**Sabahın erken saatlerinde, güneş ışıkları pencereden sızarken Elif yatağında doğruldu. Uykulu gözlerini ovuşturdu, ferahlamak için yüzünü yıkadı ve demlediği taze çayını yudumlamaya başladı. Dışarıda yağmurdan arta kalan su birikintileri ve solgun ağaçlarla kaplı bir avlu vardı. Gökyüzü gri bir örtüyle kaplıydı, sanki birazdan kar taneleri yağacak gibi.**
Dışarı çıkması gerekiyordu, en azından çöpü atmak için. Kendine acımaktan, evde oturmaktan bıkmıştı. Hiçbir şey değiştiremezdi, Oğuz’u geri getiremezdi. Sevdiklerinden biri öldüğünde, sanki bir parçan da onunla birlikte ölüyordu. Elif içindeki boşluğu hissediyordu, ne yaparsa yapsın dolduramıyordu. Zaman acıyı iyileştirmiyor, sadece derinlere gömüyordu. Yorulmuştu, ağlamaktan, üzülmekten… Oğuz olmadan nasıl yaşayacaktı?
Üniversitede tanışmışlardı. İlk derslerinde yan yana oturmuşlardı. Oğuz neşeli, meraklı bakışlarla dünyayı seyrediyordu, tıpkı onun gibi. Sonra birlikte koridorlarda koşuşturmuş, doğru dersliği aramış, teneffüslerde yemekhaneye yetişmeye çalışmışlardı. Beşinci sınıfa geldiklerinde, birbirlerini yarım sözle anlarlar olmuştu.
*”Sensiz nasıl yaşarım bilmiyorum. Sınavları atlatıp dağılmayalım mı? Dinle, belki de ayrılmayalım?”* diye sormuştu bir gün Oğuz.
*”Ne öneriyorsun?”* diye karşılık vermişti Elif.
*”Benimle evlen.”*
Elif ciddileşmişti. *”Bana evlenme teklif ediyor musun? Bunu senden duyacağımı hiç düşünmemiştim. Belki de kabul ederim.”*
*”Gerçekten mi?”* diye sevinmişti Oğuz.
*”Niye seviniyorsun ki? Evlenmek için sadece teklif ve birlikte olma isteği yeterli değil. Aşk da lazım.”*
*”Seninle yıllar içinde kaynaştık. Kim demiş ben seni sevmiyorum diye? Ya sen? Beni seviyor musun?”*
Elif bu soruyu kendine çok kez sormuştu. Ve her seferinde cevabı “evet”ti. Başka bir kızla ilgilenseydi, ölürdü belki de… Ağustos sonunda bir nikâh yapmışlardı. Elif ailesiyle yaşıyordu, Oğuz ise küçük bir şehirden üniversite için gelmişti.
İki tarafın ailesi birleşip genç çifte bir stüdyo daire almıştı. Konuşmadan, çocuk yapmayı ertelemişlerdi. Elif’e göre her şey biraz oyundu sanki. Ama zaman geçtikçe mutlu bir hayatları olmuştu. İki yıl sonra Oğuz, arkadaşıyla küçük bir iş kurdu.
Elif risk almak istememiş, eski işinde kalmıştı. Eğer işleri batarsa, en azından bir geliri olacaktı. Ama Oğuz ve Volkan’ın işleri iyi gitmişti. Elif de eşinin yanına geçip muhasebeyi üstlendi, böylece sürprizlere yer kalmazdı.
İki yıl içinde geniş bir daire, araba aldılar, yılda bir iki kez yurt dışına tatile gittiler. Oğuz öldükten sonra Elif bilgisayarındaki tüm fotoğraf ve videoları sildi. Onlara bakamıyordu, her görüşünde hıçkırıklara boğuluyordu.
O lanet günü en ince detayına kadar hatırlıyordu. Hafta sonuydu, kahvaltı yapıyorlardı. Bir anda Oğuz’un telefonu çaldı, aceleyle hazırlanmaya başladı.
*”Nereye gidiyorsun?”* diye sormuştu Elif.
*”Volkan işi batırmış, müşteri parasını çekiyor. Gidip halletmem lazım.”* Kapıda Elif’in yanağına bir öpücük kondurup çıkmıştı. Onu son kez gördüğünü bilseydi… Hiçbir önsezisi yoktu. Sonradan pişman olmuştu, keşke onu yalnız bırakmasaydı.
Bir saat sonra polis aramış, Oğuz’un kaza geçirdiğini, hastaneye gitmesi gerektiğini söylemişti. Hemen taksi çağırmıştı. Oğuz ölseydi, direkt söylerlerdi diye düşünmüştü. Ta ki karşılamaya gelen komiser onu morga götürene kadar…
Oğuz’un ölümüyle Elif’in hayatı da bitmişti. Cenaze işlerini Volkan halletmiş, *”Merak etme, işe hemen dönmene gerek yok, kendine zaman tanı”* demişti.
Elif üzerindeki şort ve tişörtü çıkardı. Bütün sabah öyle dolaşmıştı. Oğuz onun bu halini çok sever, *”Çok seksi görünüyorsun”* derdi.
İki aydan fazla zaman geçmişti, artık inzivadan çıkma vaktiydi. Elif’in kendini toparlaması gerekiyordu. Çünkü şimdi Oğuz’un işinin yarısının sahibiydi. Yarın pazartesi, ilk adımı atmanın tam zamanıydı. Başaramazsa, Volkan’a hissesini satmayı teklif eder, bir yere tatile çıkar, sonra yeni bir iş bulurdu.
Elif çöp poşetini alıp dışarı çıktı. Hava göründüğü kadar soğuk değildi. Çöpü attıktan sonra biraz yürümeye karar verdi. Üşüyünce bir mağazaya girdi, oradan mavi renkli bir elbiseyle çıktı. Dayanamamıştı. İşe giderken giyecek bir şey lazımdı, eski elbiseleri üzerinde sallanıyordu.
Arkadaşı Tuğba bir keresinde *”Eğer ben ölseydim de Oğuz yaşasaydı, o kendini dört duvar arasına kapatmazdı”* demişti. Elif o zaman Tuğba’ya hak vermişti. Oğuz üzüElif bir süre düşündükten sonra derin bir nefes aldı ve hayatını yeniden inşa etmeye karar verdi, çünkü Oğuz’un onu güçlü biri olarak hatırlamasını istiyordu.




