Yaratıcı ruhu ve gösterişe olan sevgisi
“Pişman değil misin?” diye sordu Mehmet, göğsüne yaslanan Ayşe’ye.
“Hayır. Ya sen?” Ayşe başını kaldırıp ona baktı.
“Ben çok mutluyum. Bilir misin, sen ve Elif evimize ilk geldiğinizde, bunun kader olduğunu anlamıştım. Senin öncesinde yaşadığım her şey, bizi bir araya getirmek içindi. O gittikten sonra…”
Ayşe parmağını onun dudaklarına götürdü.
“Kötü şeyleri hatırlama. Artık her şey güzel olacak…”
Bir yıl önce
Ayşe, oturma odasındaki masaya bayramlık örtüyü serdi. Mutfaktan bir yığın tabak, çatal-bıçak ve iki kadeh getirdi.
“Emin misin evde kalmakla doğru mu yaptık? Arkadaşlarla daha eğlenceli olurdu. Hâlâ Sibel’e yetişebiliriz,” dedi Can, Ayşe mutfağa geri döndüğünde.
“Eminim. Bunları masaya götür.” Ayşe ona sucuk-peynir tabağını ve salata kasesini uzattı. “Arkadaşlarla yarın görüşürüz. Üç yıldır birlikteyiz ve hiç Yılbaşı’nı ikimiz baş başa kutlamadık. Nasıl karşılarsan öyle geçer, derler.”
“Yani, bizi bir yıllık gönüllü inzivaya mı programlıyorsun?” diye dalga geçti Can, mutfak kapısında durarak.
“Harika olurdu. Keşke mümkün olsa,” iç çekti Ayşe.
“Tamam, hadi deneyelim,” pes etti Can ve mutfaktan çıktı.
Ayşe buzdolabından bir şişe şampanya ve bir salata daha aldı, odaya taşıdı.
“Nasıl? Güzel oldu mu?” Can, tabakları masaya nasıl yerleştirdiğini gösterdi. “Şimdi eski yılı uğurlayabilir miyiz? Yoksa tükürükten boğulacağım.”
“Daha değil. Bana beş dakika ver. Yeni elbisemi giyip kendime çeki düzen vermem lazım,” dedi Ayşe yatak odasına doğru ilerlerken.
“Misafir yokken neden yeni elbise giyiyorsun ki?” diye homurdandı Can, tabaktan bir dilim sucuk alırken.
“Çünkü bu bir bayram!” diye cevapladı Ayşe yatak odasından.
“Ah şu gösteriş meraklısı yaratıcı ruh!” diye düşündü Can, sucuktan bir dilim daha alırken.
Kısa süre sonra, omuzlarına dökülen dalgalı saçları ve parlak mavi elbisesiyle gülümseyen Ayşe odaya girdi. Can onaylar gibi başını salladı, onu süzdü. Ayşe topuklarının üzerinde döndü, eteğinin uçuşunu gösterdi.
“Şimdi masaya oturup eski yılı uğurlayabiliriz,” dedi neşeyle, duvardaki saate bakarak.
“Vay canına, ne ziyafet hazırlamışsın. Bunların hepsini yiyemeyiz. Barış’ı arayalım mı? Annesiyle evde,” diye önerdi Can, Ayşe’nin karşısına otururken.
“Yarın ararız. Şampanyayı aç.” Ayşe’nin yüzü mutlulukla parlıyordu.
“Bugün biraz tuhafsın,” diye düşündü Can şişeyi açarken.
“Bugün biraz…” durdu, kelime aradı, “heyecanlı gibisin.”
“Biraz öyle. Bekle, göreceksin.” Haber Ayşe’nin içini kemiriyordu ama onu saat tam 12’de söylemek istiyordu. Ne de olsa, yeni bir yılın tam başlangıcından daha güzel bir an var mıydı?
Şampanyalarını içtiler, salataları tattılar. Doyan Can sandalyesine yaslandı. Televizyonda hafif bir film oynuyordu.
“Niye içmedin?” diye sordu, Ayşe’nin şampanyasını zar zor içtiğini fark ederek.
“Uykum gelmesin diye. Yılbaşı özelini izlemek istiyorum,” diye cevapladı Ayşe.
“Sigara içeceğim.” Can balkona çıktı.
Büyük kar taneleri yavaşça düşüyordu, neredeyse her pencerede ışıklar yanıyor, renkli ışıklar yanıp sönüyordu. Birkaç patlayan fişek sesi duyuldu. Can, mutlu çığlıkları işitti ama havai fişekleri göremedi.
“Can, gel, başkanın konuşması başlamak üzere,” diye seslendi Ayşe aralık kapıdan.
Can son nefesini çekti ve yarım kalan sigarasını attı. Karanlıkta kaybolan küçük bir kıvılcım gördü sadece.
Can içeri girdiğinde, başkan halka sesleniyordu. Can kulak ardı etti. Hep aynı şeyler. Kadehini doldurdu ve saatin 12’yi vurmasını bekledi.
“Yine içmedin mi?” diye şaşırdı, Ayşe’nin dolu kadehi karşısında dururken gördüğünde. “Peki dilek ne olacak?”
“Can, sana bir şey söylemem gerekiyor,” dedi Ayşe dikleşerek. “Belki kendine birVe o gece, yıldızların altında bir aile olarak geleceğe umutla baktılar.




