Küçük Ayşe’nin annesi, bir otelde temizlikçi olarak çalışıyordu ve kızını sık sık yanında götürürdü. Ayşe, otelin büyük lobisini çok severdi: duvardaki saatlerin hepsinin farklı zamanı göstermesi, kendiliğinden açılan cam kapılar, ayak seslerini yutan yumuşak halılar, otelin kendine has kokusu ve devasa aynalar…
Ama en çok lobideki güler yüzlü, şık ve kibar resepsiyon görevlilerini seviyordu. Ayşe, büyüdüğünde onlar gibi olmayı hayal ediyordu.
“Okulunda iyi çalışmalı, kibar ve terbiyeli olmalısın. Resepsiyonist, otelin yüzüdür,” diye açıklardı annesi.
“Benim yüzüm güzel. Zaten sen de hep güzel olduğumu söylüyorsun,” diye cevap verirdi Ayşe.
“Sadece güzel olmak yetmez. Birkaç yabancı dil bilmeli ve bu iş için eğitim almalısın. Büyü, okulunu bitir, sonra görürüz,” diye gülümserdi annesi.
Lisedeyken, Ayşe artık annesine otelin temizliğinde yardım ediyordu. Büyük aynalarda kendi incecik bedenine bakıp göğüslerinin küçük olmasına sinirlenirdi. Beş-on santim daha uzun olsa keşke, diye düşünürdü. Ama yüksek topuklularla sorun çözülürdü. En azından saçları kestane rengi, dolgun ve uçları kıvrımlıydı. Otelin resepsiyoninde çalışmak için gerekli her şeye sahipti.
Annesi yokken, Ayşe resepsiyondaki kızlarla oturup onları izler, işlerini nasıl yaptıklarını öğrenirdi. Onların gözetiminde, kendi başına da işleri halledebiliyordu.
Bir gün, resepsiyonistlerden biri hastalanmış, diğeri de annesinin cenazesine gitmişti. Resepsiyona annesi geçmişti, ama bir yandan da diğer işlerle uğraşamıyordu. İşte o an Ayşe yardım önerdi.
“Ne yapılacağını defalarca gördüm, halledebilirim,” dedi. Tabii kendi başına çalıştığından bahsetmedi, yoksa kızlara iş çıkardı.
Ve gerçekten de halletti. Herkes memnun kalmıştı, en çok da Ayşe kendisiyle gurur duyuyordu.
“Harika iş çıkardın. Eğer turizm okumaya karar verirsen, sana referans mektubu yazarım ve üniversite için güzel bir belge hazırlarım. Sonra seni burada işe alırız,” diye söz verdi annesi.
Liseyi bitirdikten sonra, Ayşe gerçekten de turizm bölümüne kaydoldu. Uzaktan eğitim alıyordu, böylece öğrendiklerini hemen pratiğe dökebiliyordu. Tam da şansına, resepsiyondaki kızlardan biri doğum iznine ayrılmıştı ve yerine Ayşe geçti.
Boş vakitlerinin hepsini İngilizce çalışarak geçiriyordu. Annesi kızıyla gurur duyuyordu. O hayatı boyunca temizlikçi olarak çalışmıştı, kızı ise daha şimdiden resepsiyonist olmuş, üstüne üniversite okuyordu.
Genç erkekler Ayşe’ye ilgi gösteriyor, ona iltifatlar ediyor, çikolata, parfüm ve çiçekler veriyorlardı.
“Gelen misafirlerle dikkatli ol. Onların hepsi seyahatteyken bekâr gibi davranır, sonra memleketlerindeki eşlerine ve çocuklarına dönerler. Sen de ortada kalırsın,” diye uyarıyordu annesi ve işvereni.
Ayşe artık birçok şeyi anlıyordu. Bir temizlikçi kız, bir misafirle ilişkisi olduğu için kovulmuştu. Adam, kızın parasını çaldığını iddia etmişti. Sonradan paranın kendisinin saklayıp unuttuğu ortaya çıkmıştı. Ama kızı yine de işten atmışlardı.
Otelde Ayşe, Mehmet’le tanıştı. Genç adam, komşu şehirden iş için gelmişti. Lobide oturup gazete okuyormuş gibi yapıyor, aslında Ayşe’yi izliyordu. Vardiyası bitince, onu sinemaya davet etti. Mehmet’le vakit geçirmek kolay ve eğlenceliydi. Ayşe’yi gururlandıran şey, altı yaş büyük bir erkeğin onunla ilgilenmesiydi.
Mehmet, iş seyahati bittiğinde geri döndü, ama sonraki hafta sonu tekrar geldi – bu kez Ayşe için. Ayşe, hafta boyunca heyecanla hafta sonunu ve Mehmet’in gelişini bekliyordu. Altı ay sonra Mehmet, şehre yeni açılan bir şubeye transfer oldu ve bir kamu lojmanına yerleşti.
O zamanlar ne kadar mutluydular!
Annesinin uyarılarına rağmen, Ayşe sık sık Mehmet’te kalıyordu. Sabahları onu nazik öpücüklerle uyandırırdı. Ayşe mutlulukla gülümser, ona daha sıkı sarılırdı…
“Evlenelim artık. Senden bir an bile ayrı kalmak istemiyorum,” diye fısıldardı Mehmet.
“Yine de iş için ayrılmak zorundayız,” diye gülerdi Ayşe.
“Evet ama işten sonra hep birlikte olacağız. Çocuklarımız olacak…”
Bu sözler Ayşe’yi gererAyşe, artık her şeyi geride bırakarak kendine yeni bir hayat kurmak için istasyona doğru yürürken, içinde kaybettiği umutların yerini yepyeni bir heyecanın doldurduğunu hissetti.




