Karar Ver: Onunla mı, Bizimle mi?

İşten çıktıktan sonra evinin yanındaki markete uğradı Zehra. Kasada sıra beklerken Raziye Teyze’yi gördü. Eskiden annesiyle aynı fabrikada çalışırlarmış. Annesinin bu eski arkadaşını her görüşünde durup sohbet ederdi Zehra.

Parasını ödedi, kasadan çekildi ve çıkış kapısında Raziye Teyze’yi beklemeye başladı.

“Merhaba,” diye selam verdi yanına gelen kadına. “Sizi görmeyeli uzun zaman oldu.”

“Zehracığım, merhaba. Hastaydım, evden çıkmadım. Gel bir yere oturalım, sana bir şey anlatacağım.”

Zehra’nın içine bir kurt düştü. Oğlu Cem 16 yaşında, zaten sancılı bir dönem. Kızı Elif de 13’ünde, ergenliğin tam ortasında. Acaba bir şey mi yaptı? Yüreğine bir ağırlık çöktü. Market poşetinin ağırlığından elleri uyuşmuş, parmakları kesiliyordu sanki. Meşgulüm deyip hemen uzaklaşmayı düşündü ama fırsat bulamadı. Raziye Teyze durdu ve Zehra’nın kulağına alçak sesle, iyice yaklaşarak fısıldadı:

“Yanlış anlama, dedikodu yapmıyorum. Gözlerimle gördüm, anlatıyorum. Sen bana yabancı değilsin, gözümün önünde büyüdün. Eşin Mehmet, karşıdaki binadaki genç kadına gidiyor. Onun pencereleri tam benimkinin karşısında. Ne zaman gelse, perdeleri çekiyorlar hemen.”

Zehra’ya önce buz gibi bir su dökülmüş, sonra da ateş basmış gibi oldu. Böyle bir şeyi asla beklemezdi. Herkesten beklerdi ama Mehmet’ten asla.

“Seni uyarmak istedim. Kendim de çok üzüldüm. İki çocuğunuz var. Ya ciddiyse bu iş? Müdahale et, eşinle konuş, daha vakit varken.”

“Evet, gideyim artık Raziye Teyze,” dedi Zehra. Hızlı adımlarla marketten çıktı, eve doğru yürümeye başladı. Raziye Teyze’nin acıyan bakışlarından, sözlerinden kaçmak istiyordu. Oysa aynı apartmanda oturuyorlardı, yolları ortaktı. Bunu bile unutmuştu.

Hızlı hızlı yürümekten nefesi kesilmişti. Anahtarı zorlukla kilide sokabildi. İçeri girdi, şilteye çöktü ve ayaklarının dibine poşeti bıraktı. Poşet düştü, içindekiler yerlere saçıldı. Zehra hiçbirini fark etmedi, duyduklarıyla sarsılmıştı. Gürültüye Elif geldi, poşeti toplamaya başladı.

“Mutfağa götür, ben birazdan gelirim,” dedi Zehra, kızını yanından gönderirken.

“Nasıl yapabilir? Raziye Teyze görmüş, başkaları da görmüş olabilir. Ya çocuklar? Ben nasıl fark etmedim?” diye düşünüyordu, üzerini değiştirirken.

“Anne, hasta mısın? Yüzün çok soluk…” diyecek oldu Elif.

“Git odana. Biraz yalnız kalmam lazım,” dedi Zehra sertçe.

Elif tereddüt etti ama annesini yalnız bıraktı.

“İyi ki Mehmet evde yok. Kendime gelmem için zamanım var. Yoksa kapıdan girer girmez patlardım. Duygular kötü danışmandır.”

Zehra ayağa kalktı, mutfağa geçti. Çaydanlıktan bir bardak su doldurup yudum yudum içti, sakinleşmeye çalışıyordu. Bir nebze olsun rahatlamıştı. Sonra yemek yapmaya başladı. Ama ellerinden her şey dökülüyordu.

Tavada köfteler kızardı, dolaptan önceden haşlanmış makarnayı çıkarıp kızartacaktı. Ara ara camın kenarına gidiyor, karşıdaki binaya bakıyor, Raziye Teyze’nin penceresini arıyordu.

Anahtar sesiyle irkildi. Hemen ocağa döndü. Kısa bir süre sonra arkasında ayak seslerini duydu.

“Ne güzel kokuyor,” dedi Mehmet neşeyle.

“Üzerini değiş, ellerini yıka, yemek yiyeceğiz,” dedi Zehra. Sesi metalik bir tınıyla çınlıyordu.

“Bir şey mi oldu?” Mehmet yanına gelip yüzüne baktı.

“Markette Raziye Teyze’yle karşılaştım,” dedi Zehra, yutkunarak. “Dedi ki… hastaymış, evden çıkmamış. Ben de ziyaret etmemişim, merak etmiş.”

“Bu yüzden mi üzgünsün?” diye sordu Mehmet.

“Hayır. Dedi ki seni karşıdaki eve girerken görmüş.” Son cümleyi kısık bir sesle söyledi, yüzünü Mehmet’e dönerek.

“O dedikoducu ihtiyar daha neler anlatmış?” diye çıkıştı Mehmet sinirle.

Ama Zehra, onun kaçamak bakışlarından her şeyin doğru olduğunu anlamıştı. Oysa umutlanmıştı…

“O görmüş, başkaları da görmüş. Sen ne düşünüyorsun? Ya çocuklar duyarsa?” diye ekledi Zehra, kapıya doğru bakarak. “Böyle devam edemem. Seni anlayıp da affedemem. Karar ver, ya oradasın, onunla, ya da buradasın, bizimle.”

“Zehra…” Mehmet ellerini onun omuzlarına koydu. Zehra irkildi.

“Bana dokunma!”

“Anne, baba, neden bağırıyorsunuz?” diye bir ses duyuldu mutfak kapısında. Cem gelmişti. Zehra onun geldiğini bile duymamıştı.

“Ellerini yıka, Elif’i çağır, yemek yiyeceğiz,” dedi Zehra, zoraki bir gülümsemeyle.

Birkaç gün boyunca Mehmet’le bu konuyu hiç konuşmadılar. Gerilim artıyor, birikiyor, patlamak için zemin arıyordu. Zehra, Mehmet’in özür dileyeceğini, bir daha gitmeyeceğini söyleyeceğini ve her şeyin eskisi gibi olacağını umuyordu. Ama bir yandan da Mehmet giderse çocuklarla üç kişi nasıl yaşayacaklarını düşünmeden edemiyordu.

Bir gün, çocuklar evde yokken – Cem dışarıdaydı, Elif de arkadaşının doğum gününe gitmişti – Mehmet öksürdü ve konuşmaya başZehra uzun bir sessizliğin ardından derin bir nefes aldı ve Mehmet’in gözlerine bakarak, “Belki de hepimiz için yeni bir başlangıç yapmanın zamanı geldi,” dedi.

Rate article
Lifequest
Karar Ver: Onunla mı, Bizimle mi?