Dört yıl önce, kız arkadaşım ve ben Antalya’da üniversite okuyorduk. Bir gece, saat on buçuk civarında, bir arkadaşımızı görmeye ve yemek yemeye çıktık. Onun evi, kız arkadaşımın evine bir sokak mesafedeydi, bu yüzden yürümeye karar verdik. Her şey normaldi, sohbet ederek sakince ilerliyorduk. Arkadaşımızın evine ulaşmak için bir köşeden sola dönmemiz gerekiyordu.
Tam köşeye yaklaşırken, kız arkadaşım sessizce bana uzaktan gelen şeyin ne olduğunu sordu. Göz ucuyla baktım ve iki sokak ötede bize doğru hareket eden bir siluet gördüm. Uzun boyluydu, iri yapılıydı ve yan yan yürüyor gibiydi, kambur duruyodu. Sokak karanlık olsa da hızla yaklaştığı belliydi, adeta bize yetişmeye çalışıyordu.
Tuhaf bulduk ama belki de mahalleden birisiydir, diye düşündük, belki bir evsiz. Yolumuzda devam ettik ve köşeyi döndük. Arkadaşımızın evine iki ev kala, kız arkadaşım elimi sımsıkı kavradı. Korkuyla fısıldayarak arkamızdakini görüp görmediğimi sordu. Hemen ardıma döndüm ve az önce döndüğümüz köşede aynı figür duruyordu.
Bu kadar çabuk bize yetişmesi imkânsızdı. Saniyeler önce çok daha uzaktaydı. Korku içimizi sardı, hele ki yeniden yürümeye başladığında daha da beter oldu. Sanki zorlanarak, ama giderek daha hızlı adımlarla yaklaşıyordu.
Düşünmeden kaçmaya başladık ve arkadaşımızın evine vardık. Umutsuzca kapıyı çaldık, hemen açtı. İçeri dalarken tek kelime etmedik. Solgun ve nefes nefese olduğumuzu fark etti. Küçük köpeği Karabaş, sokağa doğru ısrarla havlamaya başladı, sanki dışarda biri vardı.
Bu halimizi görünce arkadaşımız soyulduğumuzu sandı. Biraz sakinleşince yaşadıklarımızı anlattık. O ve ailesi dışarı çıkıp baktılar ama kimseyi göremediler. Sokak tamamen boştu.
O gece eve dönmemeye karar verdik. Orada kaldık, yüreğimizdeki korkuyla. Bugün bile peşimize düşen şeyin ne olduğunu bilmiyoruz, ama ikimiz de aynı fikirdeyiz. Ne olursa olsun, insana benzemiyordu.




