Ahmet sırtüstü uzanıyordu. Köprücük kemiğinin altındaki çukura Nazlı’nın başı yerleşmişti. Bir bacağını onun üzerine atmış, avucunu tam kalbinin üzerine koymuştu. Onun düzenli nefes alışını dinliyor, mutluluktan eriyordu. “Keşke böyle ömrümüzce kalabilsek…” diye düşündü Ahmet ve gözlerini kapadı.
Birisi sanki yanından itmiş gibi irkildi ve uyandı. Yanında Nazlı kıpırdandı.
“Ne, şimdiden mi?” diye mırıldandı uykulu bir sesle.
Ahmet divandan pencereyi göremiyordu ama odanın kararmasından akşam olduğunu, geç vakitte geçici yuvalarını terk etmeleri gerektiğini anladı. Ama hiç istemiyordu…
Birbirlerine çok geç kavuşmuşlardı, ikisi de ailelerine ve çocuklarına karşı yükümlülüklerle bağlıydı. Buluşmadan buluşmaya yaşıyor, bu tatlı saatleri özlemle bekliyorlardı. Ahmet istemsizce iç çekti, Nazlı başını kaldırdı.
“Çoktan kararmış!” diye haykırdı, bir anda uyanarak ve yataktan fırladı.
Tam önce elinin altında olduğu göğsünde bir boşluk hissetti. O yanındaydı, buradaydı ama Ahmet’in kalbi şimdiden hüzün ve yalnızlıkla sızladı.
“Hadi kalk, daha gideceğimiz yol var. Kocama ne diyeceğim?”
“Doğruyu söyle.” Ahmet çarşafı kenara itti ve o da kalktı.
Aceleyle, birbirlerine bakmadan giyindiler. Onun için evde ne beklediği önemli değildi. Uzun zamandır her şeye hazırdı. Yalan sıkmaktan ve saklanmaktan bıkmıştı. O ise gergindi ve bu kadar zamansız uyudukları, kıymetli vakitlerini boşa harcadıkları için sinirleniyordu.
“Markete uğradım, eski bir arkadaşıma rastladık, uzun zamandır görüşmemiştik, sohbet ettik dersin,” diye fikir verdi Ahmet.
“Bütün arkadaşlarımı tanıyor. Arayabilir de.” Nazlı inatla Ahmet’e bakmıyordu.
“Eskiden, okuldan birini uydur, bir arkadaş değil, eski bir tanıdık.”
“Peki sen karına ne diyeceksin?” Nazlı bluzunun düğmelerini iliklemeyi bıraktı ve Ahmet’e dik dik baktı.
Ahmet ona yaklaştı, sarıldı, gözlerinin içine baktı.
“O çoktandır sormuyor, tahmin ediyordur.” Ahmet Nazlı’yı öpmeye başladı ve Nazlı kollarında gevşedi, kendini bıraktı.
Karanlık yoğunlaşıyor, görünmez bir örtüyle onları sarıyor, sanki bırakmak istemiyordu.
Nazlı hafifçe ama kararlı bir şekilde Ahmet’i itti.
“Böyle hiç çıkamayız buradan,” diyerek bluzunu hızla iliklemeye başladı.
Ahmet bir şey söylemek, onu sakinleştirmek istedi. Yüzlerce kez kocasına, karısına her şeyi anlatmayı, yalanlar döngüsünden kurtulmayı teklif etmişti. Ama çocuklar… On yaşındaki Ece’sine bayılıyordu, Nazlı ise on iki yaşındaki oğlu Can için endişeleniyordu.
Tanıştıklarında birkaç kez birlikte olup ayrılacaklarını sanmıştı, ama her şey daha karmaşık, daha ciddi çıkmıştı. Onun için her şeyi feda etmeye hazırdı, ama o hazır mıydı? Nazlı cevap vermekten kaçınıyor, oyalanıyor, acele ettirmemesini istiyordu. Ahmet yine iç çekti.
“Kızma, anlaştık ya…” Nazlı’nın sesinde suçluluk tonları vardı.
“Sen arabaya in, anahtarlar ceket cebinde. Ben yatağı toplayayım,” dedi ve çarşafları katlamaya başladı.
“Sakın gecikme,” diye seslendi Nazlı ona girişten.
Birkaç saat nasıl da çabuk geçmişti. Genellikle tutkuları dindikten sonra konuşur, planlar yaparlardı. Ama bugün bu kadar zamansız uyumuşlardı. Bir eksiklik, tamamlanmamışlık hissi kalmıştı buluşmalarında.
Girişteki loş ampulün ışığı zar zor odayı aydınlatıyordu. Kapı çarptı. Nazlı gitmişti. Ahmet divanı topladı, altındaki çekmeceye çarşafları yerleştirdi. Ev sahibesi onlara dokunmuyordu. Ahmet doğruldu, odada kalıp kalmadıklarına baktı. Hayır, her şey temizdi.
Dar girişte hızla giyindi, cebinden önceden hazırladığı birkaç banknot çıkardı (önceden bankamatikten kartıyla çekmişti) ve konsola bıraktı. Işığı kapattı ve kapıdan çıktı.
Buluşma evini yaşlı bir kadından birkaç saatliğine kiralıyordu. Bu fikri ve evi işteki bir meslektaşı vermişti, kendisi de bir zamanlar orayı kullanmıştı.
Randevu saatinde ev sahibesi evden çıkıyordu. Nereye gittiğini sormuyordu. Kadının paraya ihtiyacı vardı, onların da buluşacak yere.
Otelde oda kiralayabilirlerdi. Ama birincisi, tanıdıklara denk gelebilirlerdi, ikincisi, daha önce sayısız çiftin yattığı bir yatağa uzanmak istemiyordu.
Merdivenlerden inerken elinde dolu poşetler olan bir kadınla karşılaştı. Otomatik olarak selam verdi ve yanından kayıp geçti. Kadın cevap vermedi. Sırtını şüpheli bakışlarla delik deşik ettiğini hissediyordu.
Eşi ve kızıyla yaşadığı çok katlı binada herkes selamlaşırdı, ama neredeyse kimseyi tanımazdı. Öyle âdetti.
Burada ise yabancılarla selamlaşılmıyordu. Belki de apartman sakinleri birbirini uzun zamandır tanıdığı için yabancı biri merak uyandırıyor ve şüphe çekiyordu. Yaşlılar zaten şüpheciydi.
Ahmet arabaya bindi ve Nazlı’ya baktı.
“Gidelim mi?”
Arabanın karanlığında yüz ifadesini seçemedi.
“Belki de haklısın. Konuşalım, bu yalanlara bir son verelim. Biz birlikte çok iyiyiz. Ya ayrılmamaya karar verirsek, nerede yaşayacağız?”
Belki de tamamlanmamışlık onu da bunaltıyordu.
“Bir şeyAhmet’in elini sımsıkı tutarak, “Artık hep birlikte, yeni bir hayata başlıyoruz,” dedi Nazlı, gözlerindeki umut ve sevgiyle beraber.




