**”Babam Kim?”**
— Selen, pazar günü sinemaya gidelim mi?
— Bilmiyorum. Annem akşamları dışarı çıkmama izin vermiyor. Belki öğlen olabilir.
— Öğlen gidelim o zaman. Biletleri ben alayım mı? — diye umutla sordu Emre.
Selen başını kaldırıp üçüncü katın pencerelerine baktı. Yanılıyor muydu, yoksa annesinin yüzü mü görünmüştü orada? Anında keyfi kaçtı. Çantasını Emre’den aldı ve bir adım geri çekildi.
— Tamam, gideyim ben. Yarın görüşürüz. — Hızlı adımlarla apartmanın girişine yöneldi.
*”Sanki suçluymuşum gibi sürekli takip ediyor beni. Herkes erkek arkadaşlarıyla geziyor, bense sadece gündüz çıkabiliyorum. Herkesin anne babası normal, benimkiler…”* diye öfkeyle düşündü Selen, merdivenleri çıkarken.
Eve girdi, sessizce üstünü değiştirdi. Antrenin ışığını söndürüp annesinin odasının önünden sessizce geçti.
— Yemek yiyecek misin? — annesinin sesi, tam kapı kolunu tuttuğu anda yetişti peşinden.
Selen gözlerini devirdi ve döndü.
— Yemesem ne olur? — diye tersledi.
— Niye bana böyle konuşuyorsun?
— Niye beni sürekli takip ediyorsun? — Selen soruyla karşılık verdi.
— Takip etmiyorum. Sadece pencereden baktım, — dedi annesi sakince.
— Tabii ya, evdeyken hiç pencereden baktığını görmedim zaten, — diye alay etti Selen. — Çok dersim var. — Odasına girdi ve kapıyı çarptı. Işığı açtı, içinden saymaya başladı: *”Bir, iki, üç…”*
Genellikle beşe kadar saydığında annesi içeri dalar, *”Böyle davranmayı hak etmedim, kızım artık kontrol edilemiyor, kaba ve saygısız!”* diye söylenirdi. Bir kez daha böyle yaparsa, bir kez daha kapıyı çarparsa…
Selen ona kadar saydı, ama annesi hâlâ gelmemişti. Bu çok tuhafına gitmişti. Üstünü değiştirip çantasından kitaplarını çıkardı, masasına oturdu.
Karnı acıkmıştı, ama annesi rahat rahat yemek yedirir mi hiç? Mutfağa gider, karşısına oturur, sorguya çeker gibi konuşurdu. İnsan nasıl terslemez ki? Kapının arkasında annesinin ayak seslerini duydu, hemen kitabına eğilip okur gibi yaptı. *”Şimdi başlayacak.”*
Annesi odaya girdi.
— Rahatsız etmiyorum, değil mi?
Bu iyice şaşırtmıştı Selen’i. Annesi hiç böyle özür dilemezdi, direk dalardı içeri.
— Sana anlatmam gereken bir şey var, — dedi, kanepenin kenarına oturarak.
Selen okur gibi yapıyordu aslında. Tek bir kelimeyi bile görmüyor, annesinin ne diyeceğini endişeyle bekliyordu.
— Biri aradı… Baban onun yanında kalıyordu… Öldüğünü söyledi. Yarın cenazesi var, — annesi tane tane konuşuyor, her cümlenin ardından duraklıyordu ki bu ona hiç yakışmıyordu.
— Nasıl öldü? — Selen kitaptan başını kaldırdı, korkuyla annesine baktı.
— Kalp krizi. Cenazeye gelirsen, koyu renk bir şeyler giy.
— Ve sen bunu böyle sakin sakin anlatabiliyor musun? — Selen ayağa fırladı, sandalyenin ayakları parkeye sürtündü. Annesinin karşısına dikildi. — Kendini duyuyor musun? *”Koyu renk giy”* diyorsun! Babamın ölümünden bahsediyorsun!
— Seninle konuşmak imkânsız, — diye iç çekti annesi, ayağa kalktı. — Bu arada, o bizi terk etti. Unuttun mu?
— Çünkü sen onu sevmiyordun! — Selen’in boğazı düğümlenmişti.
— Bağırma. Bilmediğin şeyler hakkında konuşma.
— Biliyorum. Babam gitmeden önce bana söyledi. *”Annen beni hiç sevmedi,”* dedi. Niye evlendin ki onunla? Keşke sen gidip bizi bıraksaydın. O beni seviyordu, senin aksine. — Sesi titredi, masaya çöktü, ellerine yaslanıp hızlı hızlı ağlamaya başladı.
Annesinin elinin omzuna değdiğini hissetti, irkildi, elini itti.
— Yarın okulu arayıp haber vereceğim, derslere girmeyeceğini söyleyeceğim, — dedi annesi aynı sakinlikle ve odadan çıktı.
Ağlamaktan gözleri şişmişti. Çekmeceden fotoğraf albümünü çıkardı, kanepede oturdu. Babasıyla birlikte olduğu nadir fotoğraflardan birini buldu. Babası gülümsüyordu, Selen ise elinde pamuk şeker tutuyordu. Fotoğrafı albümden çıkardı, uzun uzun baktı, hıçkırıkları dinmiyordu.
***
Babası, Selen beşinci sınıftayken ayrılmıştı evden. Anne babasının hiç kavga ettiğini duymamıştı, bu yüzden boşanmaları tam bir sürpriz olmuştu. Zaten pek konuşmazlardı. Şakalaşmaz, birbirlerine takılmaz, mesela arkadaşlarının aileleri gibi öpüşmezlerdi.
— Baba, bizden tamamen mi gidiyorsun? — diye sormuştu Selen, okuldan çıkışta onu beklerken.
— Anlasana, artık böyle yaşayamam. Annen beni sevmiyor. Zaten çok dayandım.
— Ben seni seviyorum, — demişti Selen.
— Ben de seni. — Babası başını okşamıştı. — Böyle şeyler olur. Büyüyünce her şeyi anlarsın. Anneni dinle. — Onu eve kadar götürmüş, ama içeri girmemişti.
— Baba! — diye arkasından bağırmıştı Selen, ama babası dönüp bakmamıştı.
— Onun başka bir kadını var, — demişti annesi, Selen sorunca.
— Çocukları da mı?
— Bilmiyorum, herhalde…
***
— Selen, kalk, — annesinin sesi uykusundan çekip çıkardı. — Yakında morga gitmemiz lazSelen gözyaşlarını silerek annesine baktı ve içinde büyüyen boşluğa rağmen, hayatın belki de en zor dersini öğrenmeye başladığını hissetti.




