerede kaldın?” diye seslendi Fatma Hanım.
Biraz sonra iri yarı, yakışıklı bir adam odaya girdi. Ayşe’ye Adile Naşit’in eşi gibi geldi, benzer değillerdi belki ama o havası vardı. Eşinin yanında Fatma Hanım neredeyse bir çocuk gibi duruyordu. “Gençken nasıldı acaba?” diye düşündü Ayşe.
“- Ahmet Bey,” diyerek elini uzattı.
Ayşe, onun geniş avuçlarına kendi küçük elini koydu. Sıcak ve kuru bir tokalaşmaydı.
“- Sofraya buyurun, yoksa yemek soğuyacak,” diye buyurdu Fatma Hanım.
“- Mehmet, Ayşe’ye ilgilen,” diyerek şarabı koydu Ahmet Bey.
Fatma Hanım, kızı usulca sorgulamış, fazla detaya girmeden. Eş zamanlı olarak kendi ailesini anlatıyordu. Şarabın ya da rahat ortamın etkisiyle Ayşe’nin gerginliği azalmıştı.
“- Ailen hiç merak etmesin, düğün işlerini biz hallederiz,” dedi sonunda Fatma Hanım, gülümseyerek.
Mehmet’in ailesi Ayşe’ye kusursuz görünmüştü. Kendi ailesi ise çok farklıydı. Annesi hep fazla yemek yedirmeye çalışırdı, babası ise içkiyi fazla kaçırır, kimseyi dinlemeden konuşurdu. Ayşe babasından utanırdı.
“- Ne dedin?” diye sordu Mehmet’in sözlerini kaçırdığını fark ederek.
“- Dedim ki, seni çok beğendiler.”
“- Ailen harika. Keşke bizim de öyle bir ilişkimiz olsa. Belli ki birbirlerini seviyorlar. Benimkiler ise…”
“- Üzülme, düğünde iyi davranırlar. Bizim evde de tartışmalar oluyor. Belki seninkiler kadar sık değil. Bu arada, gelinliğini seçtin mi?” dedi Mehmet, bir öpücük kondurarak.
Ayşe, annesiyle alışverişe gitmek istemiyordu, çünkü annesi hep ekonomik seçeneklere yönelirdi. Tek seçeneği arkadaşı Sevgi’ydi. Eve gelir gelmez onu aradı.
Sevgi, telefonda hemen heyecanlandı. Önce kendini anlatmaya başladı, sonra düğün planlarını sordu.
“- Yardım eder misin?” diye lafını kesti Ayşe.
“- Tabii ki! Ne zaman?”
Ertesi gün bir kafede buluşmaya karar verdiler.
“- Ne gürültücü bir kız,” diye iç çekti Ayşe.
Kafeye erken gelmişti. Garson menüyü getirdi, ama o, “Arkadaşımı bekliyorum,” dedi. Sevgi her zamanki gibi geç kalmıştı.
Tam o sırada Ahmet Bey’i gördü. Onu fark etmemişti, çünkü karşısındaki sarışın kadına odaklanmıştı. Elini tutmuş, bir şeyler anlatıyordu. Sonra eğilip onu öptü.
Ayşe irkildi. “Mükemmel aile ha?” diye düşündü.
“- Ayşe! Buradasın!” diye bağırdı Sevgi, herkesin dikkatini çekerek.
“- Sesini alçalt,” dedi Ayşe.
Sonra Ahmet Bey’in onları fark etmesinden korkarak hızlıca kalktı.
“- Ben gidiyorum, başka zaman görüşürüz,” dedi, telaşla.
Sevgi peşinden koştu:
“- Neden böyle yapıyorsun? Anlat bana!”
“- Önemli değil, başım ağrıyor,” diyerek uzaklaştı.
Eve gidince Fatma Hanım’ı aradı, gelinlik seçmek için yardım istedi.
Fatma Hanım hemen kabul etti. Mağazada denemeler yapıldı, en sonunda bir gelinlik seçildi.
Sonra bir kafeye oturdular. Ayşe, Ahmet Bey’i görmeyeceği bir köşe seçti.
“- Fatma Hanım, eşiniz gibi bir adamla nasıl bu kadar yıl geçirebildiniz?” diye sordu merakla.
Fatma Hanım bilgece gülümsedi:
“- Onu seviyorum. Önce kıskanıyordum, sonra alıştım. Çünkü o, evde bir çocuk gibidir. Ben olmasam kendi başına bir şey yapamaz. Akıllı kadın, eşine her zaman onun karar verdiğini hissettirir.”
Ayşe, “Yine de sevgilisi var,” diye düşündAyşe, Fatma Hanım’ın sözlerini düşünerek, sevginin ve ailenin gerçekte ne anlama geldiğini anladı, ve kendi evliliğinde farklı bir yol çizmeye karar verdi.




