“Güvenen Koca ve Zehirli Şişe”
“Geldik, anne,” dedi Lev, arabadan kapıyı annesi için açarken.
Ayşe çıktı ve gözlerini evlerinin pencerelerine kaldırdı. Derin bir nefes aldı.
“Ne oldu, anne? Yine mi kötü hissediyorsun?”
“Yok, oğlum,” dedi Ayşe, oğlunun gözlerine bakarken. O gözlerde samimi bir endişe vardı. “Bütün bir ömrü bu evde geçirdim. Önce ailemle, sonra kocamla. Seni de bu eve getirdim hastaneden. Ne kadar tatlı bir bebektin.” Durakladı. “Hatırlıyor musun, tadilattan sonra perdeleri birlikte seçmiştik? Şimdi ise…” Tekrar pencerelere baktı.
Ne çok zaman geçirmişti mutfak penceresinden, kocası Mehmet’i beklerken. Onu avludan girerken görür görmez, yemeğin soğumadığından emin olurdu. Çaydanlığın altında hep yanan bir ocak bırakırdı. Mehmet, kaynar çayı küp şekerle içmeyi severdi. Şekerli ya da lokumlu çayı asla kabul etmezdi. Köy kökenleri belli ediyordu.
“Hadi, anne,” dedi oğlu, eline dokunarak onu anılarından uyandırıp. “Ayşegül bizi bekliyor.”
“Ayşegül…” diye çıkardı Ayşe bir iç geçirerek. “Bir kez bile ziyaretime gelmedi. Ölmemi mi bekliyordu?”
“Anne, yeter!” diye sertçe kesti oğlu.
Şehrin göbeğindeki eski apartmanın ikinci katına çıktılar. Oğlu, üzerinde babasının isminin yazılı olduğu, “Prof. Dr. Selim Arslan” tabelasının izlerini taşıyan ağır kapıyı açtı.
Gelinleri Ayşegül odadan başını uzattı, homurdandı ve kayboldu.
“Buyur, anne, hemen çay yapayım, limonlu, senin sevdiğin gibi,” dedi Levent.
Ayşe, eskiden oğlunun, daha da önce kendi kız odası olan küçük odaya geçti. Yıpranmış kanepeye ağırca oturdu, başını arkaya yasladı ve gözlerini kapattı.
“Şimdi ne olacak?” diye düşündü.
***
Ayşe geç evlenmişti. Profesör olan babası, onun kendisinin izinden gidip bilimle uğraşmasını istemişti. Pek çok erkek onunla ilgilenmişti. “Acele etme, kızım. Erkekler babamın adını istiyor, seni değil,” demişti annesi.
Ama otuzuna geldiğinde, garip bir asistan olan Mehmet’e âşık olmuştu. Babası ona hayrandı, büyük gelecek vaat ediyordu. Belki de bu yüzden evliliklerine izin vermişti. Bir yıl sonra baba emekli olmuş, kürsüyü damadına bırakıp köye, doğaya yerleşmişlerdi.
Mehmet’le iyi geçiniyorlardı, ama bir türlü çocukları olmuyordu. Ayşe umudunu kesmişti ki hamile kaldı. Ne çok sevinmişlerdi! Oğlu doğunca, bilimi bırakmak zorunda kalmıştı. Mehmet de onun evde kalıp çocuk büyütmesini istemişti.
Kendisi kürsüde gece gündüz çalışıyor, makaleler yazıyordu. Kıskananlar da eksik olmadı. Levent, dedesinin adını taşıyordu, yedinci sınıfAyşe o günden sonra bir daha asla Ayşegül’ü görmedi, ama içindeki huzur ve oğlunun mutluluğu ona her şeye rağmen hayatın güzelliklerini hatırlattı.




