**Erkek Arkadaşlığı**
Murat, lüks otomobilini alışveriş merkezinin önünde durdurdu. Sıcak araçtan çıkmak istemiyordu. Dün sulu kar yağmış, sonra yağmura dönüşmüş, gece ise don bastırmıştı. Rüzgâr keskin bir soğuk getirmiş, kardan kalan buzlar eriyip tekrar donmuş, yoldaki insanlar kayıyordu.
Yarın annesinin doğum günüydü, ama Murat hep son ana bırakmıştı alışverişi. Büyük bir mağazada mutlaka bir şeyler bulabilirdi.
Araçtan çıkar çıkmaz ilk rüzgâr dalgası ceketini açtı, atkısının bir ucunu savurdu. Ceketini tutarak arabayı kilitledi ve binaya doğru adım attı, tam o sırada kayıp neredeyse düşüyordu. Buzlar henüz kumla kaplanmamıştı, üstelik ayağındaki şık ayakkabıların tabanı kaygandı.
Zor bela kapıya ulaştı, AVM’ye girince rahat bir nefes aldı. Hemen şal ve eşarp reyonuna yöneldi, sonra geçen sene annesine zaten bir şal hediye ettiğini hatırladı.
“Murat, merhaba!” diye bir ses duydu, mücevher mağazasının vitrininin önünde.
Yanında duran, en eski ve tek gerçek arkadaşıydı: Cenk.
“Sen misin yoksa ben mi yanılıyorum? Ne kadar zamandır görüşmedik, değil mi? Çok iyi gözüküyorsun, yurtdışından gelmiş gibi.”
“Merhaba. Daha yeni geldim,” dedi Murat, biraz şaşkın, biraz mahcup.
“Tam da seni düşünüyordum. Hadi bir kafede oturalım,” diye teklif etti Cenk.
“Hediye almaya geldim,” dedi Murat.
“Bekle, Ayşe Hanım’ın doğum günü yaklaşmıştı, değil mi?”
“Hatırladın mı gerçekten?” diye sevindi Murat. “Yarın. Son güne bıraktım, işte buradayım…”
“Tamam, sen seç bakalım, engel olmayayım. Ben zaten alışverişimi bitirdim,” diyerek elindeki poşetleri gösterdi Cenk. “Ama bu hafta mutlaka buluşalım, tamam mı? Al, beni bekleme. Aramazsan, yerin dibine girer bulurum,” diye gülümseyerek kartvizitini uzattı.
Annesine küpe seçerken Murat, bu beklenmedik karşılaşmayı düşünüyor, kendini aptalca davrandığı için azarlıyordu. Sanki Cenk’i görmekten pek de mutlu olmamış gibiydi. Hayır, aslında çok sevinmişti, sadece şaşırmıştı.
Küpeleri seçip kartını uzattığında Cenk’in kartvizitini de fark etti. Vay canına! Bir inşaat şirketinin müdür yardımcısıydı.
“Ah, özür dilerim,” dedi Murat, kasiyerin sabırla beklediğini fark ederek. “Eski bir arkadaşla karşılaştık, yıllardır görüşmemiştik, anlıyor musunuz?”
Ödemeyi yapıp eve doğru yola koyuldu, aklı hâlâ arkadaşındaydı…
***
Okulun ilk gününde, neredeyse aynı gladiol demetleriyle sırada yan yana durmuşlardı. İkisinin de yüzünde aynı mutluluk ve biraz da korku vardı. Sınıfa çift sıra girerken, sözleşmişçesine birbirlerinin ellerini tuttular. Aynı sıraya oturdular.
İşte arkadaşlıkları böyle başlamıştı. Tabii ki arada kavga ettikleri oluyordu, ama hemen barışıyorlardı. Üstelik kavgaları hep küçük, saçma şeyler yüzündendi. Cenk her zaman ilk uzanan taraf olurdu.
Üniversite için farklı şehirlere gitmeye karar verdiklerinde de tartışmadılar, ayrılmak istemeseler de. Hayatın onları farklı yollara sürükleyeceğini biliyorlardı. Ama görüşmelerine kimse engel olamazdı.
Cenk teknik üniversiteye, Murat ise yabancı dillere yerleşti. Artık her gün görüşemiyorlardı. Ama hafta sonları mutlaka buluşup saatlerce konuşuyorlardı.
Cenk erkeklerle dolu bir mühendislik fakültesindeydi. Murat’ın bölümü ise tam bir kız cennetiydi. Her biri birbirinden güzel kızlardı, Murat’ın gözleri ışıl ışıldı. Ama onun gözü yalnızca birindeydi: Neşeli, kıvırcık saçlı Elif. Gözlerinde her an patlamaya hazır bir kahkaha saklıydı.
Uzun süre ona yaklaşmaya cesaret edemedi. Sonunda bir gün dayanamayıp yanına gitti ve çeviri konusunda yardım istedi.
“Tanışmak istediğini direkt söyleseydin ya,” dedi Elif, o her zamanki gülen gözleriyle.
“Seni ders sonrası eve bırakmak istiyorum. Olur mu?” diye zorla çıkardı ağzından Murat.
“Bırak,” dedi Elif, ona bir gülümseme hediye ederek.
O bahar günü şehirde yürürken, Murat’tan daha mutlu kimse yoktu. Kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu. Bütün gece onun bakışlarını, gülüşünü düşündü, ama konuştukları hiçbir şeyi hatırlamıyordu. Sabahı zor etti, onu tekrar görmek için.
Neredeyse her gün onu eve bırakıyordu. Serin nisan, ılık mayısa dönüştü, ama Murat bir türlü Elif’i öpmeye cesaret edemedi. Dersler bitecek, Elif ailesiyle güneye, sonra da büyükannesinin yanına gidecekti. Bunu düşündükçe içine bir korku çöküyordu.
Son şansı, mayısın son pazar gününe denk gelen doğum günüydü. Onu evine davet edecek, ailesiyle tanıştıracak ve sonunda ona olan hislerini anlatacaktı.
Elif hiç naz yapmadan kabul etti. Murat o kadar sevindi ki, cesaretini toplayıp ondan en çok gördüğü arkadaşını da getirmesini istedi.
“Zeynep’i mi?”
“Evet. Benim de bir arkadaşım var, ilkokuldan beri dostuz. O teknik üniversitede, orada pek kız yok. Senin gibi biri kesinlikle yok.”
“Tamam. Ama ya Zeynep onu beğenmezse?” diye”Elif’in oyununa gelmeyeceğiz artık,” dedi Murat, Cenk’i sırtından dürterek, yeni doğan bebeğin hediyesini seçmek için mağazanın içine doğru yürürken.




