İntikamın Karanlığı

Bugün günlüğüme bir şeyler yazma ihtiyacı hissettim. Çocukluğumdan beri hayatımın nasıl değiştiğini düşünüyorum.

Oğuz, sakin ve zeki bir çocuktu. Ailesi, tek çocukları için hiçbir fedakarlıktan kaçınmıyor, onun çok yönlü ve iyi eğitimli bir birey olması için her türlü imkanı sağlıyordu. Oğuz aikido yapıyor, satranç oynuyor, resim çiziyordu. Büyüdükçe gitar çalmaya da merak sardı.

Akranları kızlarla sinemaya gidiyor, ucuz şaraplar ve sigaralarla eğlenirken, Oğuz gitarının başında akorları deniyor, boğuk sesiyle şarkılar söylüyordu.

Ailesi onun başarılı bir geleceği olmasını hayal ediyordu. Küçük bir ilçede, on dört bin nüfuslu bir yerde yapacak bir şey yoktu. Liseyi bitirdikten sonra, yüksek puanlarıyla şehirdeki üniversitenin prestijli bilişim teknolojileri bölümüne kolayca girdi.

Derslerin başlamasından bir gün önce babası, yepyeni ve pahalı bir dizüstü bilgisayarla onu halasına bıraktı. Halası, bir yıl önce kocasını kaybetmişti, çocukları da kendi hayatlarını kurup ayrılmışlardı. Yurtta çok gürültü vardı, ders çalışmayı engelleyen gereksiz ayartmalar… Annesini de almadılar, uzun vedalaşmalara girmesin diye. Baba, bir miktar para bırakıp gitti.

Oğuz ilk kez kendi başına kalmıştı. Halası, emanet edilen yeğeniyle pek ilgilenmiyordu. Sadece zamanında yemek yiyip eve çok geç gelmediğine bakıyordu.

Aile baskısından kurtulan sınıf arkadaşları, dersleri asıp eğlenceye dalarken, Oğuz herkesten uzak durdu. Onun hiç arkadaşı yoktu, zaten eğlenceye de alışkın değildi. İlk günden itibaren dikkatini güzel sarışın Defne çekti.

Erkekler arasında, Defne’nin erkek egemen bir bölüme sadece iyi bir evlilik yapmak için girdiği konuşuluyordu. Derslerde pek iyi değildi. Ama hocalar ona zayıf not vermezdi. Öyle bir kıza bilgi gerekmezdi. Ona bakmak, ders anlatmak, omzuna hafifçe dokunup hatalarını düzeltmek keyifliydi.

Ama Defne’nin hayranları eksik değildi. Oğuz’u bir inek olarak görüyor, onu umursamıyordu. Onunla ne konuşabilirdi ki? Müzik, satranç ya da sıkıcı bilgisayar dersleri hakkında mı? Kısacası, Oğuz ona hiç uygun değildi.

O ise karşılıksız aşkın acısını çekiyordu. Defne’yle her an beraber olmak istiyordu, derste, yurtta… Bir gün eve gittiğinde, ailesine yurtta kalmak istediğini söyledi. Halasının evi üniversiteden uzaktı, yolda çok zaman kaybediyordu. Babasının bağırışları, annesinin gözyaşlarıyla kavga çıktı.

Ama Oğuz söz verdi, derslerine etki etmeyeceğini, ona güvenebileceklerini. Zaten herkes ona yan gözle bakıyordu, grupta evde kalan neredeyse tek kişi oydu. Anne babası kabullenmekten başka çare bulamadı.

Oğuz, mutluluktan uçuyordu. Artık Defne’yi sadece derste (ki zaten derse pek gelmezdi) değil, yurttaki akşamlarda da görecekti. Ona gitmek için her türlü bahaneyi uydurdu. Ama Defne yine de ona karşılık vermedi.

Aynı ortamda bile olsalar, onunla dans etmeyi reddediyor, balkona kaçıp sigara içiyordu. Oğuz da sigaraya başladı, ama bu bile onu sarışın güzele bir santim yaklaştırmadı.

Oğuz için en büyük sınav, iki aylık yaz tatiliydi. Defne’yi göremediği için acı çekiyor, zamanın geçmesini dua ediyordu. Bir yıl daha böyle geçti.

Oğuz derslerinde çok iyiydi, hocalar bir ağızdan onu övüyor, parlak bir gelecek öngörüyorlardı. 31 Ağustos’ta yurda döndüğünde (annesinden daha erken kurtulamamıştı), Defne’nin evlendiğini öğrendi. Bu haber onun huzurunu kaçırdı. Güzelin seçimi, üniversitenin gururu olan bir sporcu mezundu.

Defne artık yurtta görünmüyordu. Kocasının kendi evinde yaşıyorlardı. Oğuz onu sadece derste görebiliyor, uzaktan izliyordu. Bir gün, sınavlardan hemen önce ondan notlarını istedi. Bir dersi kaçırdığını söyledi.

“Başkasından iste. Benim de çalışmam lazım,” diye reddetti Defne.

“Yarın sana geri veririm. Söz,” diye yalvardı ona aşk dolu gözlerle bakarak.

Defne düşündü ve not defterini uzattı.

Ertesi gün Oğuz, üniversiteye gitmedi, ilk kez sebepsiz yere dersi astı. Bütün bunları, not defterini Defne’ye evinde bizzat götürmek için yapmıştı. Yemekhanede, kocasının yarışmalara gittiğinden, sınavlarının otomatik geçtiğinden yakındığını duymuştu.

Defne’nin adresini kızlardan öğrendi. Hesapladı, derslerden sonra evde olmalıydı. Ona gitti. Hiçbir şey istemiyordu, sadece yanında olmak, konuşmak, aşkını itiraf etmek… Hızla çarpan kalbiyle zile bastı, Defne’yi görmeyi umuyordu. Ama kapıyı geniş omuzlu bir sporcu, kocası açtı.

“Ne istiyorsun?” diye sertçe sordu.

“Defne’ye notları getirdim,” diye mırıldandı üzgün Oğuz.

“Ver,” dedi adam ve iri avucunu uzattı.

Oğuz içeri bakmaya çalıştı, ama sporcunun iri gövdesi tüm kapıyı kaplamıştı, Defne’yi bir an olsun görmesine izin vermiyordu.

“Ona kendim vermek istiyordum,” dedi Oğuz, defteri göğsüne bastırarak.

Koca, onu küçümseyen bir bakışla süzdü, defteri çekip aldı ve tam burnunun dibinde kapıyıZamanla Oğuz’un kalbindeki kin yerini huzura bıraktı, çünkü anladı ki hayatın en büyük intikamı mutlu olmaktı.

Rate article
Lifequest
İntikamın Karanlığı