Kaçırılan Gelin

**Kaçan Gelin**

Murat, trenden indi, kondüktöre el sallayarak eski tek katlı tren istasyonunun binasına doğru yürüdü. İçerisi büyük bir salondan ibaretti. Duvarlar boyunca bilet gişeleri, gazete ve içecek tezgâhları dizilmiş, ortada birbirine kaynaklı demir sandalyeler vardı. Girişin solunda, dolgun yanaklı bir kadının beklediği ufak bir büfe duruyordu. Ona yakın birkaç yolcu kendi trenlerini bekliyordu.

“Genç adam, yüz lira verir misin? Bilet için yetmiyor,” dedi belirsiz yaşlarda bir kadın, yanına sokularak. Kızarmış suratı, kötü sürülmüş makyajıyla dikkat çekiyor, nefesinden keskin bir alkol kokusu yayılıyordu.

“Peki ya bir şeyler ısmarlasam?” diye sordu Murat, kadını dirseğinden tutup büfeye yönlendirmek istedi. Ama kadın elini sertçe çekti.

“Bırak beni! Görünüşüne bakılırsa terbiyeli bir adamsın!” diye bağırdı tüm salona.

Konuşmalar anlık bir kesintiye uğradı, herkesin bakışları üzerlerine çevrildi, ardından hemen ilgisizliklerine geri döndüler.

“Defol git…” Kadın uzaklaştı.

Murat hafifçe gülümsedi, büfeye yöneldi.

“Doğru yapmışsın, evlat. Ona para vermemekle,” dedi büfeci kadın, başını sallayarak. “Her gün burada dilenir durur. Eskiden ne güzeldi, ama aşk insanı ne hâle sokuyor.” Bir iç çekti. “Bir çay, simit ister misin?”

“Hayır, teşekkürler. Şu an Mayıs Köyü’ne gitmem lazım. Otobüs nerede duruyor?”

“Mayıs Köyü’ne bugün otobüs yok. Yarın sabah beş buçukta var.” Kadın Murat’ın yüzünün düştüğünü fark etti. “Dışarıda hep özel taksiciler oluyor. Akşamları ek iş olarak çalışırlar, ama fahiş fiyat çekerler.”

Murat teşekkür etti, spor çantasını daha sağlam kavrayıp çıkışa yöneldi.

Dışarıda hava çabucak kararmıştı. Cebinden telefonunu çıkarıp bir numara çevirdi, kulağına götürdü. Ama kimse açmadı.

Tam o sırada istasyonun yanına gümüş rengi bir Renault yanaştı. İçinden genç bir kız fırladı, Murat’ın yanından hızla geçip istasyona girdi. Yüzü bir şekilde tanıdık gelmişti. Ama nasıl? Burası ilk gelişiydi, onu görmüş olamazdı. Merakla istasyona geri döndü. Kız, büfeci kadınla konuşuyordu.

“Bir çay içer misin?” diye sordu büfeci kadın.

“Teşekkürler, Teyze Emine, gideceğim,” dedi kız, dönerken Murat’a çarptı. “Affedersiniz, sizi görmemişim.”

Murat, masmavi gözlerini, dolgun yanaklarındaki gamzeleri görür görmez, hayatında bu kadar güzel bir kızla karşılaşmadığını fark etti.

“Şu arada, Vedat tam da Mayıs Köyü’ne gidiyor. Vedat, şu genci de alıver,” dedi büfeci kadın.

Kız Murat’a dikkatle baktı.

“Hoşça kal, Teyze Emine. Hadi gidelim,” dedi, Murat’a dönerek.

Murat, peşinden yetişmekte zorlandı. Vedat, yolcu tarafındaki kapıyı açtı, büyük bir paket çıkardı.

“İzin verin, yardım edeyim,” diye uzandı Murat.

“Gerek yok. İçinde duvak ve çiçekler var,” diye gülümsedi kız, gamzeleri beliriverdi. “Arka kapıyı açarsanız iyi olur.”

Paketi arka koltuğa koyduktan sonra Murat’a döndü. “Buyurun, binin.”

“Bekleyin. Siz Vedat’sınız! Ben de nereden tanıdık geldi diyordum. Gerçek hayatta fotoğraftakinden daha güzelsiniz,” dedi, şaşkın bakışını görünce aceleyle ekledi: “Ben aslında Engin’le düğününüze geliyorum. Askerden arkadaşız. Ama beni karşılamadı, aramalarıma da çıkmıyor.”

“Bugün onun bekârlığa veda partisi var,” diye açıkladı Vedat, gamzeleri tekrar belirdi.

“Fotoğrafınızı görmüştüm, Engin göstermişti,” diye ekledi Murat.

Araba, ormanın içinden geçen dar bir yolda ilerliyordu. Farların ışığı karanlığı yarıp ağaçların arkasına sürüklüyordu.

“Gece vakti ormanda tek başına araba kullanmaktan korkmuyor musun?” diye sordu Murat.

“Hayır. Zaten pek sık tek başıma çıkmam. Ama bugün Engin şehre benimle gelemedi.”

“Köyde çiçek mi bulamadınız?” diye merakla sordu Murat.

“Var tabii. Bu gelin buketi. Özel bir şey olsun istedim,” dedi Vedat, gözlerini yoldan ayırmadan.

“Ne çabuk oldu, düğün işi. Daha askerden geleli bir yıl olmuş,” dedi Murat, sonra birden kendini ele vermiş gibi hissetti.

“Biz Engin’le askere gitmeden önce anlaşmıştık. Döndüğünde evlenecektik,” dedi Vedat neşeyle.

Murat, onun gamzelerinden gözlerini alamıyordu.

“Yani sadece anlaşma yüzünden mi evleniyorsunuz? Aşk yüzünden değil mi?” diye sessizce sordu.

“Aşk yüzünden de,” dedi Vedat, onun yargılayıcı tonunu fark etmemiş gibi.

Bir süre sessizce yol aldılar.

“İyi araba kullanıyorsunuz,” diyerek sessizliği bozdu Murat.

“Engin öğretti, daha lisedeyken. Köyde nereye bırakayım sizi? Otele mi?”

“Sanırım,” diye karşılık verdi Murat.

“Biliyor musun? Sizi doğruca kafeye, bekârlığa veda partisine bırakayım, orada Engin’le hallolursunuz,” diye önerdi Vedat.

“Kafeye çantayla gitmek biraz tuhaf olur,” diye tereddüt etti Murat.

“Ben onu yanıma alayım. Sabah alırsınız. Öyleyse kafeye mi?” diye sordu Vedat, Murat’a hızlıMurat, Vedat’ın gözlerindeki güveni görünce, “Evet, kafeye gidelim,” diyerek gülümsedi ve artık hayatlarının bundan sonraki kısmının birlikte geçeceğini hissetti.

Rate article
Lifequest
Kaçırılan Gelin