Akşam yemeğinden sonra Elif bacaklarını kanepeye çekip kitabını eline aldı. Romanın kahramanının maceralarına dalmıştı ki annesi titreyen telefonla odaya girdi. Ekranda gülümseyen Aylin Yılmaz’ın fotoğrafı vardı.
Elif istemeyerek kitabını bırakıp telefona cevap verdi, anlamlı bir bakışla annesine baktı. Sonunda rahatsız ettiğini anlayan annesi odadan çıktı. Elif, annesinin kapıda dikilip kulak kabarttığından emindi.
Beş dakika boyunca saçma sapan şeyler konuştular. Sonra Aylin onu cumartesi günü yazlık evinde yapılacak doğum günü partisine davet etti.
“Senin doğum günün bir ay önce değil miydi?” diye şaşırdı Elif.
“Ne fark eder ki? Her gün kutlamaya hazırım. Sadece buluşmak için bahane arıyorum.”
“Niye? Bahane olmadan da buluşabiliriz ya,” dedi Elif.
“Olmaz, biraz gizem, biraz heyecan lazım. Cem’in Almanya’dan arkadaşı geliyor. Doğum günümü bilmiyor. Kendisine özel ilgi gösterileceğini düşünüp normalde buluşmayı reddedebilir. Ama doğum günü resmi bir davettir. Hatırladın mı, Demet diye bir arkadaşım var ya? Onun geleceğini duyunca çığlık attı. Ya yönetmen ya da öyle bir şey, neyse. Sinema dünyasından işte. Demet de oynamayı çok istiyor. Yapıştı yakama, rahat vermiyor. Canımdan bezdirdi yani.”
“Tamam, anladım. Peki ben niye gideyim?”
“Nasıl yani? Doğum günü işte.” Aylin, arkadaşının anlayışsızlığından gıcık olmaya başlamıştı.
“Kalabalık olsun diye mi?” diye çaktı sonunda Elif. “Peki niye yazlıkta? Daha karlar erimedi bile.”
“Saf saf konuşma Elifçiğim. Kaçmasın diye tabii,” dedi Aylin kendini beğenmiş bir kahkaha atarak. “Hadi gel ya, mangal yaparız, eğleniriz. Bir de yılbaşından kalma ağaç duruyor orada. Zaten kar yüzünden bir türlü gidip toplayamadık. Lütfen, benim için,” dedi Aylin ve Elif onun dudak büktüğünü hayal etti.
“Peki,” diye iç çekti Elif.
Dört gün vardı daha cumartesiye, bu sürede her şey olabilirdi. Belki hasta olurdu, belki Aylin hasta olurdu, belki başka bir şey çıkardı.
Telefonu bırakır bırakmaz annesi odaya girdi.
“Nereye çağırdı seni?”
“Anne, duydun ya,” diye sırıttı Elif.
Annesi hiç bozuntuya vermedi.
“İyi ya git. Hep evde oturuyorsun. Kırka merdiven dayadın, hâlâ evlenmedin. Torunları görecek halim yok.”
“Anne, damatlar ilkbahar çiçeği değil, yazlıkta bitmez,” diye şakayElif, annesinin endişeli bakışlarına rağmen içinde yeşeren umuda ve yeni başlangıçlara dair gülümsedi.




