Bozulmuş Genler

**Bozuk Genler**

Ayşe, ağır poşetleri yere bırakıp yorgun bir nefes verdi.

“Evde kimse yok mu?” diye seslendi koridordan. “İki erkek var evde, ağır poşetleri taşımak da bana düşüyor,” diye söylendi. “Hepsi yemek ister ama yardım etmek kimsenin işine gelmez,” diye yine yüksek sesle ekledi, duyulduğundan emin olmak için.

Üstünü de gürültülü bir şekilde çıkardı, iç çekip duruyordu. Sonunda oğlu kapıya çıktı.

“Şu poşetleri al da mutfağa götür. Baban evde mi?”

Can, poşetleri yerden kaldırdı.

“Televizyon izliyor,” diye omuz silkti. Aslında televizyonu söylemesine gerek yoktu. Annesi babasının ne yaptığını sormamıştı. Ama neden tüm annenin öfkesini tek başına çeksindi? Babası da payını alsındı.

“Niye bağırıyorsun?” diye sordu aile reisi kapıda belirirken.

“Bir şey yok. Yorgunum,” diye tersledi Ayşe. “Beş dakika dinlenip yemek yapacağım. Her şey yine bana kaldı. En azından makarna pişirmeyi akıl edebilirdiniz.” Terliklerini giyip koridorun ışığını kapattı.

“Söylemedin ki. Pişirirdik, değil mi Can?” diye sordu babası, tartışma çıkmasın diye oğlunu da yanına çekti.

Mutfaktan sadece poşet hışırtıları ve buzdolabı kapağının sesi geliyordu. Can tarafsız kalmayı tercih etti. Daha güvenliydi.

“Demek pişirmemişsiniz,” diye iç çekti Ayşe. “Bir kızım olsaydı, ne yapacağını kendiliğinden anlardı. Ama sizden hayır gelmez,” diye mırıldanarak kocasının yanından geçip mutfağa yürüdü.

“Ayşe, yorgunsun, anlıyorum, ama neden bizden çıkartıyorsun? Medyum değilim, uzaktan makarna mı yoksa patates mi pişireceğimizi tahmin edemem. Söyleseydin, biz yapardık, hatta markete bile giderdik. Ben de yeni geldim işten, ben de yorgunum üstelik.” Koca elinin kenarıyla havayı bıçakladı ve odasına çekildi.

“İşte ben de bunu diyorum ya, size her şeyi söylemem gerekiyor. Koltukta yatmak daha kolay tabii,” diye mırıldandı Ayşe, bu sefer sesi daha yumuşaktı.

Kavga çıkarmak istemiyordu. Zaten gücü kalmamıştı. Sadece bir anda sakinleşemiyordu.

“Sağol oğlum, git dersini yap, gerisine ben bakarım.”

Can hemen bilgisayarının başına koştu. Ayşe buzdolabını açıp başını salladı, yiyecekleri raflara yerleştirmeye başladı. Öfkesini atınca sakinleşmişti. Kocasını ve oğlunu deli gibi seviyordu, sadece bugün işler ters gitmişti. Mutfak işleri erkek işi değildi ya.

Akşam yemeğinden sonra kalan makarnaları bir kaba koydu, yanına bir de köfte ekledi. Bir tane daha koymak istedi ama vazgeçti.

“Yine mi Selma’ya götürüyorsun? Bak, şımartacaksın, sonra kendin şikâyet edeceksin, boynumuza çöktü diye,” diye çıkıştı kocası, sabahki söylenmenin intikamını alırcasına.

“Selma’ya değil, Gizem’e. Evde yiyecek bir şey yoktur herhalde. Annesi hepsini içkiye yatırıyor. Kızcağıza yazık. Geçen sarhoş annesini eve getirirken gördüm. Kendinden geçmişti. Kız çok akıllı, iyi yürekli, ama anne babası yüzünden şanssız,” diye açıkladı Ayşe, girişte ayakkabılarını değiştirirken.

Kocası cevap vermedi.

Ayşe üçüncü kata indi ve dışarıdan bile güven vermeyen, omuz atsan açılacak gibi duran yıpranmış kapıyı çaldı.

“Kim?” diye ince bir ses duyuldu kapı ardından.

“Gizem, ben Ayşe teyze. Aç kapıyı, sana yemek getirdim.”

Kilit şakırdadı, kapı hafif aralandı ve aralıktan dokuz yaşındaki Gizem’in meraklı gözleri göründü.

“Al, ye. Annen uyuyor mu?”

Kız kapıyı biraz daha açtı, kabı aldı ve başını salladı.

“Tamam, ben gidiyorum o zaman. Sen ye. Zayıf kalmışsın, bir deri bir kemik,” diye üzülerek baktı Ayşe. “Annenin önüne bırakma sakın.”

Kız yine başını salladı ve kapıyı kapattı.

“Keşke benim de böyle bir kızım olsa,” diye iç çekti Ayşe, kendi katına çıkarken.

Oğlunun odasına girdi. Çocuk hızla dizüstü bilgisayarını kapattı ama Ayşe oyun oynadığını görmüştü.

“Tamam, saklama. Derslerini yaptın mı?” diye sordu, masasına yaklaşarak.

“Çoktan.”

“Yarın okuldan sonra Gizem’i çağır, ona çorba ver. Annesi her şeyi içkiye yatırıyor, sadece ekmek yiyorlar, hatta o da olmayınca aç kalıyorlar. Kız hep aç, bir deri bir kemik.”

“Tamam anne,” diye onayladı on dört yaşındaki Can, fazla soru sormadan.

“Fazla oynama, uyu artık,” dedi Ayşe kapıdan çıkarken.

“Peki.” Can oyunu açıp bilgisayarına daldı.

Ertesi gün, Gizem’lerin kapısından geçerken Can zile bastı.

“Gidin, annem evde yok,” diye cevap verdi kapı ardından Gizem.

“Baksana küçük, annem seni bize çağırdı.”

“Niye?” diye sordu kız bir süre duraksadıktan sonra.

“Gel, görürsün,” dedi Can.

Kapı yavaşça açıldı. Gizem güvensiz bir şekilde delikanlıya bakıyordu.

“Geliyor musun? İstemiyorsan zorla değil,” dedi umursamaz bir tavırla ve merdivene doğru adım attı.

“Bekle!” diye bağırdı Gizem ve kapı ardında kayboldu. Birkaç saniye sonra elinde boş bir kap ile”Yıllar sonra, Can ve Gizem evlendiklerinde, Ayşe torunlarını kucağına aldığında anladı ki, sevgi en kötü genleri bile yenebilirmiş.”

Rate article
Lifequest
Bozulmuş Genler