**Günlük**
Karanlık odada oturuyordum, gece seslerini dinliyordum. Pencerenin altında bir araba durdu, kapı yavaşça çarptı, ardından apartman kapısında hafif ayak sesleri… Sonunda, anahtar yavaşça döndü.
Nefesimi tutmuş, en ufak sesi duymaya çalışıyordum. Kıyafetlerin hışırtısı, sessiz adımlar… *”Uyandırmaktan korkuyor, terliklerini bile giymemiş,”* diye düşündüm içimden.
Kapı usulca açıldı. Ayşegül parmak uçlarında yatak odasına girdi. Sokak ışığı, yatağın bozulmadığını, üzerinde kimsenin olmadığını göstermeye yetiyordu. Birden duraksadı, gerilmiş bakışlarımı hissetmiş olmalıydı, döndü.
“Beni korkuttun. Niye uyumuyorsun?” diye sertçe sordu.
“Seni bekliyordum.” Kalktım, kapıya yürüdüm ve ışığı yaktım. Parlak ışıkta gözlerini kıstı.
“Neredeydin?” Ayşegül’ün solgun yüzüne, silik makyajına baktım.
“Özür dilerim, sana haber vermeyi unuttum…” Ayşegül ayaklarına bakıyordu.
“Arkadaşında filan olduğunu söyleme bana. Doğruyu söyle, ikimiz için de kolay olur. Beni ne zamandır aldatıyorsun?”
İrkilmişti, kaçacak gibi oldu. Sonra başını hafifçe salladı.
“İki aydır,” dedi, gözlerini yükselterek. “Söylemek istedim ama… Özür dilerim. Şimdi gidiyorum.” Hızla odadan çıktı.
Eşyalarını topluyordu. Çantayı yatağa koydu, dolabı açtı, giysilerini çıkarmaya başladı. Askılar şıngırdıyor, üst üste düşüyordu.
“Belki bunu yarın, ben evde yokken yaparsın?” dedim. Yataktan bir yastık aldım ve odadan çıktım.
Üstümü çıkarmadan, kanepeye uzandım. Öfkeyle her şeyi yakıp yıkasım geliyordu. Derin nefesler aldım, sakinleşmeye çalıştım.
***
Arkadaşlarla dönem sonunu kutlamak için sahile gitmiştik. Denize koşmuştuk. Sonra Murat ile Eren bira almaya gitti, ben eşyaları bekledim.
Sahilde çocuklar oynuyordu. Bir kız sudan çıktı, bana doğru yürüdü. Yanındaki havluyla saçlarını kuruladı. Bronz tenine takılmış su damlalarına bakakaldım.
Kız dönüverdi, gözlerimi kaçıramamıştım. Utangaç bir gülümseme… Murat’la Eren geldiğinde, tanışmıştık bile.
Ayşegül evine gitmek üzere toparlanırken, başı bir an eteğin altında kayboldu. Murat anlamlı bir sırıtışla baktı, Eren başparmağını havaya kaldırmıştı.
Sonra etek düştü, Ayşegül giyindi, gülümsedi ve uzaklaştı.
“Yetişsene!” dedi Murat, sırtıma vurdu.
“Ayşegül, bekle!” Kotumu çekerek peşine düştüm. Eve geç döndüm.
“Neredeydin? Telefonunu açmadın, deli olduk!” diye çıkıştı annem.
“Telefonu açmayı unutmuşum. Evleniyorum,” diye pat diye söyledim.
“Ne?” dedi annem.
“Evleniyor. Üçüncü sınıf, yirmi yaş. Bitirene kadar torun verir bize,” dedi babam sakince.
“Yok, öyle değil, hayatımın kadınını buldum, onunla evleneceğim,” diye düzelttim.
“Yeni mi tanıştın?” diye çıkıştı annem. “Volkan, duydun mu?”
“Tanyacığım, sakin ol. Aşık olmuş işte. Hayatında, sağlığında, mutluluğunda hiçbir sorun yok. Yarın konuşuruz,” dedi babam, annemi yatak odasına götürdü.
“Sağ ol,” diye seslendim ardından.
İki hafta sonra Ayşegül’ü eve getirdim. Annem yurtta kaldığını öğrenince, “Ev ve İstanbul kaydı lazım, bu işte aşk yok,” dedi tabii ki.
“Beğenmedin mi?” diye üzüldüm.
“Önemli olan senin beğenmen,” dedi babam yine.
Yılbaşından sonra nikah kıydık. Babam bize ev anahtarlarını verdi.
“Teşekkürler, beklemiyordum.”
“Benim evimdi, kiraya veriyorduk. Tadilatı başlatmıştım, gerisini sen halledersin,” dedi, sarıldı.
***
Sabaha karşı uyuduğumda, Ayşegül’ü çantayla gördüm.
“Özür dilerim, seni uyandırdım,” dedi ve koridora geçti.
Dünkü her şey bir anda üzerime çöktü. Onu durdurmak istedim… Kapı çarptığında irkildim.
Birkaç güne döner diye düşündüm. Ama dönmedi. Aramadı. Anahtarı girişte öylece duruyordu.
Gün geçtikçe özlem arttı, affetmeye hazırdım. Arayışlarım sonuçsuz kaldı. Bir gün okul çıkışı bekledim, bir erkekle göründü. Kendimi ağacın arkasına attım.
Boş eve dönmek istemedim. Aileme gittim.
“Bana ilk görüşte hiç sempatik gelmemişti. Daha zenginini bulmuştur,” dedi annem.
“Tanya, bırak, zaten zor durumda. Kendi hallerine bırakın,” dedi babam.
Bir ay sonra boşandık. Dünyam yıkıldı. Eve dönerken bir şişe rakı aldım.
Babam çıkageldi. Bütün gece içip konuştuk. İlk eşinin hamileyken bir sarhoş yüzünden öldüğünü anlattı. Sonra Tanya ve beni bulunca, hayata tutunduğunu…
Bir daha içmedim.
Altı ay sonra annem, “Arkadaşımın yeğeni İzmir’den geliyor, bir süre kalacak. Sen de İstanbul’u gezdireceksin,” dedi.
“Beni mi evlendirmeye çalışıyorsun?” diye çıkıştım.
Ama Seda sevimli ve ince yapılıydı. Gözlük takmaktan çekiniyordu. “Böyle biri İstanbul’u fethetmeye gelmiş,” diye düşündüm. Tabii kol kanat gerdim.
“Baklavaları dene, Seda yaptı. KocSonunda Seda’yla mutlu bir yuva kurduk, geçmişin acılarını geride bırakarak yeni bir hayata başladık.




