Yeter ki bana para ver, çocuğunu alabilirsin; onu görmek istemiyorum.

**Günlük Sayfası**

“Al çocuğu, sana vereyim, gözümde değil. Görünce bile sinirim. Ama karşılığıyla bana para ver,” dedi Ayşegül.

Emine’nin uzunca yüzü, biraz patlak koyu kahverengi gözleri, iri dişleri ve ağır bir çenesi vardı. Saçları ise gür, koyu renkli ve büyük bukleler halinde dalgalıydı. Eğer topraksa, kabarık bir topuz oluşturuyordu, ama o zaman yüzündeki kusurlar daha belirgin oluyordu. Bu yüzden Emine hep saçlarını açık geziyordu.

Vücudu da pek iyi değildi, sanki beceriksiz bir usta yoğurmuş gibiydi. Ama kıyafetlerle bunu saklayabiliyordu, yüzü ise…

Bazen sokakta bir erkek arkadaşlarından biri ona sesleniyordu:

“Hey kız, tanışalım mı?”

Ama Emine döndüğünde, “Yanlış kişi sandım,” diye kekeliyor ve hemen uzaklaşıyordu.

“Bu çirkinin bu saçları niye var ki?” diye içi giden sınıf arkadaşları fısıldaşıyorlardı.
Emine de seve seve onları sıradan, soluk saçlarla değiştirirdi, yeter ki yüzü biraz daha güzel olsun.

Arkadaşı yoktu. Ama bir erkek arkadaşı hoşuna gidiyordu. Sıra arkadaşıydı, bazen ödevlerini istiyor ya da sınavda kıyaca bir bakış atmasını bekliyordu. Emine çok iyi bir öğrenciydi.

Bir gün bu çocuk onu sinemaya davet etti. Emine yedinci kat gökyüzündeydi. Filmden sonra eve doğru yürürken sohbet ettiler. Çocuk sık sık arkasına bakıyordu.

“Kimden saklanıyorsun? Benimle görülmekten utanırsın, değil mi?” diye direkt sordu Emine.
Çocuk kıpkırmızı oldu, mahcup düştü.

Evlerinin önünde beceriksizce bir özverici bir öpücük kondurdu. Tamam, arkadaşlarının kahkahaları duyuldu. Emine hemen anladı. Çocuklar iddiaya geçmişlerdi, arkadaşlarının “çirkin kızı” öpeceğine dair.

“Ne vaat edildi sana?” diye bağırdı Emine çocuğun yüzüne, sonra eve kaçtı.
Bir daha ona bakmadı, ödevini bile vermedi.

“Üzülme, daha çok var sana uyacak erkek. Ben evlendim, sen de evlenirsin,” diye teselli etti, onun gibi güzel olmayan annesi.

Emine okulu altın madalyayla bitirdi, üniversiteye ekonomi bölümüne girdi. Kolayca okudu ve kırmızı diplomayla mezun oldu. Ama diğer, çok daha güzel sınıf arkadaşlarına gıpta. Onlar eğleniyor, nişanlanıyor, hatta üniversite sırasında çocuk doğuruyorlardı.

Mezun olunca babası, ünlü bir avukat olarak birçok bağlantısını kullanarak onu büyük bir şirkete yerleştirdi.

İş arkadaşları eve koşuyorlardı. Kocalar, her daim hastalıklı çocuklar bekliyordu. Emine ise geç saatlere kadar kalır, işleri yetiştirirdi. Gideceği bir yer yoktu. Bu yüzden çalışanlar ona güveniyor, patronlar takdir ediyordu.

İyi niyetlerine karşılık iş arkadaşları ona eşlerinin arkadaşlarından tanıştırmaya çalıştı. Genelde boşanmış, eski eşine evi bırakan, kirada yaşayan erkeklerdi. Düzgün bir liman arıyorlardı. Bu kadarını Emine de yakıştırabilirdi. Ama o istemiyordu. Genç kız güzel bir aşk hayal ediyordu. Geceleri ağlıyor, bu çirkin yüz için kaderi suçluyordu.

Sonra babası öldü, iki yıl sonra da annesi. İkisi de geç yaşta evlenmiş, tek çocukları olmuştu. Emine dünyada yapayalnız kaldı. Yaş ilerliyordu, çocuk yapma şansı gün geçtikçe azalıyordu.

Bir iş arkadaşı ona bir tatil önerdi.

“Genel müdürümüzün de benzer sorunu vardı,” diye fısıldadı. “Adam çok sağlam, yakışıklı ama çocuk yapamıyordu. Karısı çocuk istiyordu ama boşanmak istemiyordu. Ev, arabalar, statü… Doktorlar tatil önerdi, açıkça.”

Tatilde genç bir garsıyosnı buldu, kan grubunu öğrendi. Anlamıyor musun?

“Müdürün özeline nasıl vakıf oldun?” diye fısıldadı Emine.

“Önemli değil. Şimdi herkes mutlu. Tatilde herkes tek, evli olsa bile. Güneşlenir, dinlenirsin, belki birini bulursun. Ama güzelini seç, çocuğun düzgün olsun.”

“Safkan köpek mi seçiyoruz?” diye tepi gösterdi Emine.

“Öyle. Burada da çıkabilir ama sonra eşiyle başınacaa bela olur. O kadar kişi var, kimse kimseye karışmaz.”

Pek inanması da tatile çıktı. Bir akşam sahilde gezerken hoş bir adamla tanıştı. Tam sıfatsız: uzun boylu, geniş omuzlu, yakışıklı. Emine ayağının burunmuş gibi yaptı. Adam çantasını alHavuza düşecekmiş gibi yaptı, bekâr adam hemen atılıp koluna girdi, böylece başlayan sohbetleri Emine’nin hayatının dönüm noktası oldu.

Rate article
Lifequest
Yeter ki bana para ver, çocuğunu alabilirsin; onu görmek istemiyorum.