Eski günlerden bir hikaye…
Lale ile Mehmet üniversitede tanışmışlardı. İkisi de yurtta kalıyordu. Bir arada olacaklarına karar vermişlerdi ama okul bitene kadar bekleyeceklerdi. Fakat hayat, aşıkların basit planlarını değiştirmekte gecikmedi. Lale son sınıfta hamile kaldı.
“Mehmet, ne yapacağız?” diye çaresizce baktı sevgilisine. “Annem ne kadar sert biliyor musun? Okula göndermek bile istememişti. Zor ikna ettim. ‘Senin gibi başıma iş açmayacağım, evlenmeden çocuk yapmayacağım’ diye söz vermiştim. Şimdi ne olacak? Eve nasıl döneceğim? Annem beni öldürür.” Lale dudaklarını ısırdı, ağlamamak için direniyordu.
Mehmet de korkmuştu ama erkekliğine sığınıp sevdiğinin onurunu kurtarmaya karar verdi. Ailesi ona okul için büyük şehre gönderirken şart koşmamıştı. Perişan, gözleri yaşlı Lale’yi seviyordu. Evlenmeyi teklif etti. Devlet sınavları vardı, düğün şimdi olmazdı.
Ailesini aradı, dürüstçe her şeyi anlattı. Okulu bitirince diploması ve eşiyle geleceğini söyledi. Tabii azar işittiler ama yapacak bir şey yoktu, birlikte gelsinler artık.
Lale, kocasının arkasına saklanmış, şiş karnını belli etmemeye çalışıyordu. Evin dar koridorunda Mehmet’in babası kaşlarını çatmış, annesi başını sallayıp gençlere söyleniyordu: “Acele ettiniz çocukla, aile duası almadan evlendiniz. Hayır getirmez bu. Hayata böyle mi başlanır?” Of çektiler, söylendiler ama gençlere yardım etmeye karar verdiler. Yazlıklarını sattılar, kenarda ne varsa toplayıp oğullarına bir tek odalı daire aldılar.
“Elimizden geleni yaptık, gerisi size kalmış,” dedi baba vedalaşırken.
İki ay sonra Lale bir kız çocuğu doğurdu.
Mehmet çalışıyordu ama para yetmiyordu. Ailesi zaten verebileceklerini vermişti. Üstüne üstlük onlardan para istemekten utanıyordu, artık kendi kazansın diyordu. Eski bir lise arkadaşı bilgisayar satış işine girmeyi teklif etti.
“Kârlı bir iş. Tam zamanı, herkes bilgisayar peşinde. Tedarikçilerle bağlantılarım var, ayarlarım. Tam zamanında geldin. Sen bu işi biliyorsun, ben yeni öğreniyorum. Beraber harika iş çıkarırız!” diye ikna etmeye çalıştı eski sınıf arkadaşı.
Doksanların zorlu günleri geride kalmıştı. Risk vardı ama yasal bir işti. Mehmet kabul etti. Yalnız başlangıç için büyük bir borca girdi.
Tedarikçilerden ucuza düşük kaliteli mal aldılar. Mehmet teknik işleri hallediyor, program yüklüyor, tamir ediyordu. Kat kat fazlasına satıyorlardı. İşler yoluna girdi. Mehmet borcunu ödedi, iki odalı bir daire aldı.
Kızları büyümüş, anaokuluna başlayacak yaşa gelmişti. Lale de işe girmek istiyordu.
“Evde otursana, paramız yetiyor. Niye böyle şeylere kalkışıyorsun?” diye söyleniyordu Mehmet. “Şimdi bir de oğlumuz olsa…”
“Biraz dinleneyim. Daha kundaktan çıktık sayılır. Okuldan sonra hiç çalışmadım. Hem Elif’in de yaşıtlarıyla vakit geçirmesi iyi olur. Okula hazırlık,” diye ikna etmeye çalıştı Lale.
Anaokuluna yer bulmak kolay değildi. Lale’ye çocuk bakıcısı olarak işe girerse kızını da alacaklarını söylediler. Hiç düşünmeden kabul etti.
“Üniversite mezunu bakıcı mı olur? Beni rezil etme!” diye öfkelendi Mehmet.
“Kızma. Sadece bir yıllığına, Elif’i alabilmek için. Sonra istifa edip düzgün bir iş bulurum. Kızım da gözümün önünde olur. Kötü mü?” diye yumuşak bir dille konuştu Lale.
O dönemler internet yaygın değildi. Mehmet homurdandı ama kabul etti.
İşleri iyi gidiyordu, rakiplerini kızdırıyordu. Derken bir gün her şey yıkıldı. Yeni bir laptop partisini alıp depoya koymuşlardı ki gece hepsi çalındı, üstüne bir de yangın çıkarıp olayı örtmeye çalışmışlardı. Tüm mallar gitmiş, borç altında kalmışlardı.
Arkadaşı içmeye başladı. Mehmet içmedi, ailesi vardı. Ama borçlar ödenmeliydi. Daireyi satabilirdi ama nerede yaşarlardı? Ailelerine mi yalvaracaklardı?
Mehmet iş aradı. Artık iş kurmak istemiyordu. Şansına, bir gün yolda sıkışan bir araba gördü. İtiş verdi, arka koltukta bir bilgisayar parçası fark etti. Şoförle konuştu, Mehmet’in bilgisayarcı olduğunu öğrenince iş teklif etti. Fabrikada teknik işleri ayarlayacak, basit programlar yazacak biri lazımdı. Tam Mehmet’in yapabileceği işti. Kabul etti.
Zamanla borçlarını kapattı. Hayat düzene giriyordu. Kızları büyümüş, üniversite sınavlarına hazırlanıyordu. Her şey geride kalmış gibiydi.
O gün Mehmet işte gecikmişti. Lale yemek yapıyor, Elif de arkadaşıyla müzik dinliyordu. Sonra arkadaşı eve gitmek üzere ayrıldı.
“Anne, ben bir arkadaşıma kadar geleyim!” diye seslendi Elif kapıdan.
“Çok oyalanma!” diye yetişti Lale ama kapı çoktan kapanmıştı.
Ocağı kapattı, televizyona daldı. Film izlerken zamanın nasıl geçtiğini anlamadı. Mehmet işten geldiğinde hâlâ televizyon başındaydı.
“Niye bu kadar sessiz? Elif evde mi?” diye sordu Mehmet, üşümüş ellerini ovuşturarak. “Birden soğuk bastı.”
İşte o an Lale, kızının arkadaşını geçirmeye gittiğini hatırladı. Ne kadar zaman geçmişti? Yirmi dakika? YarLale o anda kapıya koştu, içindeki kötü hissi bastıramayarak dışarı bakarken, sokak lambasının altında sallanan bir ayakkabı bağcığını görünce dizlerinin bağı çözüldü.




