Küçük Çocuk

**Ateş**

Emir’in sıradan bir ailesi vardı. Annesiyle babası onu çok seviyordu, o da onları. Hafta sonları sinemaya, tiyatroya giderler, kışın buz patenine, yazın da güneye tatile giderlerdi. Kumlarda deniz kabukları toplarlar, babası Emir’e yüzmeyi öğretirdi… Sonra babasının çalıştığı şirket battı. Babası içkiye başladı. Sarhoşken hükümeti, cumhurbaşkanını, kanunları suçluyordu. İşini kaybetmesinde herkes suçluydu.

Annesi, bu sarhoş nutuklarından bıktığında babasına yatmasını söylediğinde, ona saldırıyordu. Son zamanlarda direk üstüne gidiyordu. Annesi Emir’i odasına gönderiyordu ama o yine de her şeyi duyuyor, çığlıklardan, kırılan tabakların sesinden irkiliyordu. Ne yapabilirdi ki?

Babası sonunda horultularla, ağır rakı kokusuyla uykuya daldığında, annesi Emir’in odasına gelir, dar yatağında ona sarılıp uyuyakalırdı. Emir, annesinin kollarındaki, hatta yüzündeki morlukları fark ediyordu. Sabah babası özür diliyor, bir daha asla annesine el kaldırmayacağına yemin ediyordu…

Sabah annesi sessizce kalkar giderdi. Ayılınca babası da “iş aramak” için evden çıkardı. Emir tek başına kalır, ödevlerini yapar, yemeğini ısıtıp yer, okula giderdi. İkinci öğretim üçüncü sınıftaydı.

Akşam her şey yeniden başlardı.

“Ne, baban yine dün gece kıyameti kopardı mı?” diye sordu komşuları Ayşe Teyze, duvarın arkasından.

“Evet,” diye kısaca başını salladı Emir.

“Annen neden polisi aramıyor?”

“Geç kalıyorum, okula yetişmem lazım,” diyerek hızla uzaklaştı Emir.

“Koş o zaman, koş,” dedi Ayşe Teyze arkasından bakarken, derin bir iç çekerek.

Okuldan döndüğünde, annesi mutfakta akşam yemeği hazırlıyordu. Babası evde yoktu, Emir buna sevinmişti. Masaya oturup basit okul haberlerini anlattı. Sonra da babasız daha iyi olduğunu, bir daha eve gelmese ne güzel olacağını söyledi.

Annesi ona yan gözle baktı.

“Zor bir dönemden geçiyor, yavrum. İşe girince her şey eski haline dönecek.”

Ama babası eve geldi, gürültüyle soyundu, bir şeyler düşürüp homurdandı. Annesi bir anda kaskatı kesildi, mutfaktan baktı.

“Odana git,” diye fısıldadı, Emir’i hafifçe iterek.

Emir odasında oturup dinledi. Ama bu gece her şey farklıydı, daha sessizdi. Sonra annesi kısa bir çığlık attı, ağır bir şey yere düştü. Emir saklandığı yerden çıkıp mutfağa baktı. Babası, bacaklarını açmış, yerde yatan annesine bakıyordu. Emir kendini tutamadı, çığlık attı. Babası başını çevirdi, kan çanağına dönmüş gözlerle ona baktı.

“Bak oğlum,” dedi.

Emir daireden fırladı, komşunun kapısını çaldı. Küçük bir titreme sardı onu. Ayşe Teyze anlattıklarından bir şey anlamadı ama polisi ve ambulansı aradı. Neredeyse aynı anda geldiler. Babasını götürdüler, annesini hastaseye kaldırdılar. Emir o gece komşuda kaldı.

Sabah Ayşe Teyze ile birlikte hastaneye gittiler. Anne tek başına bir odada yatıyordu, şeffaf tüplerle çevriliydi. Uyuyordu, Emir ona seslendiğinde, elini çekiştirdiğinde bile uyanmadı. Doktor Ayşe Teyze’yi koridora çıkardı, Emir annesiyle kaldı.

Onu uyandırmaya çalıştıkça çalıştı. Sıkıldı, komşu gelmiyordu, aramaya çıktı. Koridordaki kapılardan biri aralıktı. Doktorun birine, “Komada, uyanması zor, ama inanmak gerek…” dediğini duydu. Korktu ve hastaneden kaçtı.

Ayşe Teyze onu hastane bahçesindeki bankta buldu. Eve kadar yol boyunca ağladı. Ayşe Teyze sabrını tüketiyor, onu sakinleştirmeye çalışıyordu. Evde sordu:

“Annenle senin yakınların var mı?”

“Köyde büyükannem var,” dedi Emir.

“Uzak mı?”

“Otobüsle bir buçuk saat, sonra üç kilometre yürüme.”

“Yolu biliyor musun?”

“Ben küçük müyüm?” diye gücendi Emir.

“Yarın seni büyükannene götürürüm,” dedi Ayşe Teyze.

Ama sabah arkadaşının kızı arayıp annesinin ölmek üzere olduğunu, hemen gelmesi gerektiğini söyledi. Ayşe şaşkına döndü.

“Seni otogara götürüp otobüse bindiririm. Ben gelemiyorum, üzgünüm. Artık büyük çocuksun.”

Otogarda şoföre Emir’e göz kulak olmasını rica etti. O da söz verdi. Ve Emir tek başına büyükannesine gitti. Motorun monoton uğultusu ve yaşadıkları yüzünden çabucak uyuyakaldı. Gözlerini kapar kapamaz biri omzundan dürttü.

“Hey uyan, geldik,” dedi yan koltuktaki kadın.
Emir ayağa kalktı, çıkmak için yürüdü.

“Hey çocuk, diğerleriyle git, onlardan ayrılma. Seni götüremem, geri dönmem lazım,” dedi şoför.

Emir başını sallayıp otobüsten indi. İnsanlar hızla evlerine dağıldı, köyün arkasındaki yolda yalnız kaldı. Korktu. Ama güneş parlıyordu, ayaklarının altında tanıdık yaprak hışırtıları vardı. Kendine büyüdüğünü, yolunu bildiğini, şaşmaması gerektiğini söyledi ve cesaret vermesi için en sevdiği şarkıyı mırıldanmaya başladı: *”Karlar üstünde güneş yansır, yansır, yansır… Dağ başında Ateş durur, durur, durur…”* Eskiden annEmir köyün sonunda büyükannesinin kapısını görünce koşmaya başladı, çünkü artık geçmişin karanlığından kurtulup sıcak bir yuvaya, sevgi dolu kollarına dönüyordu.

Rate article
Lifequest
Küçük Çocuk