Mutluluğun Peşinde Tatil

Tatil Hayalleri

Bütün bir yıl tatili hayal ederiz, hazırlanırız, o tatilden mutlu dönmeyi umarız. Ama çoğu zaman tam tersi olur…

Mayıs ayında bile Tolga ile Aylin tatile nereye gideceklerini, nerede kalacaklarını planlamaya başladı. Aylin, Antalya’nın kumlu plajlarını istiyordu. Sahil sığdı, su ılıktı. Küçük Ali için biçilmiş kaftandı.

“Çocukla mı gitmek istiyorsun?” diye kuru bir sesle sordu Tolga.

“Öyle soruyorsun ki sanki sadece benim çocuğummuş gibi. Evet, nolmuş yani? Bebeklerle bile giden var.”

“Bırakacak kimse yoksa tabii. Ama bizim annem var. Ona bir sor, görürsün, hayır demez. Tüm o uykusuz geceleri, bezleri, huysuzlukları yanımızda götüreceğiz. Ne tatili yapacağız o zaman?”

Aylin, kocasına katılıyordu ama oğlundan tam on gün ayrı kalacağını düşünemiyordu bile.

Annesi de Tolga’yı destekledi.

“İkiniz gidin, dinlenin. O daha küçük, onunla sadece yorulursunuz, zaten anlamaz bile.”

“Bak, hangi oteli seçtim. Pencereden manzara nasıl? Üst katlardan deniz görünüyor.” Tolga, dizüstü bilgisayarını Aylin’e doğru çevirdi.

“Pencereden ne göründüğünün ne önemi var? Denize gitmiyor muyuz, otel odasından denize bakmaya değil ya,” dedi Aylin. “Taşlık plajlar orası, uzanalım diye bir şey yok.”

“Peki şezlonglar ne işe yarıyor? En azından kumsaldan odaya kum taşımayız.”

Tolga her zaman doğru argümanları bulurdu. Aylin ise ona hep boyun eğerdi, çünkü delicesine seviyordu. Nereye gittiklerinin, hangi plajın olduğunun ne önemi vardı ki, yeter ki onunla olsun. İki buçuk yıllık evliliklerinde hiçbir şey değişmemişti.

“Bence en iyisi uçakla gitmek. Pahalı ama daha hızlı,” dedi Tolga.

Aylin ise Ali’den nasıl ayrılacağını düşünüyordu. Küçüktü belki, ama annesinin yanında olmadığını hemen anlar, özler, ağlardı. Annesi baş edebilir miydi acaba?

“O halde otele rezervasyon yaptırayım mı?” diye sözünü kesti Tolga.

“Evet, tabii.”

Aile anlayışları da dahil olmak üzere her konuda farklı düşünceleri vardı. Tolga, küçük yaşta anne babasını kaybetmiş, dedesi ve ninesi tarafından büyütülmüştü. Dedesi, Tolga liseyi bitirirken vefat etmişti. Nine ise ondan iki yıl sonra ayrılmıştı dünyadan.

Tanıştıklarında Tolga tek başına yaşıyordu. Neredeyse hemen Aylin ona taşınmış, birlikte evi düzenlemiş, gelecekteki yuvalarını kurmuşlardı. Herkes Aylin’i kıskanıyordu.

“Valla Aylin, vur patlasın çal oynasın. Yakışıklı koca, üstelik evi var, can sıkacak kaynana da yok. Sakın şımarık şımarık gezme, sonra elinden alırlar,” diye şakalaşıyordu arkadaşı.

“Yoksa sen mi alacaksın?” diye güldü Aylin.

“Ne var yani? Ben de güzelim.”

İlk hayal kırıklığı evliliklerinden bir ay sonra, Aylin’in doğum günü arifesinde yaşandı. Tolga, karısına açıkça annesini davet etmemesini söyledi.

“Arkadaşlar gelecek, o bizimle sıkılır.”

“O da beni bu gün doğurdu, büyüttü. Nasıl söyleyeceğim ona?” diye tepki gösterdi Aylin.

“Ertesi gün çağır. Otururuz, pasta yer çay içeriz.”

Aylin hoşlanmamıştı bu fikirden ama Tolga’yı seviyordu ve onunla kavga etmek istemiyordu. Annesi, kırıldıysa bile belli etmedi. Ertesi gün geldi, güzel bir çay takımı hediye etti. Tolga iltifatlara boğuldu, yanağından öptü, kızını yetiştirdiği için teşekkür etti. Sorun çıkmadı, kavga olmadı.

Böylece tüm kutlamalarda Tolga’nın arkadaşları evlerinde toplanır oldu. Çoğunun kendi evi yoktu, ya aileleriyle ya da kirada yaşıyorlardı. Anneye ise davet yoktu.

“Seviyorsan, insanı olduğu gibi kabul etmelisin. O anne babasız büyümüş, ailenin değerini anlamıyor,” diyordu annesi. “Hem benim yüzümden kavga etmeyin. Ne olacak, doğum günüymüş. Kadın sabırlı ve akıllı olmalı. Kavga etmeye başlarsanız, hayır gelmez. Senin bir oğlun var, ona baba lazım, hem çocuğu tek başına büyütmek zor, inan bana.”

Aylin, Ali’yi annesine bırakıp alışverişe koşuyordu. Doğumdan sonra kilo almıştı, elbiseleri dar geliyordu, bir de yeni mayo lazımdı. Bir gün aynanın karşısında yeni aldığı açık renkli elbiseyle dönüp duruyordu.

“Beğendin mi? Bronzlaşınca tam bomba olacak,” dedi Tolga’ya dönerek.

“Fena değil. Biraz soluk duruyorsun. Üstelik şişman gösteriyor,” diye cevapladı Tolga, Aylin’e şöyle bir bakarak.

Üzerine soğuk su dökülmüş gibi oldu. Aynaya döndü, kendine eleştirel bir gözle baktı. Evlenmeden önce incecik, narin ve hareketliydi. Emzirirken biraz dolgunlaşmıştı.

“Önceden memelerin büyüdü diye seviniyordun,” diye kırılarak mırıldandı.

Artık elbiseyi sevmiyordu. Çıkardı, dolaba kaldırdı.

“Alınma ama renk gerçekten sana yakışmıyor,” diyerek durumu düzeltmeye çalıştı Tolga.

Tatil günü yaklaşıyordu. Aylin yavaş yavaş eşyalarını topluyordu. Oğlunu kucaklamaya doyamıyor, elinden bırakmıyordu. Onsuz gitmeyi kabul ettiğine pişmandı.Sonunda tatil bitti, Aylin bavulları toplarken bir an düşündü: belki de bu yolculuk hiç başlamasaydı, hayatımız daha farklı olurdu.

Rate article
Lifequest
Mutluluğun Peşinde Tatil