Karanlık Dönem

Siyah Çizgi

Bütün on yedi yaşındaki kızlar gibi Umay da hayaller kuruyordu; okulu bitirip tıp fakültesine girmek, doktor olmak istiyordu. Büyük ve sonsuz bir aşk hayal ediyordu. On yedi yaşında kim etmez ki? Ama herkesin hayalleri gerçekleşmiyordu. Neden? Keşke bilseydi.

Annesi onu tek başına büyüttü. Umay gibi, o da gençliğinde bir prens hayal etmişti. Yakışıklı bir delikanlıya âşık olmuş, mutluluğu bulduğunu sanmıştı. Ama o bir kumardı. Nadiren kazanır, küçük kazançlarla iyice heyecanlanır, sonra büyük paralar kaybederdi. Tüm parasını kumar masasında harcar, kredi çeker, borca batardı.

Büyük bir borcu kapatmak için suç dünyasına girdi. İlk işinde yakalandı ve hapse düştü. Orada öldüğü söylendi, belki de öldürülmüştü. Bir gün iki tıraş kafalı adam Zeynep’in kapısını çaldı: “Kocanın borcu artık senin üzerinde,” dediler, tehdit ettiler. Ne yapabilirdi? Tüm eşyalarıyla birlikte evi borca verdi ve iki yaşındaki Umay’ı alıp nereye gideceğini bilmeden kaçtı. Belki de adamlar daha fazlasını alamayacaklarını anladılar, belki de ev borcun büyük kısmını kapattı, ama bir daha onu arayıp sormadılar.

Zeynep, kızıyla birlikte Adana’nın küçük bir kasabasına yerleşti. Güneşli güneyin bereketli topraklarının onları doyuracağına inanıyordu. Özel bir evde yaşlı bir Laz’ın yanında bir oda kiraladı. O para istemedi, sadece ev işlerine ve bahçeye yardım etmesini şart koştu. Karısı iki yıl önce ölmüş, yetişkin çocukları kendi aileleriyle ayrı yaşıyorlardı.

Zeynep kabul etti. Evi temizledi, yemek pişirdi, bahçede çapa yaptı, ürün topladı… Özel bir evde iş bitmezdi. Laz, yetiştirdiklerini pazarda satar, geçimini öyle sağlardı. İyi günlerinde Zeynep’e para verir, kendisine ve kızına giyecek almasını söylerdi. Bazen kendisi de onlara hediyeler alırdı. Zeynep neyin peşinde olduğunu biliyordu. Bu yüzden ona evlenme teklif ettiğinde şaşırmadı. Laz, kısa boylu, kel, iri göbekli ve ondan iki kat yaşlıydı. Hoşuna gitmiyordu, ama ne yapabilirdi? Hiçbir şeyi yoktu, kaçacak yeri de.

Öldüğünde ev ve bahçenin ona ve kızına kalacağına söz verdi. Zeynep razı oldu. Onunla geçen yıllar bir işkenceydi, ama seçme şansı yoktu.

Laz öldüğünde Zeynep rahat bir nefes aldı. Sonunda kendi evinde, kendi kurallarıyla yaşayacaktı. Daha ne isterdi ki?

Umay gerçek bir güzellik olmuştu. Buğday teni, ela gözleri, dolgun dudakları, düzgün burnu ve kıvırcık siyah saçlarıyla dikkat çekiyordu. İnce belli, zarif bir fiziği vardı. Genç erkekler de, yaşlılar da ona bakakalıyordu. Annesi nasıl endişelenmesin?

Zeynep Umay’ı sıkı bir disiplinle büyüttü. Kendi kaderini tekrarlamasından korkuyor, sürekli “Erkeklerde güzellik değil, güven ve varlık ara,” diyordu.

“Böyle bir güzellikle tüm kozlar senin elinde,” diye tembih ederdi.

(Geçmişteki kumarbaz kocanın izleri hâlâ duruyordu.)

Her gün, tatilcilerle ilişki kurmaması gerektiğini söylerdi. “Kullanır, giderler, sen de çocukla kalırsın.” Ama on yedi yaşında bunu kim düşünür ki?

İstanbul’dan bir üniversite öğrencisi akrabalarını ziyarete geldi. Umay’ı görür görmez aklını kaybetti. Zeynep’e dünürcü gitti. Babasının İstanbul’da büyük bir işi olduğunu, emekli olduğunda her şeyi kendisine bırakacağını övüne övüne anlattı.

Zeynep aptal değildi, bu palavraUmay gözlerindeki yaşları silerek İstanbul’un kalabalık sokaklarında yürümeye devam etti, artık geçmişin acılarını geride bıraktığını hissetti ve yeni hayatına umutla baktı.

Rate article
Lifequest
Karanlık Dönem