**Buket**
Vera gözlerini kapatmış, yatağında uzanıyordu. Karşı duvardaki diğer yatakta ise Ayşe, bacak bacak üstüne atmış, yüksek sesle ders kitabı okuyordu. Tam o sırada Vera’nın telefonu popüler bir melodiyle çaldı. Ayşe kitabı hızla kapattı ve arkadaşına yargılayıcı bir bakış attı.
Kız isteksizce telefonu açtı. Bir an sonra yatağın kenarına oturmuş, ardından telefonu fırlatıp dolaptan eşyalarını spor çantasına tıkıştırarak odanın dar alanında koşturmaya başlamıştı.
“Nereye gidiyorsun? Ne oldu?” diye telaşlandı Ayşe.
“Komşu aradı, annemi hastaneye kaldırmışlar, kalp krizi geçirmiş.” Vera çantasının fermuarını çekti ve kapıya yöneldi. Orada, kızların ceketleri asılı, botlar ve ayakkabılar diziliydi.
“Yarın sınav var! Hastanede ona bakacaklar. Sınavını verir sonra gidersin,” dedi Ayşe yataktan kalkarken, Vera’nın botlarını giymesini izliyordu.
“Bak Ayşe, dekana her şeyi anlat, ben gelince hallederim. Sınavı tatilde veririm. Otobüsüm kırk dakika sonra kalkıyor,” diye mırıldandı Vera, montunun fermuarını çekerken.
“Annene ne olduğunu haber ver,” diye seslendi Ayşe, ama Vera çoktan kapıdan fırlamıştı.
Ayşe omuzlarını silkti ve odaya döndü. Vera’nın yatağında telefon şarj cihazını görünce, onu kaptı, çıplak ayakla arkadaşını yakalamak için koştu.
“Vera! Vera, bekle!” diye bağırdı merdivenlerden inerken.
Giriş kapısı ardına kadar çarptı. Ayşe üç basamak birden atlayıp kapıya yapıştı, dışarı fırladı ve neredeyse kendini sokağa attı.
“Vera!”
Kız dönüp Ayşe’nin elindeki kabloyu gördü ve geri döndü.
“Teşekkürler,” dedi ve tekrar koşmaya başladı.
“Selen, bu ne tantana? Biri neredeyse kapıyı devirdi, diğeri çıplak ayakla dışarı fırladı. Kafayı mı yediniz?” diye homurdandı nöbetçi kadın masasından kalkarak.
“Özür dileriz, Gülay Hanım, biz öyle şeyler yapmayız,” dedi Ayşe ayaklarını yerden kaldırıp indirirken. Çıplak ayaklarına sokulan kum taneleri ve buzlu yoldan taşınan küçük çakıllar canını yakıyordu.
“Vera’nın annesi hastaneye kaldırılmış. Üşüdüm, gidebilir miyim?” Ayşe cevap bile beklemeden merdivenleri tırmanmaya başladı.
“Aman Allah’ım!” Gülay Hanım ağırca koltuğa çöktü ve haç çıkardı. “Korusun, kollasın!”
Ayşe odaya döndü, ayaklarındaki kumu silkeledi, Vera’nın saçtığı eşyaları topladı, terliklerini giyip su ısıtmak için mutfağa gitti. Yarın sınav vardı—sıcak çayla ısınır, sonra dersine geri dönerdi.
Hava iyice kararmıştı ki, kapı hafifçe tıkırdadı.
“Kim o?” diye seslendi Ayşe, ama cevap gelmedi.
İçini çekti, yataktan kalktı ve kapıyı açtı.
“Selam!” Karşısında, mütevazı bir buket çiçek tutan Can duruyordu.
“İçeri gel.” Ayşe, Can içeri girene kadar bekledi, sonra Vera’nın evine gittiğini söyledi.
“Yarın sınavı var,” dedi Can şaşkınlıkla.
“Ben dekana anlatırım, annesi hastalandı diye. Sınavını tatilde verir,” dedi Ayşe gözlerini çiçeklerden alamadan.
“Bunlar sana,” diyerek uzattı Can çiçekleri.
“Teşekkürler. Çay ister misin?” Ayşe buketle birlikte pencereye yürüdü, kenardaki vazoyu aldı.
“Ben suyu alayım, sen üstünü değiş,” diyerek gülümsedi ve odadan çıktı.
Can sadece ayakkabılarını çıkardı, iki adım atıp Vera’nın yatağına oturdu. Eliyle ucuz örtüyü okşar gibi gezdirdi, sanki kızı avutuyormuş gibi.
Ayşe döndü, vazoyu masaya koydu, bir adım geri çekilip çiçeklere baktı.
“Güzelmiş. Bunlar ne çiçeği?”
“Kokulu bezelye,” diye cevapladı Can. “Ben gideyim.” Yataktan kalktı.
“Siz Vera’yla bir yere mi gidecektiniz?” diye aceleyle sordu Ayşe. Gitmesini istemiyordu.
“Evet. Bir konser bileti buldum.”
“Öyle mi? Beni de götür o zaman. Biletler boşuna kalmasın.”
Can duraksadı.
“Senin yarın sınavın var.”
“Ne olmuş?” diye elini salladı Ayşe. “Bütün gün çalıştım, biraz eğlenmek lazım.”
Can düşündü. Vera gitmişti, biletler boşa gidecekti. Vera’yla yeni yeni çıkmaya başlamışlardı, ciddi bir şey yoktu. Odası arkadaşıyla konsere gitmek ihanet sayılmazdı, değil mi?
“Hadi gidelim,” dedi.
“Yaşasın!” Ayşe sevinçle zıplayıp ellerini çırptı. “Ah, beni dışarıda bekle, giyineceğim.”
“Tamam.” Can hızla ayakkabılarını giyip kapıdan çıktı.
Beş dakika sonra Ayşe odadan çıktı. Can, kirpiklerini ve dudaklarını boyadığını, saçlarını güzelce topladığını fark etti. Bu kadar kısa sürede nasıl yapmıştı?
“Hadi gidelim, yoksa geç kalacağız,” diye acele etti.
Konserde Ayşe coşkuyla dans ediyor, ellerini havaya kaldırıp herkesle birlikte bağırıyordu. Ara sıra Can’a bakıyordu. O da bu enerjiye kapılmış, rahatlamış ve bağırmaya başlamıştı.
Sonra yürüyerek dönerken konseri hararetle konuştular.
“En çok şu şarkıyı beğendim,” diye mırıldandı Ayşe.
“Aynen. Bir de şu vardı…” Can da bir melodi mırıldandı, hatta birkaçSonra zaman geçti, yaralar sarıldı, ama unutulmayan anılar hep kalplerde kaldı.




