**Umudun Evi**
Gözlerimi tavandaki geçen arabaların farlarından sıçrayan ışıklara dikmiş, uzun süredir uyuyamıyordum. Yağmur damlaları pencere pervazına tık tık vuruyordu. Kanepede Kiril aniden horladı, sonra yeniden sessizliğe gömüldü. Ne zamandır aynı yatakta uyumuyorduk ki…
On dört yıl önce tanışmıştık. Elif’in doğum gününe yetişmek için koşturmuş, yine de geç kalmıştım. Geldiğimde herkes masanın etrafında oturuyordu.
“Hadi çabuk gel!” diye çekiştirdi beni Elif, üstümü bile çıkarmama izin vermeden. Masadakilerin meraklı bakışları altında sıkılarak kutuyu uzattım.
“Elifciğim, buyurun kızımızı da oturtun şöyle,” diye atıldı annesi. “Cenk, mutfaktan bir tabure getiriver.”
Uzun boylu, gülümseyen bir adam yerini bana verdi. Elif’in abisiydi, askerden yeni dönmüştü. Yanakları sertleşmiş, bakışları olgunlaşmıştı. Biraz sonra tabureyle döndü ve benim yanıma sıkıştırdı.
Biri bir kadeh kaldırdı, herkes tokuşturdu. Cenk bana kırmızı şarap dolu bir bardak uzattı.
“İçmem,” diye başımı salladım.
“Şurup bu,” diye fısıldadı kulağıma, bardaklar hafifçe çınladı.
Tabaklarıma çeşit çeşit salatalardan koydu. Arkadaşlarım Cenk’e bakıp gülüşüyor, fısıldaşıyorlardı. Sonra Elif’in ailesi kibarca mutfağa çekildi, müzik açıldı, masayı kenara ittiler. Dans başladı.
Cenk kaçalım dedi. Bütün gece şehirde dolandık, konuştuk. O günden sonra hiç ayrılmadık.
“Artık evlenebiliriz. Kabul ediyor musun?” diye sordu mezuniyet balosunun ardından.
Kabul mü? Aşkın beni çoktan başımı döndürmüştü. Peki ya annem ne diyecekti?
“Ne evlenmesi kızım? Aklınızı mı kaçırdınız? O en azından askerde bir meslek öğrendi, sen üniversiteye gideceksin! Bekleyin biraz!” diye yalvardı annem, gözleri dolmuştu.
“Özür dileriz, ama bekleyemeyiz,” dedi Cenk sertçe.
Annem ne olduğunu anladı, hıçkırarak ağlamaya başladı.
Böylece üniversite yerine, yedi ay sonra bir oğlumuz oldu. Cenk tamirhanede çalışıyor, ben çocukla ilgileniyordum. İyi bir anne, özenli bir eş olmuştum.
Annemle birlikte oturuyorduk. Oğlumuz büyüdü, anaokuluna başladı, ben de çalışmaya başladım. Cenk’in bir müşterisi beni sekreter olarak işe aldı. Sonunda kredi çekip ev aldık.
Büyüyen bir çocuk, sevgi dolu bir koca, sağlam bir yuva. Sonsuza dek böyle gideceğini sanmıştım. Ta ki bir yıl önce yan daireye güzel bir kadın taşınana kadar. Bir akşam pasta ve şarapla tanışmaya geldi. Sofrayı kurdum, içtik.
Yeni komşumuz Deniz, bir sürü fıkra biliyor, hepsini ustalıkla anlatıyordu. Cenk’le karnımız ağrıyana kadar güldük. Sonra Deniz, Cenk’e mobilya monte edip edemeyeceğini sordu. Yeni bir dolap almıştı.
“O her şeyi yapar, Cenk’in elleri altından yapılmadır, tabii ki yardım eder,” diye cevapladım rahatça.
Ertesi gün akşam yemeğinden sonra Deniz’in dolabını monte etmeye gitti. Sonra kutuları taşımak, avizeyi asmak, bir şeyleri çakmak derken… Akşamları sık sık Deniz’in evindeydi. Bazen benimle sohbet etmeye gelirdi.
“Ne güzel bir aileniz var. Kocana çok şanslısın,” diye iç çekerdi. “Bense yalnızım, ne eşim var ne çocuğum.”
“Üzülme, daha çok genciz. Sen de bulacaksın,” diye teselli ederdim onu.
“Aslında buldum bile,” diye itiraf etti bir gün.
Sormadım, içtenlikle sevindim. Ama gözlerini kaçırmış, elindeki fincan titremişti.
Sonra bir gün sokakta bir komşu durdurdu beni.
“İyi akşamlar, güzelim. İşten mi geliyorsun?”
“Evet, affedersin, acelem var—”
“Bekle. Benim haddim değil ama bilmen gerekiyor. Benim evim Deniz’inkinin tam karşısında. Gözetlediğim falan yok ama gece birisi kapısında dolaşınca fark ediyor insan… Kocanı kurtarman lazım, çok geç olmadan.”
“Ne diyorsunuz?” diye donakaldım.
“Dün gece mutfağa gidiyordum, uyuyamadığım için süt ısıtacaktım. Tam o sırada kapı sesi duydum. Baktım… Deniz’in evinden biri çıkıp sizinkine girdi.”
Sırtıma soğuk bir ürperti yayıldı. Kaçmak istedim ama komşu elimi sıkıca tuttu.
“İyi bir adam Cenk, böylelerinin peşinden koşanlar hep olacak. Bir düşün, ne yapacaksın? Ama sakın acele etme. Erkekler böyledir, özellikle de üstüne gelen kadının kim olduğu fark etmez…”
Bayılmak üzereydim. “Yalan bu, iftira, Cenk asla!” diye düşündüm. Ama içimde karanlık bir his kaldı.
Akşam Cenk gelir gelmez üzerine yürüdüm. Elime geçen vazoyu fırlattım, kafasını eğip kurtuldu, camlar etrafa saçıldı. O ses beni kendime getirdi.
“Defol. Nereye istersen. Seni görmek bile istemiyorum. Nasıl yaparsın? Oğluna nasıl bakacaksın?” diye sorumsuzca bağırdım.
Cenk bağırmadı, savunma yapmadı, sadece sustu. Banyoya kapanıp ağlarken, camları topladı, kanepeye uzandı.
Sabah mutfağa girdi, ben Efe’ye kahvaltı hazırlıyordum. “Gitmeyeceğim,” dedi. Cevap vermeye fırsat bulamadan işe gitti.
Deniz bir daha gelmedi, belki de taşındıErtesi hafta Cenk’in çantasından düşen bir fotoğrafı bulduğumda, Deniz’in aslında çocukluk arkadaşı olduğunu ve onun kayıp kardeşini aradığını öğrendim, yıllardır sakladığı bu sırrı paylaşmak için evimize geldiğini anladım.




