Tıkanıklık

Trafik

Arabalar sıkışık sıralar halinde tamamen durmuştu. Son yarım saattir ne ileri ne geri tek bir hareket yoktu. Camlar kapalıydı, çünkü herkes klima kullanıyordu. Dışarıda radyodan duyulan hava durumuna göre otuz dereceyi aşan bir sıcak vardı.

Güneş ve lastiklerin kızdırdığı asfalttan yükselen hava dalgalıyor, adeta titriyordu. Toyota’nın içi serindi. Ama hareketsiz oturup, donmuş bir film karesi gibi duran manzaraya bakmaktan sıkılmıştı.

Ebru plastik şişenin kapağını açtı ve birkaç yudum su içti. Murat, suyun üçte birinden az kaldığını fark etti. Ebru sık sık içiyor, ona hiç su teklif etmiyordu. Hayır, zaten reddedecekti, son yudumu kesinlikle ona verirdi. Ama Ebru tek başına içiyor, sanki arabada Murat yokmuş gibi davranıyordu.

“Bu daha ne kadar sürecek?” diye sordu Ebru sinirli bir tonla.

Bu, yazlıktan ayrıldıktan sonra söylediği ilk sözlerdi. Ebru’nun suskunluğu bağırışından daha kötüydü. Keşke bağırsaydı. Kavga etmiyorlardı ama Ebru bir şey olunca saatlerce, bazen günlerce konuşmuyor, tüm tavrıyla Murat’ın suçlu olduğunu hissettiriyordu. Murat da hatalarını kabul ediyor, özür diliyor, tekdüze azarları dinliyor ve barışıyorlardı.

“Niye öyle oturuyorsun? Bir şey yap,” diye Murat’ın üstüne yürüdü Ebru, sanki TEM otoyolundaki bu trafiğin suçlusu oymuş gibi.

Bu kez Murat sustu. Ne diyeceğini ya da yapacağını bilemiyordu.

“Zaten neden o saçma yazlığa gittik ki? Sen tamam da ben? Kızınla şekerlemeler yaparken ben çitin öteki tarafında mı oturayım? Keşke alışverişe çıksaydım. Ya da Nergis’le bir kafeye oturup dondurma yeseydim,” diye burnunu çekti Ebru.

“İşte, burnum tıkandı. Bir de bu klimadan hasta olayım mı?” diye tekrar şikayet etti.

Murat klimayı kapattı.

“Dalga mı geçiyorsun? Böyle güneşte araba bir dakikada ısınır. Burada haşlanıp boğulmamızı mı istiyorsun?” diye çıkıştı Ebru.

Murat, onun bu kadar çok konuştuğunu hatırlamıyordu. Bu hem şaşırtmış hem de içini huzursuz etmişti. Ama hiçbir şey söylemedi ve klimayı tekrar açtı. Önde, arabaların arasında bir adam yürüyordu. Murat’ın Toyota’sına gelmeden, yandaki sıradaki bir araca bindi.

“Gördün mü? Oradan geldi. Belki trafiğin nedenini öğrenmiştir?” diye tahmin etti Ebru.

“Belki,” diye onayladı Murat.

“Öyleyse niye oturuyorsun? Git, öğren,” dedi Ebru, ona bakmadan.

“Ne öğreneceğim? Trafik kilometrelerce uzayabilir. Yarım saatte gidip gelebileceğini mi sanıyorsun? Sanmıyorum.” Murat Ebru’ya baktı ve yine kendini suçlu hissetti.

“Yani, ebediyen burada beklemeyeceğiz. Er ya da geç hareket edeceğiz. Herkes oturmuş sakince bekliyor. Burası TEM, önemsiz bir yol değil. İstanbul’un yarısı burada sıkışmış.” Murat sustu. Ebru da önüne bakarak susuyordu.

“Tamam.” Murat arabadan indi.

Geriye, tıpkı öndeki gibi kesintisiz araba sıralarına baktı. Adam sanırım kırmızı bir arabaya binmişti. Murat yan cama vurdu, cam yarıya kadar açıldı.

“Affedersiniz, öne doğru yürüyen siz miydiniz? Bu trafiğin nedenini biliyor musunuz?” diye sürücüye sordu.

“TEM’in tamamı durmuş gibi. Kimse bir şey bilmiyor. Belki kaza ya da terör saldırısı.”

Murat yeni bir şey öğrenemedi. Zaten kendisi de öyle düşünüyordu. Dışarıda sauna gibi dayanılmaz bir sıcak vardı. Camın yanında eğilip dururken gömleğinin sırtı terlemiş ve vücuduna yapışmıştı. Toyota’ya döndüğünde radyoda haberler veriliyordu. Trafiğin nedeni ya da TEM’deki bu kilitlenme hakkında tek bir kelime bile geçmiyordu.

“Ne öğrendin?” diye sabırsızlanarak sordu Ebru.

“Yok, her şey çok ötelerde durmuş, belki TEM’in tamamı. Biri terör saldırısı olabilir dedi.”

“Biliyordum zaten. Neden seninle geldim ki?” diye hayıflandı Ebru.

Murat ona hak verdi. Onu ikna etmeye çalışmamalıydı. Böyle bir trafiğe yakalanmaz, kızıyla yazlıkta kalırdı, tıpkı onun istediği gibi. Akşam serinliğinde yola çıkardı. O saatte trafik açılmış olurdu.

Halbuki her şey ne güzel başlamıştı…

***

Murat’ı telefonunun sesi uyandırdı. Uykulu gözlerle ekrana bakmadan açtı.

“Baba, gelecek misin?” diye sordu Elif’in sesi.

“Merhaba. Kızının bugün doğum günü olduğunu unuttun mu?” Bu kez konuşan karısıydı. Eski karısı. “Eminim hediye bile almadın,” diye sesinde bir sitem vardı.

“Hayır, unutmadım, tam da yola çıkıyorum,” diye aceleyle cevap verdi Murat ve gözlerini açtı. Güneş çoktan yükselmişti. Telefonu kulağından çekip ekrana baktığında saat 9.30’u gösterdiğini gördü.

Kızının doğum gününü dün akşama kadar hatırlıyordu. Ama dün gece Ebru ve arkadaşlarıyla kulüpte eğlenmiş, her şey aklından uçup gitmişti.

“Baba, hediye istemiyorum, sadece gel, seni özledim!” diye arkadan Elif’in sesi duyuldu ve telefon koptu. Karısı kapatmıştı.

Neredeyse on üç yıl önce evlenmişlerdi. On yıl boyunca kedi köpek gibi geçinmiş, birbirlerine hayatı zehir etmişlerdi. Murat aşık değildi. Sadece üniversiteli bir gün, bir yurtta verilen partide, adını bile tam hatırlamEbru’nun kapıyı çarpıp çıkmasıyla Murat, hayatındaki en büyük dersini almıştı ve şimdi İraida’nın mutfak masasında, sessiz bir huzurla, yeni bir başlangıcın ilk çayını yudumluyordu.

Rate article
Lifequest
Tıkanıklık