Damatlık elbisenle bir oyun mu oynayalım?

“Benimle evlenme elbisemi giymemde bir sakınca yok değil mi? Artık sana lazım değil ya,” diye alaycı bir gülüşle fısıldadı arkadaşı.

“Bence bu tam sana göre. Denediğin en güzeli,” dedi Aylin, arkadaşını eleştirel bakışlarla süzerek.

“Arkadaşınız haklı. Elbise size çok yakıştı. Eteği biraz kısaltıp belden daraltalım,” diye ekledi düğün salonundaki satıcı. “Duvarı da getireyim mi?”

“Ben duvarsız olanı istiyordum,” dedi Deniz, şaşkınlıkla.

“Getirin, ama çok uzun olmasın,” diye atıldı Aylin, arkadaşının aynada kendini seyredişini izlerken.

Şişme etek çan gibi ayaklarının etrafında dalgalanıyordu. Deniz, şimdiden bu elbiseyle Murat’ın ona bakarkenki hayran gözlerini hayal ediyordu.

Satıcı, saydam bir duvazı iki eliyle törenle taşıyarak geldi. Bir hareketle Deniz’in saçlarına nazikçe tutturuverdi.

“Hemen nikah masasına gidebilirsiniz,” diyerek gülümsedi satıcı, aynadaki Deniz’in yansımasına bakarak. “Eee? Alıyor musunuz?”

“Ne düşünüyorsun?” diye döndü Deniz, Aylin’e.

“Sen evleniyorsun, karar senin,” diye cevapladı arkadaşı, gözlerindeki kıskanç kıvılcımı saklayamadan.

“Evet, alıyoruz,” dedi Deniz, eteğini hafifçe kaldırıp aynanın önündeki basamaktan inerken satıcı onu durdurdu.

“Şimdi ustayı çağırayım.”

Deniz yapmacık bir iç çekti ama içten içe elbiseyle biraz daha kalabilmeye seviniyordu.

Eve giderken parkın içinden geçtiler.

Okuldan beri arkadaştılar. Aylin, köşeli, uzun boylu, keskin hatlara sahip, düz ve uzun burunlu bir kızdı. Hep Deniz’in güzelliğini kıskanırdı; küçük, hafif kalkık burnunu, dolgun yanaklarındaki gamzeleri… Daha da çok, Deniz’in normal bir ailesi olduğu için içi yanardı. Onlar içmez, her gün kavga etmezdi. Aylin’in babası, iki yıl önce sahte rakıdan ölmüştü. Annesiyle rahat bir hayata başlayacaklarını sanmıştı ama annesi giderek sinirli ve tuhaf davranmaya başlamıştı.

Deniz, prestijli bir üniversitenin saygın bölümünü bitirmiş, büyük bir şirkette çevirmen olarak çalışıyordu. Aylin ise biyoloji fakültesinin açıköğretim bölümünden mezun olmuş, çevre laboratuvarında çalışıyordu. İşinden nefret ediyordu ve bu da kıskançlığına tuz biber oluyordu.

Hem şimdi de bu sıradan kız mı evleniyordu? Murat, Aylin için hiçbir şey ifade etmiyordu ama işin aslı onu deli ediyordu. O da erkeklerle çıkmıştı ama hiçbiri evliliğe varmamıştı. Aylin, gösterişli bir beyaz gelinlik hayal ediyordu, daha da çok, annesinin yanından kaçmayı… Neydi Deniz’den eksiği? Neden ona bu kadar şans gülüyordu?

“Beni hiç dinlemiyorsun,” diye çekti Aylin’i kolundan Deniz.

“Ha? Ne dedin?” diye irkildi Aylin, gerçekten de dalıp gitmişti.

“Senin için buketi fırlatacağım dedim, yakında sen de evleneceksin. Şurada bir kadın takı satıyor. Dün gözüme çarpmıştı ama çok acelem vardı. Hadi gidip bakalım,” diye çekti Aylin’i banka doğru.

“Bu kadar ucuz takı ne işine yarayacak?” diye direndi Aylin.

Yaşlı kadına ve önündeki banka serilmiş parıltılı ama kalitesiz takılara kuşkuyla baktı. Güneşte parıldıyorlardı ama herkes koşturarak geçiyor, duranlarsa hemen ilgisini kaybediyordu.

“Şu yüzüğe bak,” diye çevirdi Deniz elindeki minik, beyaz taşlı yüzüğü. “Dener miyim?”

“Deneme parası almam. Ama sana satmam,” diye çıkıştı kadın aniden.

“Neden?” diye şaşırdı Deniz, elinden sevdiği yüzüğü bırakmadan.

“Yakında alyans takacaksın. Farklı metalleri aynı anda takmak ayıptır,” diye öğüt verdi kadın. “Şuna bak…” diyerek tezgâhta göz gezdirip, “İşte bu.”

Deniz’e ince bir zincire takılı, yuvarlak, ayna gibi parlatılmış bir madalyon uzattı.

“Deniz, bu kadar basit bir şeyi ne yapacaksın?” diye burun kıvırdı Aylin.

“Ne kadar?” diye sordu Deniz, arkadaşının yorumuna aldırmadan.

“Ne vereceksen. Hiç düşünmeden al. Sana mutluluk getirecek.”

“Zaten mutlu,” diye araya girdi Aylin.

“Sen kıskanıyorsun,” dedi kadın, Aylin’e keskin bir bakış fırlatarak.

Deniz çantasını karıştırdı, kadına üç yüz liralık banknot uzattı.

“Bundan fazla param yok,” dedi mahcup bir ifadeyle.

“Fazlası gerekmez. Sağlıkla tak,” diye gülümsedi kadın.

Ayrılır ayrılmaz Deniz, madalyonu boynuna geçirdi.

“Nasıl oldum?” diye sordu arkadaşına.

“Farklı,” diye kuru bir cevap verdi Aylin.
Ama madalyon onun da hoşuna gitmişti.

Bir hafta geçti. Öğle arasında Deniz, elbiseyi almak için salona uğradı. Denedi, artık üzerinde mükemmel durduğunu gördü. Giyinirken satıcı, elbiseyi ve duvazı büyük bir kutuya yerleştirdi.

“Bu kadar büyük kutuyu işe nasıl götüreceğim?” diye telaşlandı Deniz.

“Taksiyle eve gönderirsin. Ya da akşama kadar burada bırakabilirsin.”

Deniz kutuyu salonda bıraktı, satıcıya teşekkür edip işe koştu. Ofisten Murat’ı aradı ama kaç kere denerse denesin açmadı. Murat, evden çalışan bir yazılımcıydı ve telefonunu asla kapatmazdı. Müşterileri sık sık arardı.

Deniz, ne düşüneceğini bilemiyordu. İDeniz, Murat’ın gözlerindeki pişmanlığı görünce, kalbinin derinliklerinde sakladığı sevgiyle ona doğru bir adım attı ve artık geçmişin yaralarını sarmaya hazırdı.

Rate article
Lifequest
Damatlık elbisenle bir oyun mu oynayalım?