Sanatçı

Aktrise

Leyla metro vagonuna adımını atıp koltuğa çöktü. Neden bu kadar yüksek topuklu çizmeleri giydi ki? Çünkü kadın, her yaşta kadın gibi görünmeliydi.

Karşısındaki karanlık camda yansımasını seyretti. Fena değildi aslında. “Özellikle iyi uyuyup, tonlarca makyaj yapıp da aynaya değil, loş bir cama bakınca,” diye fısıldadı içindeki ses.

“Evet, gözler hüzünlü. Yorgunluktandır herhalde.” Leyla bakışlarını kendi yansımasından çevirdi. “Artık yaşıma göre giyinmem lazım, en azından topuklardan vazgeçmeliyim,” diye düşündü. “Ah, bir an önce eve varıp şu lanet çizmeleri çıkarsam, ağır kürkümü üzerimden atsam. Ne diye böyle süslenip çıktım ki?”

Onu çoktan unutmuşlardı, sokakta kimse tanımıyordu. Ama toplum içine “yüzüyle” çıkma alışkanlığı hâlâ sürüyordu. Leyla ünlü sayılmazdı belki, ama oynadığı birkaç filmden sonra tanınır olmuştu. Peşinden koşan erkeklerse! Her gece, tiyatrodan çıkışta elinde bir buketle onu bekleyen biri çıkardı mutlaka.

O zamanlar adı Leyla Demir değildi, Aylin Fırat’tı. Ne şık duruyordu! Filmlerin jeneriğinde ismini gördükçe gururlanırdı, yalnızca iki filmde oynamış olsa bile.

Nasıl da sıcak basmıştı. Kürkünün üst düğmesini çözdü. Boynundaki eşarbı çekip attı, yorgunluğunu atmak için başını salladı. Saçları seyrelmişti ama doğru kesim ve renk dolgun bir etki yaratıyordu. Yeniden karşıya baktı. Bu kez kendi yansımasını değil, ona doğrudan gülümseyen genç bir adam gördü.

Aylin, her zaman olduğu gibi, erkeklerin ilgisine anında tepki verdi. Çenesini hafifçe kaldırdı, gülümsedi ve hemen bakışlarını kaçırdı. “Fark ettim, ilginizi takdir ettim, bu kadar yeter,” der gibiydi.

“Taksiye binmeliydim. Evet, pahalı ama en azından çabuk olurdu. Yorulmazdım böyle,” diye mırıldandı kendi kendine. Üçüncü kocası ona ehliyet alıp araba kullanmayı öğrenmesini söylemişti. Ama cesaret edememişti. Korkuyordu.

Murat, Aylin’in üçüncü kocası, resmi nikâhlı eşlerinin en iyisiydi. Ne yazık ki çok erken ölmüştü. Ondan sonra bir daha evlenmeyeceğine karar vermişti. Zaten kimse de teklif etmedi.

Ah, gençliğinde ne kadar güzeldi, Allahım! İncecik burnu, kiraz dudakları, dolgun kirpikleri. Gözleri! Canlı, yaşama sevinciyle parlayan gözler. Şimdi bile vücudu hâlâ yerinde duruyordu. Yaşıtları bununla övünemezdi. “Kendine iyi baktın, çocuk doğurmadın. İşte şimdi de yapayalnız, herkesin unuttuğu bir kadın olarak yaşıyorsun,” diye alay etti içindeki ses.

“Defol git,” diye savurdu Leyla tembel tembel, ama hemen etrafına baktı. Son zamanlarda sık sık kendi kendine konuşuyordu.
Kimse ona dikkat etmiyordu. Vagonda az kişi vardı. Kimi uyukluyor, kimi boş boş önüne bakıyordu. Yalnızca karşıdaki adam hâlâ ona bakıyordu. Leyla gözlerini kaçırdı ve anılarına döndü.

Keşke daha geç doğsaydı. O kadar güzeldi ki, bir zamanların ünlü yıldızları gibi filmlerde oynayabilirdi. Sesiyse ince ve tizdi. Ama önemli değildi, onun yerine başkası şarkı söyleyebilirdi. Dans etmeyi ise çok iyi biliyordu.

İlk filmin çekimlerinde, tam da dans ederken, ilk kocasıyla tanışmıştı: yakışıklı, karizmatik bir oyuncu. Aralarında fırtınalı bir aşk başlamıştı. Hiç düşünmeden onunla evlenmişti. Ama birlikte ancak bir yıl dayanabilmişlerdi.

Adam yalnızca sahnede oynamıyordu. Evden para ve mücevherler kaybolmaya başlayınca anlamıştı. Kumar borçları birikmiş”Ve o genç adamın bir daha görünmediğini anladığında, Leyla’nın gözlerinden süzülen yaşlar, yalnızlığın ne kadar acımasız bir yalancı olduğunu fısıldadı karanlığa.”

Rate article
Lifequest
Sanatçı