Eskiden, küçük bir Anadolu kasabasında yaşayan iki genç kız vardı: Nurten ve Lale. Nurten’in annesi bir trafik kazasında hayatını kaybetmişti. Babasıyla birlikte bu acıyı atlatmaya çalışıyorlardı. Nurten hem ev işlerini üstleniyor, hem de derslerine iyi çalışıyordu.
Lale ise sürekli İstanbul’a gitmeyi hayal ediyor, Nurten’i de ikna etmeye çalışıyordu:
“Baban kırk yaşında daha. Anneni sonsuza dek yas mı tutacak sandın? Yakında birisi çıkar, onunla evlenir. Sen İstanbul’a gel, babana hayatını kurması için fırsat ver.”
Nurten önce direndi ama sonunda babasıyla konuştu. Babası, “Git kızım, İstanbul uzak değil. Beğenmezsen geri dönersin,” dedi. Böylece Lale ile birlikte öğretmen okuluna yazıldılar.
Başta her hafta sonu babasını ziyarete giden Nurten, bir süre sonra babasının değiştiğini fark etti. Gülüyor, bakımlı görünüyordu. Sonunda babası utana sıkıla komşu Fadime Hanım’la yakınlaştığını itiraf etti. Nurten sevindi, “Yaşayın beraber, benim için sorun yok,” dedi.
Lale ise dersleri boşluyor, gece kulüplerinde takılıyordu. Bir gün trene binerken huzursuz görünüyordu. “Ne oldu?” diye soran Nurten’e, “Hamileyim,” dedi. Kürtaj için para istedi ama Nurten reddetti:
“Sonra çocuğun olmaz. Ailene söyle, evlensinler.”
Lale öfkelendi: “Sevgilim kaçtı. Annem beni öldürür!” Sonunda doğum yaptı ama bebeği hastanede bıraktı. Nurten ise gizlice çocuğu evlat edindi.
Yıllar sonra kasabada karşılaştıklarında Lale, “O benim oğlum,” diyerek çocuğu kaçırdı. Ama kocası, “Ya çocuğu geri verirsin ya da boşanırız,” deyince Lale mecbur kaldı.
Polis gelmeden Nurten babasıyla kafede Lale’yi yakaladı. Çocuğunu kucağına alan Nurten, “Git artık,” dedi.
O günden sonra Lale bir daha görünmedi. Nurten ise oğluyla mutlu bir hayat sürdü. Bazen kadınlar, bir erkek yüzünden değil, evlat sevgisi yüzünden dostluklarını kaybederler.




