Elif, Gökhan’ın gözlerini ilk gördüğü andan beri kalbini çalıvermişti. Zarif, sarışın bir kızdı, çekici kahverengi gözleriyle ofisteki herkesin dikkatini çekmişti. Kadınlar iki gruba bölünmüştü: kimisi saçlarının boyanmış olduğundan emindi, kimisi ise gözlerindeki rengin kontakt lenslerden kaynaklandığını iddia ediyordu. Zaman geçti ama Elif’in saç rengi değişmedi. Bazen bilgisayar başında gözlük takıyordu. Peki lens kullanan biri neden gözlük takardı ki?
Ofisin jigolosu Cem de Elif’e ilgi göstermişti, ama utangaç Gökhan’ın aksine hemen harekete geçti. Öğle aralarında kafeye davet ediyor, masasına kahve getiriyordu. Bir gün arabasıyla onu eve bırakmayı teklif ettiğinde, Gökhan’ın kalbi kıskançlıktan parçalanacak gibi oldu.
Gökhan, Cem’le nasıl rekabet edebilirdi ki? Cem kadınların gözdesiydi. Öyle tatlı sözler söylerdi ki kızlar mutluluktan erirdi. Bir sürü fıkra bilir, harika anlatırdı. Ama her zaman olduğu gibi, Cem bir kızı elde ettikten sonra sıkılır ve bir sonrakine yönelirdi. Bu sefer de Elif’e yönelmiş, daha önce ilgilendiği Sibel’i unutmuştu. Sibel tuvalette gözyaşları döküyor ve intikam planları kuruyordu.
Gökhan ise iri yarı, tombul yanaklı, hantal bir adamdı. Kare çerçeveli gözlükler ve bol kıyafetler giyerdi. Soyadı da tam ona yakışırdı: Topal. Tıpkı dünyaca ünlü bir romandaki adaşı gibi utangaç ve saf bakışlıydı. Ama bilgisayarlardan anlardı. Her sorunu çözebilirdi, neredeyse her sorunu. Bu yüzden herkes ona değer verirdi.
“Gökhan, yardım et!”
“Bilgisayarım çöktü…”
“Gökhan, bu videoyu düzenler misin?”
Gökhan bilgisayarın başına geçer, parmakları klavyede hızla dans ederdi. Kısa sürede her şey hallolur, sunum hazırlanır, video montajlanırdı.
“Çok teşekkürler, Gökhan!” diyen Selin ya da Defne, yanağına bir öpücük kondururdu. Gökhan kızarır, mahcup mahcup gülümserdi.
“Topal, sen bir dahisin! Ben bütün akşam uğraşırdım, sen yarım saatte hallediyorsun. Benden bir rakı borcun olsun,” diye söz verirdi erkeklerden biri, ama sonra unuturdu tabii.
Gökhan içki içmezdi. Bu yüzden kızlardan gelen teşekkürler ona daha çok keyif verirdi.
Aslında adı Gökhan değil, Gökhan’dı. Ama bir şekilde “Gökhan” ismi yapışıp kalmıştı. Kızardı, adım Gökhan, derdi, ama kimse dinlemezdi.
“Kızma be, güzel isim. Yakışıyor sana,” diye omuzuna vururdu Cem. Gökhan bunun iltifat mı yoksa alay mı olduğunu anlayamazdı.
Ünlü romandaki karakter gibi zengin bir mirasçı değildi. Annesi onu tek başına büyütmüştü. Gökhan büyüyüp babasını sorduğunda, annesi yalan söylememişti. Onu gençliğinin son demlerinde, kendine bir evlat olsun diye dünyaya getirdiğini anlatmıştı. Küçücük, zayıf ve pek de güzel sayılmayan bir kadındı.
Bir gün iş arkadaşlarından biri Elif’i eve davet etmişti. Orada genç bir adamla tanışmıştı. Bütün kadınlar evliydi, sadece Elif bekardı. Eve kadar ona eşlik etmesi gerekti. Elif hemen davetkâr bir tavırla ona bir fincan kahve teklif etmişti. Sonrası… Elif kimseye bu çocuğun kim olduğunu söylemedi. Neden bir gencin hayatını mahvetsindi ki? Doğan erkek çocuğuna dedesinin adını verdi: Gökhan.
Gökhan sessiz, akıllı bir çocuktu. Hiç sorun çıkarmazdı. Okul yıllarından beri bilgisayarlara merak sardı. Ama diğer çocuklar gibi oyun oynamak yerine, nasıl çalıştıklarını anlamaya çalışırdı. Kısa sürede para kazanabileceğini fark etti. Tabii daha iyi bir bilgisayarı olmalıydı. Annesi kredi çekti, oğluna pahalı bir işlemci, büyük bir monitör aldı. Biricik evladı için her şeyi yapardı.
Üniversitede bilgi teknolojileri bölümünü kazandı. Kısa sürede iyi paralar kazanmaya başladı. Annesi onunla gurur duyuyor, ona tapıyordu. İçki içmiyor, kulüplerde gezip tozmuyor, kavgalara karışmıyordu. Evde oturup çalışıyordu.
Gökhan iyi para kazanmaya başlayınca, annesi emekli oldu ve tüm zamanını oğluna adadı. Bol bol yemek yapıyor, börekler açıyordu. Gökhan da yiyor, kilo alıyordu. Sporla arası yoktu, bütün gün bilgisayar başındaydı. İşte böyle içine kapanık biri olmuştu.
Her anne gibi, Gökhan’ın annesi de oğluna iyi bir eş, torunlar hayal ediyordu. Arkadaşlarının kızlarıyla tanıştırmaya çalışıyordu. Ama Gökhan’ın kızlarla işi olmazdı. Ta ki Elif’i görünceye kadar. Dikkat mi? Uykuları kaçmış, iştihı kesilmişti. Sosyal medyadan fotoğraflarını indiriyor, saatlerce ona bakıyordu. Ama Elif onu fark etmiyordu. Hiç mi hiç.
Bir gün Gökhan işe erken geldi ve Elif’in bilgisayarını bozdu. O olmadan ne yapabilirdi ki? Bütün iş durmuştu, üstelik patron rapor istiyordu.
“Yardım et!” diye Gökhan’ın yanına koştu Elif.
Gökhan önemli bir ifadeyle bilgisayarda kurduğu engelleyici programı silmek için uzun süre uğraştı. Elif sinirle dudaklarını ısırıyordu. Sonunda sabrını test etmekten vazgeçti, programı sildi ve ayağa kalktı.
“Olmadı mı?” diye üzüldü Elif.
“Kullanabilirsin. Düzelttim,” diye küçümseyerek cevap verdi Gökhan.
“Gerçekten miGökhan o gece Lora’nın elini tuttu ve “Artık kimsenin bana ‘Topal’ demesine izin vermeyeceğim, çünkü sen bana nasıl gerçekten uçabileceğimi öğrettin,” dedi, gözlerinde yeni bir hayatın ışıltısıyla.




