**Günlük**
Akşam yemeği hazırlıyordum, köfteler tavada kızardığı sırada kapı çaldı. Mutfaktan çıkıp açmaya giderken kızım Sibel yarı yolda durdurdu beni:
*”Anne, bana gelmiş. Ben açarım.”*
*”Peki, bilmiyordum ki…”*
*”Ne ayakta bekliyorsun? Git köftelerini pişir,”* diye sertçe çıkıştı, kapıya dönmeden önce bana ters ters baktı.
*”Benim köftelerim mi? Kasaptan kıyma aldım…”*
*”Anne, kapıyı kapat!”* Gözlerini devirdi.
*”Önce söyleseydin ya.”* Mutfağa döndüm, kapıyı çekip ocağın altını kapattım. Biraz duraksadım, önlüğümü çıkarıp çıktım.
Koridoda Sibel montunu giyiyordu. Yanında ise sevgilisi Emre durmuş, ona âşık gözlerle bakıyordu.
*”Merhaba Emre. Nereye böyle? Akşam yemeğini bizde yesenize.”*
*”Merhaba teyze,”* diyerek gülümsedi Emre, Sibel’e sorar gibi baktı.
*”Acele ediyoruz,”* dedi kızım, bana bakmadan.
*”Yine de kalsanız? Yemek hazır,”* diye ısrar ettim. Emre tereddüt etti.
*”Hayır!”* diye kesip attı Sibel. *”Gidiyoruz.”* Emre’nin koluna girdi, kapıyı açtı. *”Anne, kapatırsın değil mi?”*
Kapıyı kapattım ama tam kapatmadım, aralık bıraktım. Merdiven boşluğundaki konuşmaları duydum:
*”Niye annene böyle sert konuşuyorsun? Köftelerin kokusu harika, bence kalsak…”*
*”Boş ver, kafeye gideriz. Onun köftelerinden bıktım artık.”*
*”Nasıl bıkılır ki? Senin annenin köftelerine bayılıyorum, her gün yerim,”* dedi Emre.
Sibel’in cevabını duyamadım. Sesler uzaklaştı, merdivenden aşağı kayboldu.
Kapıyı kapattım, salona geçtim. Kocam Mehmet televizyon izliyordu.
*”Mehmet, yemek hazır, üşümesin.”*
*”Hı? Tamam.”* Koltuğundan kalkıp mutfağa geçti, sofraya oturdu.
*”Bugün ne var?”* diye sordu buyurgan bir tavırla.
*”Pilav, köfte, salata.”* Tavanın kapağını açtım.
*”Kaç kere söyledim, kızartma köfte yemem!”* diye surat astı.
*”Tavaya biraz su ekledim, neredeyse buğulama gibi oldu.”* Kapağı elimde donakaldım.
*”Peki, getir bakalım. Ama son kez.”*
*”Bizim yaşımızda kilo vermek iyi değil,”* dedim, önüne pilavlı köfteleri koyarken.
*”Ne yaşıymış? Daha elli yedi yaşındayım. Erkek için bilgelik çağı bu!”* Çatalı köftenin yarısına sapladı, bir lokmada yuttu.
*”Bugün neyiniz var böyle? Anlaştınız mı ne? Sibel kaçtı, sen naz yapıyorsun. Bak bir de yemek yapmayı bırakayım, o zaman görürsünüz. Kafedeki yemek daha mı lezzetli sanıyorsunuz?”*
*”Yapma o zaman. Sana da kilo versen iyi olur. Yakında kapıdan sığamayacaksın,”* diye çıkıştı, ikinci köfteyi de mideye indirdi.
*”Öyle mi? Ben şişman mıyım? Demek kendine bakıyorsun, kot pantolonlar, deri ceket, şapka… Kel kafanı saklamak için kazıtmışsın. Kimin için bu? Benim için değil herhalde. Evet şişmanım! Karşılaştıracak birini mi buldun?”* diye içerledim.
*”Bırak da yemeğimi yiyeyim!”* Pilavı karıştırdı, ağzına götürmeden bıraktı. *”Ketçap getir!”* diye emretti.
Buzdolabından ketçabı aldım, önüne hızla bıraktım ve mutfaktan çıktım. Tabaktaki yemeğime dokunmamıştım bile.
Kızımın odasına kapandım, yatağa oturdum. Gözlerim doldu.
*”Yemek yapıyorum, uğraşıyorum, onlarsa… Her şeyi onlar için yapıyorum, karşılığında bir teşekkür bile yok. Kocam gençleşmeye çalışıyor, başkasına bakıyor. Benim için ‘şişman’ artık. Kızım bana hizmetçi gözüyle bakıyor.”*
*”Emekliyim diye üstüme geliyorlar. İşe girebilirdim ama işten çıkardılar. Tecrübeli çalışan istemiyorlar, gençler işlerine geliyor. Gençler ne anlar ki?”*
*”Herkesten erken kalkıyorum, kahvaltı hazırlıyorum. Gün boyu koşturuyorum, dinlenecek vaktim yok. Kendim ettim, kendim buldum. Şimdi sırtıma çıktılar, keyif sürüyorlar.”* Gözyaşlarım yanaklarımdan süzüldü. Hıçkırığı bastırdım, avuçlarımla gözlerimi sildim.
Hep iyi bir ailemiz olduğunu düşünmüştüm. Mükemmel değil, ama diğerlerinden kötü de değil. Kızım üniversiteyi kazandı, dersleri iyi. Kocam içki sigara kullanmaz, para kazanır. Evimiz düzenli, yemekler lezzetli. Daha ne istiyor?
Dolabın üzerindeki aynaya yaklaştım, kendimi inceledim. *”Evet biraz kilo aldım, ama şişman sayılmam. Yuvarlak yanaklar kırışıklıkları gizliyor. Yemek yapmayı seviyorum. Ama onların işine gelmiyor artık. Çalışırken saçlarımı yapardım, şimdi topuz yapıyorum. Pratik olsun diye. Evi toplarken topukluyla mı gezecektim? Ama belki biraz kilo versem iyi olur. Saç boyatmalıyım da.”* Yatağa oturup düşüncelere daldım.
Ertesi sabah her zamankinden geç kalktım. Yatakta döndüm, uyuyormuş gibi yaptım. *”Emekliyim, gün doğmadan kalkmak zorunda değilim. Kahvaltıyı kendileri hazırlasınlar.”*
Alarm çaldı. Kıpırdandım, yüzümü duvara döndüm.
*”Ne oldu? Hasta mısın?”* diMehmet’in sesinde hiçbir şefkat yoktu, oysa ben yıllarca onun için her sabah erkenden kalkmıştım.




