Geri Dönmek İstiyorum

Emine her zaman çalar saatin sesinden önce uyanırdı, sanki içinde kusursuz bir biyolojik saat varmış gibi. Kalkar, yüzünü yıkar ve kahvaltı hazırlardı. Kocası mutfağa tertemiz tıraş olmuş, kolonya kokusuyla girdiğinde masada onu sahanda yumurta ya da kayısı kıvamında haşlanmış yumurta, dilimlenmiş ekmek, peynir ve sucuk, bir de demli bir çay beklerdi. Emine ise sadece çayına eşlik eden birkaç parça peynirle yetinirdi.

Otuz yıl birlikte yaşamışlardı. O kadar birbirlerini öğrenmişlerdi ki, artık pek konuşmuyorlardı, özellikle sabahları. “Görüşürüz akşam,” “Bugün biraz geç kalacağım,” “Teşekkürler…” Bakışlardan, adımlardan, hatta sessizlikten bile birbirlerinin ruh hallerini anlarlardı. Fazla söze ne hacet?

“Teşekkürler,” dedi Mehmet, çayını bitirip masadan kalkarken.

İlk evlendiklerinde her sabah işe gitmeden önce onu yanağından öperdi. Şimdiyse sadece teşekkür edip çıkıyordu. Mehmet bir otomobil fabrikasında mühendisti, trafiğe takılmamak için erkenden yola çıkardı.

Emine masayı topladı, bulaşıkları yıkadı ve hazırlanmaya başladı. Üniversitede öğretim görevlisiydi, evinden sadece iki durak uzaktaydı. İşe hep yürüyerek giderdi, hava nasıl olursa olsun; şiddetli rüzgâr da esse, sağanak yağmur da yağsa. Uzun boylu, sportif, düzgün bir fiziği vardı. Yazın elbise giyerdi, ama üniversitede hep takım elbiselerini tercih ederdi, genellikle ince çizgili gri olanları. Ceketin altına pastel tonlarda bluzlar giyerdi.

Eskiden simsiyah olan saçları artık ağarmıştı. Boyatmıyor, ince bir örgü yapıp topuz yaparak arkaya topluyordu. Makyaj yapmaz, yüzük dışında hiçbir takı takmazdı.

Derslerde ve seminerlerde uzun uzun konuşmak zorunda kaldığı için evde sessizliği severdi. Mehmet de memnundu bu durumdan. Sessizliği severdi. Çoğu insana göre mükemmel bir çifttiler. Hiç kavga etmez, tartışmazlardı.

Mehmet Bey, Emine’den iki yaş büyüktü. Ama hâlâ yakışıklı bir adamdı. Emine, kadınların ona ilgi göstermesine alışmıştı. Tabii gençken kıskanırdı, ama yaş ilerledikçe felsefi bir tavır takındı. “Nereye gidecek ki? Kimse benim gibi onu beslemez,” derdi kendi kendine. Gerçekten de yemekleri tanrıların ağzını sulandırırdı.

Bir kızları vardı, üniversiteden sonra bir subayla evlenip onunla birlikte taşınmıştı.

Öğrenciler Emine Hanım’dan biraz çekinirdi. Nadiren güler, her zaman mesafeli ve sakin dururdu. Ama kötü biri değildi. Sınavda bile anlaşılabilirdi. Eğer bir öğrenci dürüstçe sorunun cevabını bilmediğini, ama çalıştığını söylerse, ona yardım eder, hatta sık sık üç bile verirdi. Ama kopya çekenleri acımadan sınıftan atar, yalan söyleyenlere sıfır verirdi. Arada akıllı geçinenler de olurdu, hiç çalışmadan acıklı bakışları ve yalvarmalarıyla üç alabileceklerini sananlar. Ama yalanlar işe yaramazdı. Yalanı hemen hisseder ve asla affetmezdi.

Bölümdeki hiçbir öğretim görevlisiyle samimiyet kurmamış, dedikodu sohbetlerine katılmamıştı.

Bir gün kantinde iki birinci sınıf öğrencisinin konuşmasına kulak misafiri oldu. Onlara arkası dönüktü, fark etmemişlerdi.

“Kimyacıya ne diyorsun? Mavi çorap. Yüzüğü olmasa kocasız sanardım,” dedi birisi.

“Kocası var bu arada, hem de oldukça yakışıklı. Bir de kızı var, evlenmiş bile,” dedi diğeri.

“Yakışıklıysa bu kadında ne bulmuş? Sen nereden biliyorsun?”

“Onunla aynı apartmanda oturuyorum. Bence normal biri.”

“Normal tabii. Erkek gibi giyiniyor. Memesi var mıdır bile şüpheli.”

Emine yemeğini bitirdi, masadan kalkıp öğrencilere baktı.

“Özür dileriz,” diye ciyakladılar, yüzleri kıpkırmızı olmuştu.

“Kocasız. Mavi çorap. Demek böyle düşünüyorlarmış benim hakkımda.” Öğretmenler odasında aynaya baktı. “Haklılar. Mehmet bende ne bulmuş acaba?” Zil çaldı ve Emine derse gitti.

Eve gelir gelmez yemek yapmaya koyuldu. Güveçte et pişirmeye karar verdi, tam Mehmet gelirken hazır olacaktı. Her şey hazırdı. Emine pencereye yaklaştı. Mehmet her zaman arabasını altlarına park ederdi. Ama henüz ortalıkta yoktu. Tam o sırada arkasından kapının kilidi tıkırdadı.

Emine şaşırdı ve koridora çıktı.

“Arabayla gelmedin mi? Bozuldu mu?” diye sordu.

“Hayır, başka yere park ettim.”

Emine nedenini sormadı. Mutfağa dönüp güveçleri fırından çıkardı. Mehmet arkasından girdi, masaya oturdu.

“Emine, oturur musun lütfen?”

Hemen üzerine geçirdiği eldiveni çıkarıp karşısına oturdu, ellerini masaya koyup parmaklarını kenetledi. Anlamıştı, bir şeyler olmuştu. Mehmet gözlerini kaçırıyordu. Uzun zamandır aralarında resmi bir ilişki vardı. Ama şimdi tamamen yabancı, uzak ve gergin görünüyordu.

“Şey… Başka bir kadını seviyorum. Ve onun yanına taşınıyorum,” dedi ve terlemiş alnını eliyle sildi.

Emine parmaklarını acıtana kadar sıktı.

“Özür dilerim. Gidip eşyalarımı toplayacağım.” Mehmet kalkıp mutfaktan çıktı.

Emine masada öylece oturdu kaldı. “Git, onu durdur, konuş…”Emine, avuçlarında sakladığı yüzünden yaşlarını silerken, birden gülümsedi çünkü hayatın onu beklediği yeni sayfayı çoktan kendisinin yazdığını fark etti.

Rate article
Lifequest
Geri Dönmek İstiyorum