**Günlük, 12 Eylül**
Ece, neşeli, hareketli ve güzel bir kızdı. Etrafında hep erkekler dolaşırdı. Ece acele etmiyor, seçimini özenle yapıyordu. Ama yaş ilerledikçe beklentileri de yükseliyordu.
Annesi onu tek başına büyütmüştü. Ece, her kuruşun hesabını yapmanın ne demek olduğunu iyi biliyordu. Arkadaşlarının ve sınıf arkadaşlarının sahip olduğu şeylere sahip değildi. Bu yüzden, ancak varlıklı biriyle evleneceğine karar verdi.
Derken, hayallerindeki adamla karşılaştı: zeki, yakışıklı, başarılı, parası, evi ve arabası olan biri. Daha ne istenirdi ki? Tam bir prens! Tabii ki aşık oldu. Ece güzeldi ama elinde gençliğinden ve güzelliğinden başka bir şey yoktu. Ne var ki bunun da bir gün geçeceğini henüz anlamamıştı.
Ece aşık olmuştu. Zaten etrafında bu kadar ilgi, her isteğinin yerine getirilmesi, herkesin kıskanç bakışları varken aşık olmamak mümkün müydü?
Ece, sevdiği adamı annesiyle tanıştırmak için eve getirdi. Annesinin beğenmemesi imkansızdı. Hangi anne kızının iyiliğini istemezdi ki? Bundan daha iyi ne olabilirdi? Kızı bal dök yala yaşayacaktı. Böyle bir damat ancak hayallerde bulunurdu. Ama adam gittikten sonra annesi beklenmedik bir şekilde fikrini söyledi:
“Evet, iyi bir adama benziyor. Ama senin neyin hoşuna gittiğini anlamadım. Genç ve güzelsin, ama senin gibi bir sürü kız var. Neden seni seçti ki? Ah kızım, keşke daha mütevazı birini seçseydin. Sosyal statünüz farklı. Üstelik senden çok daha yaşlı. Mutlaka evlenmiştir, çocukları vardır. Gözlerini devirme. Mutluluk için bunların önemsiz olduğunu sanıyorsun. Beni dinle, onunla mutlu olamayacaksın.”
“Bunu zaman gösterecek,” diye gururla cevap verdi Ece. “Zaten eşinden çok önce boşanmış. Oğlu da yurtdışında yaşıyor.”
“Onun beklentilerini karşılamak için kendini parçalaman gerekecek. Külkedisi masalını hatırlıyor musun? Prens, baloda tamamen başka biri gibi göründüğü için ona aşık oldu. Masallarda prenses yapar, geçmişini umursamaz. Peki, ne hakkında konuşacaklar? O devlet işlerinden bahsederken sen yemek tariflerinden mi?”
Annesi iç çekti: “Konuşmalarınız, ilgi alanlarınız, hedefleriniz farklı. Bir gün toplum baskısıyla kendi seviyesinden biriyle evlenmek isteyecek. Seni eleştirecek. Siz birbirinize uymuyorsunuz. Seninle biraz eğlenip bırakacak.”
“Yaaa anne, senden bunu beklemezdim. Beni kutlayacağını sanıyordum. Sen hep mutsuzsun! Ne yapayım yani? Hiç evlenmeyeyim mi? Terk edilirim diye korkayım mı?”
“Yok, evlenmene karşı değilim, ama…”
“Basit bir adamla evlensem, benim gibi biriyle. Bu ayrılmayacağımız anlamına mı geliyor? Anne, kararımı verdim. Mutlu olduğum kadar mutlu olacağım. En azından parayı düşünmeden yaşamanın nasıl bir şey olduğunu öğreneceğim.”
“Belki de haklısın,” dedi annesi pes ederek. “Allah mutluluk zamanını uzun eylesin,” diye ekledi iç çekerek.
Ece’yi en çok etkileyen, kadınların Cemal’e bakışları ve kendisine attıkları kıskanç bakışlardı. Cemal iş yerine gelip onu alıyordu, iş arkadaşları arkalarından dönüp bakıyordu. Ama o Ece’yi seçmişti, demek ki seviyordu. Aşk, tüm eşitsizlikleri ve pürüzleri örtmez miydi?
Cemal, Ece’ye muhteşem bir evlenme teklifi yaptı, elmas yüzük hediye etti. Küçücük bir taş değil, tam yedi karatlık, göz kamaştırıcı bir şeydi. Ece’nin başı aşk ve mutluluktan dönüyordu. Hayır, anneEce o gün anladı ki, gerçek aşk parıltılı yüzüklerde değil, yüreğin sessizce attığı o küçük anlarda saklıymış.




