—Anne, seninle konuşmam gereken bir şey var.
—Ne kadar endişelendirici bir başlangıç. İrem oğluna kaygıyla baktı.
Yakışıklı, zeki bir çocuktu. Hep uslu durur, fazla sorun çıkarmazdı. Ama on birinci sınıfta ilk kez âşık olunca her şey değişti. Dersleri asmaya, kötü notlar almaya başladı. İrem konuşmaya çalıştı. Anladı ki kızın gözü başkasındaydı. Zengin bir ailenin oğlunu seviyordu.
Ne kadar ikna etmeye çalışsa da boşunaydı. “İlk aşk en saf duygudur, paranın pulun önemi yoktur,” diyordu. Ama oğlu dinlemiyordu. Kafasına koymuştu: Eğer parası, lüks arabası olsaydı, kız onu severdi.
Oğlunun bu haksızlığa dayanamayacağından korkuyordu. Bir psikolog buldu, erkek adam gibi konuşabilecek biri. Bu yardım işe yaradı. Emir sınavları geçti, üniversiteye girdi. Tabii ki yeniden âşık oldu.
Birinci sınıfın sonunda, “Üniversitede birçok kişi ailesinden ayrı yaşıyor. Ben de bir daire kiralayıp bağımsız olmak istiyorum,” dedi.
—Peki kiranı neyle ödeyeceksin? Kira pahalı. Sana yardım edemem. Maaşımı biliyorsun. On sekiz yaşına geldin, babanın nafakası da kesildi. Yoksa üniversiteyi bırakıp açıktan mı okuyacaksın? diye sordu İrem.
—Babamla konuştum, başlangıçta destek olacağını söyledi, dedi Emir.
—Onunla mı görüştün? Niye bana söylemedin? diye tepki gösterdi İrem.
—Beni vazgeçirmeye çalışırdın. Onunla sen boşandın, ben değil, diye çıkıştı Emir.
—Boşandığımızda hemen iş değiştirdiğini biliyor musun? Resmi maaşını düşük gösterip nafakayı kırdı. Yani sadece benden değil, senden de kaçtı.
Babana bu kadar güveniyor musun? Hiçbir şey beklemeden yardım edeceğine inanıyor musun? Bir iki ay sonra bahanelerle desteği keserse ne yapacaksın? Hem onun da bir kızı var. Yoksa Elif’in ailesi mi yardım edecek? Anne yüreği, oğlunun her şeyi söylemediğini anlamEmir, öfkeyle yüzünü buruşturdu ve “Sen hiçbir şeyi doğru düzgün anlamıyorsun anne, her şeyi berbat ediyorsun,” diyerek kapıyı çarpıp çıktı, ardında ise yıllardır yükünü çeken annesini öfke ve hüzünle baş başa bıraktı.




