Hediye

Leyla, evde her şeyi kontrol etti, fişleri çekti, perdeleri kapattı. Tertemiz bir evde dönmeyi severdi. Ama şimdi alıştığı bu cennetten nereye gidiyordu ki? Niye? Zaten istediği gibi yaşıyordu, sanatoryumda gibiydi hayatı. Gitmese kızı alınacaktı. Deniz tatili, kızının ona doğum günü hediyesiydi.

Derin bir nefes aldı, valizini kapıya çekti ve kapıyı iki kilitledi. Sıkıca kilitlendiğinden emin olmak için kolu kontrol etti, sonra yan komşusunun kapısını çaldı.

“Yola çıkıyorsun galiba?” diye sordu komşusu Emine.

“Evet, anahtarları bırakıyorum.” Leyla, isteksizce anahtarları uzattı.

“Merak etme, çiçeklerini sularım, her şeye bakarım. Keyfine bak, hiçbir şeyi düşünme.” Emine güven verdi. “Kızınla ne şanslısın, tatil bile aldırmış. Benim oğlum Necmi ise içki derdinde. Bir zamanlar ailemiz, evimiz vardı, hepsini içkiye yatırdı…”

Leyla komşusuna üzüldü ama şimdi fark etti ki ona anahtar bırakmak tehlikeli olabilirdi. Ya oğlu eve girerse? Değerli bir şeyi yoktu belki, ama yine de kaybolan her eşya üzücüydü. Hem de birinin eşyalarını karıştırıp dokunması hiç hoş olmazdı. Keşke başka birine rica etseydim, diye düşündü. Ama artık geri dönüş yoktu. Hem Emine’yi kuşkularıyla kırmak istemezdi, onca zamandır hep yardımcı olmuştu.

Emine, Leyla’nın yüzündeki şüpheyi fark etti.

“Endişelenme, anahtarları saklarım, Necmi’ye söylemem. Rahat ol, her şey yolunda gidecek.”

Leyla başını salladı ve valiziyle asansöre yöneldi.

“Allah’a emanet ol!” diye seslendi arkasından Emine, kapıyı kapattı.

Leyla, valizi sürükleyerek otogara yürüdü. İki durak için taksiye binmeye değmezdi. Otobüse de kalabalıkta valizle girmek zor olurdu. Yeraltı geçitlerinden geçerek perona ulaştı. Tam da bir tren durmuştu. Dokuzuncu vagonu aramaya başladı, sonunda buldu ve beklemeye koyuldu.

“Ya vagon numaraları öbür taraftan başlıyorsa?” diye endişelendi içinden. “Boş ver, genelde anons ederler, yetişirim,” diye kendini rahatlattı.

Bir hafta önce kızı aniden çıkagelmiş ve doğum günü için erken bir hediye aldığını söylemişti:

“Hamile misin?” diye sormuştu Leyla.

İkinci çocuk elbette iyiydi ama ilki daha bir yaşındaydı. Henüz bezden kurtulamamışlardı, ikinci için erken gibiydi.

“Yok, hamile değilim. Sana güneyde bir tatil ayarladım. Trenle, kuşetli. İşte.” Bir zarf uzatmıştı. “Bir hafta hazırlanırsın.”

“Nasıl? Tek başıma? Sizsiz? Doğum günümde! Misafirler, sofralar ne olacak? Hayır, gitmem. İptal et biletleri.”

“Anne, tam da bu yüzden ayarladım! Bütün gün mutfakta köle gibi çalışmayasın diye. Denizle buluşmanı istedim. En son ne zaman güneye gittin? Hatırlamıyorsun bile. Bu, ben ve Selim’den sana hediye. İstersen kullanma ama iptal etmem.” Kızı alınmıştı. “Deniz istemiyorsan evde otur, ama biletler duruyor. Ya hamile kalırsam, o zaman yıllarca deniz yüzü göremezsin. Hem pansiyon deniz kenarında, çok güzel.”

Ne yapsın? Önce biraz söylendi, onlara danışmadan her şeyi ayarladıkları için. Sonra toparlanmaya başladı.

İşte böyle otogarda bulmuştu kendini. Böyle geziler, hele tek başına, heyecandan çok endişe veriyordu. Telaş, telaş, telaş: trene yetişebilecek miydi? Kuşette kimler olacaktı? Oraya nasıl alışacaktı? Hem bu yaşta fazla stres tehlikeliydi.

Anons yapıldığında, vagon numaralarının arkadan başladığını duyunca rahatladı. Tam yerinde bekliyordu. Trenin düdüğü duyulunca, valizin sapını sıkıca tuttu, diğer elinde bilet hazırdı.

Tren yaklaştı, vagonlar hızla geçti. Sonunda durdu. Leyla, dokuzuncu vagonun tam karşısında bekleyen kondüktöre biletini uzattı, içeri girdi. Yarım yol bitmişti, artık trendeydi.

Tren yeniden hareket etti. Kuşetin kapısı açıldı, üç genç kız gülüşerek içeri doluştu. Birden her yer kalabalıklaştı. Leyla koridora çıktı, yerleşmelerine izin verdi.

Tren hızlandıkça pencereden ormanlar, tarlalar, nehirler akıp geçti. Temmuz geceleri kısaydı. Kızlar gülerek kompartımandan çıktılar. Leyla sessizce içeri girdi, üstünü değiştirip yatağına uzandı. Tekerleklerin ritmiyle çabucak uykuya daldı.

Bir istasyonda durduklarında uyandı. Saat gece yarısını geçiyordu. Üst ranzadan sarkan bir tutam sarı saç gördü. Kızlar ne zaman gelmişti, duymamıştı bile. Sessiz davrandıkları için içinden teşekkür etti, tekrar uyudu.

Sabah uyandığında, güneş kuşetin içini yakıyordu. Kızlar hâlâ uyuyordu. Leyla sessizce koridora çıktı. Tuvaletin önünde “dolu” yazısını görünce beklemek zorunda kaldı.

“Denize mi gidiyorsunuz?” Omzunda havluyla bekleyen bir adam sordu.

“Bu trendeki herkes denize gidiyordur,” diye karşılık verdi Leyla.

Konuşmak istemiyordu, hele tuvalet önünde hiç. Fakat adam anlamamış gibi konuşmaya devam etti. Leyla onu duymazdan geldi. Nihayet tuvalet boşalınca içeri girdi.

Kızlar hâlâ uyuyordu. Susamıştı, kondüktörün kapısını çaldı ama açan olmadı. Belli ki derin uykudaydı.

“Su yok, baktım. İki vagon ötede büfe var, orada çLeyla, denizin serin sularına bakarken, belki de hayatının en güzel hediyesinin bu tatil olduğunu fark etti ve gülümsedi.

Rate article
Lifequest
Hediye