**Gerçek Bir Adam**
Elif ile Cem iki yıldır beraberdi. Elif’in annesi, kızının onunla vakit kaybettiğinden, bir türlü evlenmeye yanaşmadığından endişeleniyordu. Cem ise hep “Acele etmeye gerek yok, zamanı gelince olur,” diyordu, halinden memnundu.
Yaz geçti, ağaçlar yapraklarını döktü, sokaklar altın gibi sararan yapraklarla doldu. Serin ve yağmurlu bir ekim gününde Cem, Elif’e beceriksizce evlenme teklif etti, küçük mütevazı bir yüzük uzattı.
Elif, boynuna sarılıp kulağına “Evet” diye fısıldadı, sonra yüzüğü parmağına geçirerek coşkulu bir şekilde “Evet!” diye bağırdı, mutlulukla zıpladı.
Ertesi gün nikah dairesine gittiler, mahcup ve heyecanlı bir şekilde başvurularını yaptılar. Düğünü aralık ortasına tarihlendirdiler.
Elif yaz düğünü hayal etmişti, herkesin onu beyaz gelinliğiyle görmesini istiyordu. Ama Cem’le tartışmadı. Ya erteletirse, sonra fikrini değiştirirse diye korkuyordu. Onu seviyordu, ayrılığı kaldıramazdı.
Düğün günü tipi bastırdı. Rüzgâr özenle yapılmış saçlarını dağıttı. Gelinliğinin hafif eteği rüzgârda şişiyor, Elif’i alıp götürecekmiş gibi görünüyordu. Cem, eşini kucağına alıp arabaya kadar taşıdı. Ne tipi, ne dağınık saçlar, ne de soğuk, aşıkların mutluluğunu gölgeleyemedi.
İlk zamanlar Elif aşkla mutlulukla yüzüyordu. Sonsuza dek böyle gidecek sanıyordu. Küçük tartışmalar oluyordu elbet, ama geceleri hemen barışıyor, birbirlerine daha da bağlanıyorlardı.
Bir yıl sonra mutlu çiftin Efe adında bir oğlu oldu.
Efe uslu, zeki bir çocuktu, annesiyle babasını gururlandırıyordu. Cem, pek çok erkek gibi, çocukla fazla ilgilenmiyor, kucağına alınca Efe ağlamaya başlıyordu. Elif hemen müdahale ediyordu.
“Sen daha iyi bakıyorsun. Büyüsün, onunla top oynarız ben. Ben de size iyi bir hayat sunayım,” diyordu Cem, ama maaşı zar zor geçimlerine yetiyordu.
Efe büyüdü, anaokuluna başladı, Elif işe döndü. Ama paraları hâlâ yetmiyordu, ev için biriken para bir türlü artmıyordu. Tartışmalar başladı, birbirlerini gereksiz harcamalarla suçluyorlardı. Eskisi gibi kolay barışamıyorlardı.
“Yetti artık! Çalışıyorum ama para yetmiyor. Nereye gidiyor bu paralar?” diye sinirle sordu Cem bir gün.
“Sen yiyorsun,” diye karşılık verdi Elif. “Şu karnına bak, nasıl büyümüş.”
“Karnımı beğenmedin mi? Sen de değiştin. Ben güzel bir kelebeğe evlenmiştim, şimdi bir tırtıla dönmüşsün.”
Kavga büyüdü. Elif gözyaşlarını silerek Efe’yi anaokulundan almaya gitti. Eve dönerken oğlunun tatlı gevezeliğini dinlerken Cem’i kaybedemeyeceğini anladı. Eve gidip ona sarılacak, öpecek, özür dileyecekti. Cem de karşılık verecek, her şey eskisi gibi olacaktı.
Ama ev karanlık ve sessizdi. Cem’in ceketi ve ayakkabıları yoktu. “Öfkesi geçince döner,” diye düşündü Elif, Cem’in sevdiği kızarmış patatesi yapmaya başladı.
Ama Cem o gece dönmedi, telefonlarına cevap vermedi. Sabah bitkin bir şekilde Efe’yi bırakıp işe gitti. Öğle arasında izin alıp doğruca Cem’in iş yerine gitti.
Ofisine girdiğinde onu bir kadınla öpüşürken gördü. Kadın Elif’i görünce irkildi ama geri çekilmedi, Cem’e daha sıkı sarıldı.
Elif oradan kaçtı, gözyaşları içinde annesinin evine gitti.
“Anne, neden böyle yaptı? Tüm erkekler böyle mi?” diye ağladı.
“Ne gibi?” diye sordu annesi.
“Aldatıyor. Belki uzun zamandır vardır da ben görmedim. Bir anda böyle olamaz!”
“Bilmiyorum kızım. Sevdiğin zaman dünyan o adam olur. Aldatırsa tüm erkekler kötü sanırsın,” dedi annesi iç çekerek. “Dönecek merak etme.”
“Ya dönmezse?”
“Zamanla acın hafifler. Senin bir oğlun var, ona odaklan. Belki de dönmemek iyidir. Gençsin, yeni bir mutluluk bulursun.”
“Sen bulamadın ki.”
“Kim bilir belki denedim. Yeniden aynı şeyleri yaşamaktan korktum. Hem sen büyüdün, senin için endişelendim. Ama senin bir oğlun var, ona baba lazım…”
Annesiyle biraz sakinleşen Elif, Efe’yi almaya gitti.
“Anne, oyun oynayalım mı?” diye sordu oğlu.
“Beni rahat bırak,” diye tersledi Elif.
“Böyle konuşmanı sevmiyorum,” dedi Efe titrek bir sesle ve bir daha yanaşmadı.
Akşam Cem geldiğinde Efe’yi yatırıyordu. Bir bavul çıkarıp eşyalarını toplamaya başladı.
“Nereye gidiyorsun?” diye sordu Elif, cevabı zaten biliyordu.
“Gidiyorum artık. Yeter. Yıprandım. Sen de değiştin, ev dar geliyor,” dedi Cem, gözlerini kaçırarak.
“Ya biz ne olacağız?”
“Sen çocuk istedin, evlilik istedin, işte onunla yaşayacaksın,” diyerek bavulunu kapattı, Efe’nin şaşkın bakışlarını görünce hızla çıktı. Kapı çarptı.
Elif ağlamaya başladı. Omzuna bir el dokundu, umutla başını kaldırdı. Ama Efe’ydi.
“Anne, ağlama. Ben seni asla bırakmayacağım,” dedi Efe.
Elif ona sarıldı, daha çok ağladı.
Cem bir daha dönmedi. Boşanma davası açElif, oğlu Efe’nin büyüdüğünü, ona sarıldığını ve “Seni asla bırakmayacağım anne,” dediğini hissetti, çünkü gerçek erkek, sevgisini sözle değil, hayatıyla kanıtlayandı.




