Daire

**Daire**

Yasemin ile kocası eve taşındıklarında, zemin katta yaşlı bir çift oturuyordu: Emine Hanım ve Ahmet Bey. İkisi her yere beraber giderdi; markete, hastaneye, yürüyüşe. Kol kola girip birbirlerine destek olurlardı. Ayrı ayrı göründükleri nadirdi.

Bir akşam, Yasemin ile Murat misafirlikten dönerken, apartmanlarının önünde bir ambulans duruyordu. Kapıdan sedyede birini taşıyorlardı. Peşlerinde de hızlıca yürümeye çalışan yaşlı Ahmet Bey, yetişmek için uğraşıyordu.

Herkes ona “Ahmet Dede” derdi ama eşine neden hep “Emine Hanım” diye hitap edildiğini kimse bilmezdi. Ahmet Dede tamamen ağarmıştı; yüzündeki derin çizgiler bile bembeyazdı. İnce, buruşuk göz kapakları, soluk gri gözlerinin üzerine düşmüştü. Kaybolmuş ve korkmuş görünüyordu.

“Ne oldu?” diye sordu yanına yaklaşan Murat.

Ahmet Dede elini salladı, ya “çok kötü” demek istiyordu ya da “şimdi sırası değil” diye. Murat, sedyeyi kaldıran sağlık görevlisine döndü:

“Siz kimsiniz?” diye sordu adam isteksizce.

“Komşuyum, merak ettim,” dedi Murat.

“Engel olmayın, komşu. Merakınızı kenarda giderin.” Sedyeyi ambulansa yerleştirip kapıyı kapattı.

Ahmet Dede de binmeye çalıştı.

“Nereye? Siz kalsanız iyi olur. Eşinize yardım edemezsiniz. Yoğun bakıma alınacak, sizi içeri almazlar. Komşu, dedeyi evine götürün, göz kulak olun,” dedi sağlık görevlisi ve kapıyı kapattı.

Ambulans, sirenleri çalarak uzaklaştı. Ahmet Dede, Murat ve Yasemin, siren sesi tamamen kaybolana kadar beklediler.

“Hadi eve gidelim, dede. Hava soğuk, üşütürsün. Üstelik sadece gömlekle çıkmışsın. Haklı, hastanede iyi bakım alır,” dedi Murat.

Yaşlı adam, eve götürülmeyi kabul etti.

“Bizim eve çıkalım mı? Yanında biri olunca daha kolay olur,” diye teklif etti Murat, dairenin açık kapısı önünde.

“Sağ ol. Ben eve gireyim. Emine’mi bekleyeceğim,” dedi başını öne eğerek ve içeri girdi.

“Peki, sen bilirsin. Bir şey olursa, biz 17. kattayız,” diye hatırlattı Murat.

Ahmet Dede başını sallayıp kapıyı kapattı.

“Yazık oldu adama, bir ömür beraber yaşamışlar,” diye iç çekti Yasemin, merdivenleri çıkarken. “Akrabalarına haber versek, gelirler, ona bakarlar.”

“Yok öyle biri,” dedi Murat.

“Nereden biliyorsun?” diye şüphelendi Yasemin.

“Bir ara sohbet ettik. Kardeşi genç yaşta ölmüş. Bir yeğeni var ama yaşlılarla kim uğraşır ki? Çocukları da olmamış. Yani, eğer bir şey olursa, tamamen yalnız kalacak. Yaşlılar tek başına uzun yaşayamaz, tıpkı turnalar gibi. Eşini kaybederse, kederinden gider.”

“Vay canına, romantikmişsin meğer. Turnalar gibi…” diye güldü Yasemin.

Ertesi gün akşam yemeğinden sonra Murat, Ahmet Dede’yi kontrol etmeye gitti.

“Git, belki yardıma ihtiyacı vardır. Gerçekten kederlenmesin,” diye onayladı Yasemin.

Murat zemin kata indi. Ahmet Dede’nin kapısı kilitli değildi. Hızlıca içeri girdi.

“Dede, hayatta mısın?” diye seslendi evin içine doğru.

Ahmet Dede mutfaktan çıktı, kamburunu çıkarıp boynunu bükmüştü.

“Affet, kontrol etmeye geldim. Kapıyı niye kilitlemedin?”

“Unuttum,” dedi elini sallayarak. “Gel, çay içer misin?”

“Yok, yeni yemek yedim. Sen yedin mi?”

“Boğazımdan geçmiyor. Hep Emine’mi düşünüyorum,” dedi ve yıpranmış bir tabureye oturdu.

Murat temiz mutfağa girdi. Masada yarısı içilmiş bir çay bardağı duruyordu. Üzerindeki kırmızı gelincikler ve altın yapraklar dikkat çekiyordu.

“Emine güzel porselenleri severdi,” dedi Ahmet Dede iç çekerek. “O yok ama ben cam bardaktan içemem. Alışmışım bir kere. Sen de bir şeyler içer misin?”

“Üzülme şimdiden. Tıp artık eskisi gibi değil…”

“Bir ömür beraber geçirdik. Onsuz nasıl yaşarım bilemiyorum. Hiç hasta olmazdı, hep ayaktaydı. Galiba gücü tükendi,” dedi, Murat’ı dinlemeden. “Benim önce gitmem gerektiğini düşünürdüm. Şimdi anlıyorum ki bu daha iyi oldu. Ona daha ağır gelirdi. Ben erkeğim, daha dayanıklıyım. Sen git, ben iyiyim.”

“Eee, nasıl Ahmet Dede?” diye sordu Yasemin, Murat döndüğünde.

“İyi, dimdik duruyor. Hiç hasta olmadığını söylüyor.”

“O zaman iyileşir,” dedi neşeyle Yasemin.

Fakat ertesi gün Ahmet Dede kapılarını çaldı ve “Emine Hanım vefat etti,” dedi. Ona hep öyle hitap etmişti. Cenaze işlerinde yardım istedi.

“Tabii, gel içeri, konuşalım,” dedi Murat.

Cenazeden iki hafta sonra, bir akşam Yasemin Murat’ın yanına oturdu.

“Yazık adama, tamamen yalnız kaldı,” diye başladı.

Murat, gözünü televizyondaki maçtan ayırmadan başını salladı.

“Ben şöyle düşündüm…”

Murat yine dinlemeden başını salladı.

“Ne diye sallıyorsun? Daha bir şey demedim. Şu televizyonu kapat!” diye çıkıştı Yasemin.

“Sonra konuşamaz mıyız?” dedi Murat, ekrana kilitlenmiş.

“Olmaz! Oğlumuz Erdem iki ay sonra 15 yaşına girecek. Birkaç yıla yetişkin olacak. Ya evlenirse? Eşini, bu aynı daireye getirecek!” dedi Yasemin.

“Ne diyorsun? Hangi eş? Kim?” diye MurMurat, Yasemin’in gözlerindeki endişeyi görünce televizyonu kapattı ve ona sarılarak, “Belki de bu dünyada gerçek servet, birbirimize gösterdiğimiz sevgidir,” dedi.

Rate article
Lifequest
Daire