Mutluluğa Giden Yol

**Mutluluğun Yolu**

Emre, işten yürüyerek eve dönüyordu. Biraz uzak sayılırdı, ama hava sıcak, sessiz ve rüzgarsızdı. Böyle akşamlarda arabası olmamasına üzülmüyordu. Yürürken, ılık havaya ve yaklaşan yaza seviniyordu.

Emre, hayatı boyunca ailesiyle şehrin merkezinde yaşamıştı. Kalabalığa ve gürültüye alışıktı. Ancak son zamanlarda şehrin kenar mahallesine, bir uydukente taşınmıştı. Eve gelince hemen uyuyor, sabah olunca da şehrin hareketli merkezine işe gidiyordu.

Geceleri, meraklı ay pencereden içeri bakardı. Ne ağaçlar ne de başka binalar onu engelleyebilirdi, çünkü Emre’nin henüz kalın perdeleri yoktu. On ikinci kattaki yeni binada yaşıyordu, manzarasında geniş bir tarla ve uzakta ormanın sınırı vardı. İlk zamanlar gece yarısı uyanıyor, mavimsi ay ışığıyla aydınlanan odasına bakıp nerede olduğunu şaşırıyordu. Sonra hatırlıyor, rahatlıyor ve yeniden uykuya dalıyordu.

***

İki yıl öncesine kadar komünal dairelerin varlığından bile haberi yoktu. Eskiden olduğu gibi on mutfaklı evler değildi tabii, ama yine de bir yabancıyla aynı evi paylaşmak, ortak alanları bölüşmek pek hoş değildi.

Emre, normal bir ailede büyümüştü. Şehrin göbeğinde, yüksek tavanlı, ferah odalı, uzun koridorlu küçük mutfağı olan iki odalı bir evde yaşamıştı. Annesi anaokulu öğretmeni, babası ise otobüs şoförüydü. Lüks içinde yaşamıyorlardı ama yaz tatillerinde denize gitmeye güçleri yetiyordu.

Her şey bir günde değişti. Babası kurallara uymuş, trafik ışığı yeşil yanınca otobüsü hareket ettirmişti. Tam o sırada, kaldırımdan tekerlekli valiziyle bir kadın yola fırladı. Babası frene bastı ama bir otobüsü durdurmak kolay mıydı? Kadın bir top gibi fırladı ve hastaneye giderken yolda can verdi.

Meğerse kadın trene yetişmeye çalışıyormuş. Damadı onu arabayla köye götüreceğini söylemiş, sonra fikrini değiştirmiş. Kayınvalidesiyle tartışmışlar, sinirli ve öfkeli bir şekilde trene yetişmek için yola atlamıştı.

Aynı damat, mahkemede “Sarhoş şoför sevgili kayınvalidemi öldürdü!” diye bağırıyor, en ağır cezayı talep ediyordu. Evet, dün akşam bütün garaj emekli olan bir şoförü uğurlamıştı, birkaç kadeh atılmıştı ama sabah yapılan alkol testinde babasının durumunda bir anormallik çıkmamıştı. Zaten içkiyi pek sevmezdi. Ama nedense dosyada limitin üzerinde olduğuna dair bir rapor belirmişti.

Diğer şoförleri zor durumda bırakmamak için babası, “Eşimin arkadaşının doğum gününde birkaç kadeh içtim,” dedi. Herkesi kurtardı, kendisi hapse girdi. Annesi üzüldü, ağladı. Para sıkıntısı başladı. Anaokulu öğretmeninin maaşı azdı. Emre, liseden sonra üniversiteye gitmeyeceğini, çalışacağını söyledi.

“Tamam, askere mi gitmek istiyorsun? Baban yetmedi, bir de senin başına bir şey gelsin mi?” diye ağladı annesi.

Onu sakinleştirmek için Emre, üniversiteye gideceğine söz verdi. Mezuniyet balosundan hemen önce babası hapishanede kalp krizinden öldü. Emre, annesine verdiği sözü tutup üniversiteye girdi. İki yıl sonra annesi tekrar evlendi, kocasının evine taşındı. Emre, eski evlerinde yalnız kaldı. Annesi kirasını ödüyor, ona harçlık veriyordu. Yeni kocası sıradan bir memur değil, müdürdü. Tabii Emre’nin aklında ne iş yaptığı bile kalmadı.

Üniversitedeki arkadaşları Emre’nin boş evini öğrenince hemen partiler düzenlemeye başladılar. Misafirperver ev sahibi, gece bile kalmalarına izin veriyordu.

İlk başta bu hayattan hoşlanmıştı ama sonra bitmeyen gürültülü kalabalıktan sıkıldı. Sabahları evde hiç tanımadığı gençleri görüyordu.

Komşular annesine şikayet etti. Annesi bir sabah erkenden oğlunu yakalamak için eve geldi. Karşısında çıplak bir kız belirdi, hiç utanmadan annesinin yanından geçip banyoya girdi.

Tabii annesi kıyameti kopardı, herkesi evden kovdu, oğluna “Bu içkili alemleri kesmezsen, bir kuruş vermem!” diye tehdit savurdu.

İki hafta evde sessizlik hüküm sürdü. Sonra Emre’ye arkadaşları, birinin doğum gününü kutlamak için geldi. Sessizce eğlendiler ama çok içtiler.

Sabah Emre yatağında yalnız uyanmadı. Yanında, battaniyeyle beline kadar örtülü bir kız vardı. Yüzü duvara dönük, yastıkta kızıl saçları dağılmıştı. Grupta sadece Ayşe’nin saçları bu renkti.

Emre, kızı uyandırmamak için yavaşça yataktan çıktı. Hiçbir şey hatırlamıyordu ama aralarında bir şey olsaydı, muhtemelen külotunu giymezdi diye düşündü.

Evin her köşesine baktı, başka kimse yoktu. Duş aldı, kahve yaptı. Kokuyu alan Ayşe mutfağa geldi, Emre’nin uzun fOnun bu sıcaklığına dayanamayan Emre, hayatının en güzel kararını verdi ve Ayşe’yi sonsuza kadar mutlu etmeye ant içti.

Rate article
Lifequest
Mutluluğa Giden Yol